HAKİKATİ BULMAK YETMEZ

Hikmet okyanusunda yüzen bir balık misali okyanusun tümünü müşahede edemesek de, kulaç attıkça anlarız ki varlığımızın dışındaki varlık bizden, hatta tahayyül ettiğimizden çok daha büyüktür. Kulaç attıkça sonu gelmeyen evren bizi daha da küçültür. Evreni ne ölçüde tanırsak o nispette küçüklüğümüzü müşahede ederiz ve tevazudan başka hiçbir şey bizi “gerçekten küçük” olmaktan kurtaramaz.

Hiçbir şeyin farkında olmayan bir hayvanın, bir yaprağın, bir insanın madde ve zan sınırları içinde ölüp yok olması mümkün görünebilir. Fakat hakkın ve hakikatin farkında olanın yok olması hayatı anlamsız kılacağı için imkânsızdır. Hakikat boşu boşuna kıymetli ve var olamaz. Madde bizi manaya, mana ise hakikate taşır. Dersin, dershanenin, ders almanın varlığı bizi bir “ders veren' e götürür. Bilginin var edicisi elbette ‘en bilge'dir. Sadece aklı ve akletmeyi var etmesi bile ‘en üstün'lüğünün delilidir. Zekânın boşuna var olmadığının anlaşılması çalıştırılmasına bağlıdır. Hikmet mükevvenatı boşu boşuna kuşatmış değildir. Her varlıkta, her an ve mekânda hikmetten bir pay bulabilmemiz başıboş olmadığımızın göstergesidir.

Büyüklük ya da yücelik hakikatle olan alaka kadardır. Hakikatten ne kadar uzak isek herhangi bir varlığın uzaklaştıkça küçülmesi gibi oluruz. Şu halde hakikatle alaka gereklidir. Bunun için aklımızı ve gönlümüzü çalıştırmalıyız.

Hakikat çabasız bulunabilir. Çaba bulduktan sonra içine girmek ve içinde layıkıyla barınabilmek için gerekir. Bazılarının sandığı gibi kimse kimseden daha şanslı değildir. Bu kalp gözüne illüzyondur. Yani göründüğü gibi değildir. Görmenin keyfiyeti bakmanın keyfiyetine bağlıdır. Tek gözle bakan çift boyutlu göremez. Tek gözle bakanlar her şeyden söz edemezler. Tek gözle bakmanın “her şeyi” görmeyi engellediği gibi, kalp gözüyle bakmak da “hiçbir şeyi” görmeyi engeller.

Hakikati tespit ve ispat neticede aranmalıdır. Sen bu yol ya da uğurda nasıl bir şekil aldın? İlerledin mi? Geliştin mi? Her geçen gün kendini daha da aydınlanmış hissederken tevazuun artıyor mu? Yoksa sen büyük bir makama çıkıp kibirlenmiş şu sürüsüne bereket dangalaklardan mısın? Makamın büyüklüğü 5 olsun ve kişilik 3 olsun; bir çıkarma işlemiyle geriye kalan 2'lik bir kibir demektir. Eğer makamın büyüklüğü 3 ve kişilik 5 ise; bu 2'lik bir tevazudur. Demek ki kriter “makamın” ve “kişiliğin” nisbiliğidir. Aşağılıklar yukarıya alınırsa yukarısı aşağılanır. Zirve herkesin ayağının altına layık değildir.

Sen senin doğrularına göre doğru olurken hakikatte çok yanlış olabilirsin. Daha da yanlış olan bunun farkında olmamak. Bundan daha yanlış olanı ise üstüne üstlük bir de bunu savunmaktır. Böylece hakikat adı altında bile yığınlar kandırılırlarken, kurnaz şarlatanlar ulaşıp etkileyebildikleri salakları toplumdan ayıklayıp peşine takar. Kandıran memnun kandırılan memnun olunca da zaten bu salaklığın ömrü de uzun olur.

Hakikat aşikâr olduğundan onu sırlarda arayanlar bulamazlar. O süslü paketlerin ya da define sandıklarının içinde değildir. Onu aramaya kalkmak yüzen bir balığın suyu arayıp da görememesine benzer. Sudan bakan sudakileri aradıkça suyu göremez. Hakikatten bakan da varlıkları (maddeyi) aradıkça hakikati (manayı) göremeyecektir. Bu durumda onu görememek hakikatin değil, arayanın sorunudur.

Her şeyin bir sahtesi olabildiği gibi hakikatin de olabilir. Sana göre bana göre ona göre olan görecelikler hakikat olamazlar. Çünkü hakikat kuşatılamaz.

Pekâlâ, hızlandıralım öyleyse... Hakikat Allah'ın varlığı ve O varlığın Kur'an'daki tüm mesajları. Ne oldu şimdi, bulduk ve iş bitti mi? Hayır şimdi başladı. Bizi sorumlu kılıyor. Allah'ın varlığına gözünle görüyormuş gibi bile inansan, şayet sadece ve sadece şirk varsa, bittin... İşte şimdi halt ettin. O zaman seni ne inancın kurtarır, ne hadislerde yaşayan mehdi, ne uyduruk şefaatçiler, ne şair bir fasih, ne de beklenen bir Mesih... Ona ortak bulacak kadar beyinsiz olduktan sonra onu hakikaten bulmuş da sayılmazsın...

Zaten ayet şöyle: “Koştukları ortaklarından da kendilerine şefaat eden hiç bir kimse çıkmaz; ortaklarını inkâr ederler.” (Rum: 13). Kurtarsın bakalım kurtarabiliyorsa... Hayat tek şansıydı. Şirkin affı yok. Geriye dönüş ve telafi de yok... Bitti!


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.