AYDIN OLMANIN KRİTERLERİ

Aydın olmak aydınlıkla yani ışıkla ilintili olmalı. Işık da karanlığın sakladığı gerçeği ortaya çıkarıp gözler önüne sergilediğine göre, aydının ispatçı olması ve gerçeği sergilemesi gerekir. Peki televizyonlarda aydın imajı vererek konuşan siyasetçiler, gazeteciler hatta akademisyenlerin bazıları gerçeği saklıyorlarsa bunlar nasıl aydınlardır? Karanlık odanın lambası gibi durup, boş tenekenin sesi gibi gürültüyle avaz avaz bağırarak konuşanlar aydın olamazlar.

Her şeyden önce aydının işi gerçeği sergilemektir. Bunun için delilleri kullanır. Delilleri usullü bir şekilde elde eder. Usullü olmak onun aldığı eğitimin olmazsa olmazı, kalitesi ve nihayetidir.

Herkesin genel geçerli normlara uyduğunu ve bu normların zan değil, delil olduğunu bir tahayyül etsenize. O zaman ne hurafe kalır, ne yalan dolan... Ne iftira kalır, ne sahtekarlık... Ne cehalet kalır, ne önyargı... Zaten cehaletin menşei bilgisizlik ve önyargıdır.

Bu nedenlerden dolayı aydın ölçülü adamdır. Akademik usullerle meselelere temkinli yaklaşır. Mantığı hislerinden önce devreye girer. Gerçeği tespit ettiğinde elde ettiği sonuçtan hoşlanmasa da adaletle onu açığa çıkarır. Adaleti, sevdiği kimsenin adaletsizliğine tercih eder.

O zaman sözüm ona aydınlar ya da aydın müsvetteleri yahut sahte aydınlar birer psikiyatrik hasta olarak ele alınabilirler. Kimseye bedenen zararları olmadığından tımarhaneye atılmalarına gerek yoktur. Ancak kendileri gibi hastaları etkileyebilecekleri için akıllılar için de bir mahsuru yoktur.

İnsanı aydın yapan bilgisinin miktarı ya da niteliği değil, bilgiye yaklaşım usulüdür. Aklını disiplinli işletmesidir. Niteliği de zaten bu belirler. Bilgiye tarafsız, önyargısız, bağımsız, özgür, mukayeseli, ispatlı mı yaklaşıyor? Ölçülü mü yaklaşıyor? Yoksa kafasında bir önyargı oluşmuş ve ona uyacak bilgilerin mi peşinde?

Kriterler belirlenmedikçe herkes için aydın değişecektir. Kriterler de genel geçerli bilimsel kurallar olarak ölçü değerindedirler. Yoksa herkes kafasına göre kriter belirleyemez. Bunu ilim adamları tecrübeleriyle belirlerler. Tıpkı trafik işaret ve kurallarının belirlenmesi gibi. Uzmanlar  kuralları, kurallar toplumu  belirlerler.

İki aydın adam tartışıyorlarsa önyargı vardır veya kriterlere uyulmuyordur. Genellikle idealist tipler camiasına özgü kriterlerle otarıldıklarından ve özgür olmadıklarından tartışmacıdırlar. Sizin onun renginde olmadan ve onun hapishanesine tıkılmadan onunla kader arkadaşı olamaz ve onunla anlaşamazsınız. Bu nedenle bir tarafın diğer tarafın doğrusunu özellikle tartışma sonrasında apaçıklıkla kabul edecek kadar egosunu yenebildiğine neredeyse hiç rastlanmaz.

Aydın adam kolay kolay yanılmaz. Çünkü kriterlidir. Kriter bilimsel ise kolay kolay yanıltmaz. Bilim adamı ya araştırmak için konuşur yahut elde ettiği sonuçları sunmak için. Ama iddia ettiğinde söylediklerini önemsemek gerekir. Çünkü gerçek olma ihtimali ancak bu kadar yükselebilir. Gönül isterdi ki eğitim sistemi ezber değil, fikretme üzerine bina edilsin ve aydınlar ilmin saygınlığını egolarının saygınlığına tercih etsinler. Akademisyen oldukları için herkesten saygı görmeleri egolarını kişiliklerinden daha yukarı taşıyınca tartışmadan gakip ayrılmaktan başka doğrusu yoktur. Fakat kişiliği egosununun üzerinde olan biri egosunun değil, gerçeğin galibiyetini önemser.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.