AKLI İŞLETME KRİTERLERİNİN HALKA YAYILMASI İNKILABI

Bilim milattan öncesinden beri önemini hiç yitirmemek üzere varlığını sürdürüyor. Bazen bilimsel kriterlere uymadığı için bilimci rezil olsa bile, bilim hep vezir. Bilimcinin kastederek yaptığı veya yapmadığı hata bilimi bağlamaz. Bütün bu gerçeklerin yanı sıra dürüst bilimcilerin varlığı ve tefekkürü metodolojiyi doğurdu. Metodoloji bilimi adeta rayına oturtarak yüz yılda birkaç çağ atlatacak kadar hızlandırdı ve arındırdı. Bu arınma zaman kaybına, muallâka ve kusura karşı kesinliğin meydan okumasıydı. Teori atölyesi kesinliğe ulaşmayan bilgileri atölyeden dışarı çıkarmadı.

Bilim özetle şudur:

Bilim anlamak için vardır. Duyu organlarımızın algıladığı her şey ancak bilimle tanınır. Onu anladıktan sonra açıklamak da bilimin görevidir. Kendisi anlamakla yetinmez herkesle paylaşmak ister. Bunları gerçekleştirirken kriterlere uyar ve yeni kriterler kazandırarak yasalar çıkarır. Bilimin bu araştırma ve incelemesinin adı deneydir ve denemeler sonuca varmak içindir. Fakat sonuçsuzluk her zaman olumsuzluk değildir. Bilimde sonuçsuzluk bazen cevap olabilir ve deneyde değişikliği gerekli kılarak sonuca yaklaştırabilir veya yapılan araştırmanın beyhude olduğunu kesinleştirip bir değişikliğe gitmemize neden olabilir.

Bilim genel geçerlik ve kesinlik ister. Göreceli doğrularla vakit kaybetmez ve zaten rölativizm bir bilim değil, felsefedir. Bilim herkese dönüktür. “Bence” değil, “herkesçe” yani “kesin olan” asıldır.

Felsefe yani filozofi “bilgi sevgisi” yani “bilgiyi sevmek” anlamında bir sözcüktür. Bilim sevmekle yetinmez ve bilgiye ulaşmak için çabalar. Kesin bir sonuç alana kadar bu çaba sürer. Bu kesinlik bazen bu çabanın sonunda çıkar; bazen ise çaba değişikliğinin sonunda.

İnsanın bilme isteği akıllı olmasının tabii sonucudur ve çoğu zaman da ihtiyacıdır. Bazen basit bir merak iken, bazen hayati bir ihtiyaçtır. Bilim beynin yükünü artırırken,  bedenin yükünü azaltır. Dünyayı küçülterek mahalli insanı global yapar. Hakikati somutlaştırır; hakikatin içinde gezdirir.

Bilimin konuları sınırsızdır ve bir ihtiyaç olarak süreklidir. Bilgi değişime ve gelişime dönüktür. Yanlış bilinen doğruları ve doğru bilenen yanlışları süreç içinde belli eder. Bilim gözlenebilir, nesnel, mantıklı, eleştirel, denetleyici, belirleyici ve genelleyicidir. Pratik, entelektüel ve ahlaki değer kazandırır. Bilimsel yazım kurallarıyla bilimsel bir topluluk tarafından değerlendirildiğinden hata payı minimumdur ve bu bile açıklanır. Yani sonuç ne kadar belli ise o kadar belli edilir.

Bilimsel bilgi objektiftir. Zaten objektif olmayan test edilemez; hatta tasvir ve tarif edilemez. Böyle olunca da tasnif ve kritize edilemez yani sınanamaz.

Metodoloji özetle şudur:

Metodoloji bilimin güzergâhı olup, bilimsel bir plan ve programdır. Mantık süzgecinden geçerek ortaya çıkar. Test etmede ve deneyde analiz vasıtaları, araştırma yöntemleri, ölçütler, kategorize etme ve sınıflandırma hep metodik adımlardır. Bilimsel metot kolaylaştırıcı yaklaşım tarzıdır. Gözler, varsayımda bulunur, tahminleri kullandırır, sonuca göre gerekli değişiklikleri tutarsızlık kalmayıncaya kadar yaptırır. Bu sayede nihayet fenomen olmaktan çıkar ve artık kolayca açıklanabilir; kolayca anlaşılabilir.

Metodoloji bilimin aracı, bilimsel ispat metodolojinin amacıdır. Fakat sakın bu yöntemin gelişigüzel bir gidişatının olduğu sanılmasın. Metodolojik olması için yöntem veya ölçütün genel geçer ve kesin olması şarttır. Böylece metodoloji yöntemler üstüne genel bir kavram ve en geniş kapsamlı yöntem dizgeleridir.

Nihayet bilim ve metodolojinin mukayesesi özetle şudur:

Bilim ve metodoloji birbirinin varlık nedenidir. Bilimsellik yok ise metodoloji pratiğe dönemez, metodoloji yok ise bilim teoriye dönemez.  Pratik edilmeyen metot ceset gibidir; teorisiz bilim ise hayal bile edilemez. Bilim ve metodoloji için “et ile tırnak gibidir” bile diyemeyiz. Çünkü tırnaksız et ve etsiz tırnak olabilir. Bilim amaçlar ve ulaşabilmek için metodolojiye ihtiyaç duyar. Felsefe olarak kalmaması ve kendisine bilim denilebilmesi için amaca doğru yol almak zorundadır. Bilim anlamaya çalışırken metodoloji sayesinde zaman ve imkanları en iyi şekilde kullanır. Bilim teorileri ispatlamak için azami çaba sarf ederken söz konusu teorinin doğru çıkmasına değil doğrunun ne olduğunun anlaşılmasına bakar. Yani teorinin yanlış olduğu kesinleşirse bu da bir adımdır. Metodolojiyi kullanmaksızın bunu anlamaya çalışmak kesinin peşinde olanlar için hiç yakışık almaz. Başlangıçta iç içe olan bilim ve felsefenin birbirinden her geçen süreç içinde daha fazla ayrılmasının nedeni bilimin avunmaya açık olmayışı ve ancak ispatla tatmin olmasıdır.

Bilgi zan halinde iken metodolojiye uygun bir şekilde önce mevcut bilgiler ışığında teori ve varsayım oluşturulur. Varsayımın güvenirliğini geçerli kılmak için sıradaki uygulama araştırma deseni uygulamaktır. Bu aşamada kullanacağımız araç gereçlerin geçerli ve güvenilir olması şart olduğundan analiz edilmelidir. Kullanılır hale geldikten sonra kullanılabilir. Bunları yaparken önyargısız ve tarafsızdır. Metodolojik olarak sıralama budur ve nihayet sırada araştırma ve deney vardır. Sonuç almak da yetmez. Dünya çapında itibarlı mercilerce istatistikî analizlerden de geçirilir. Metodoloji hala bilginin yakasını bırakmaz. Sırada sonuçların anlamlılığının ve varsayımın haklılığının tartışılması vardır. Şayet eksikler varsa hiç çekincesiz sergilenir. Nihayet güvenilir bir yayın organınca yayımlanır. Yayın organındaki bilimcilerin eleştirileri, iddia edilen unsurun defaatle gözden geçirilmesine yol açabilir. Nihayet metodolojik yaklaşım sayesinde hatalar ve noksanlar gitgide azalırken, kesinlik gitgide su yüzüne çıkar. Metodoloji artık iddiayı yolun sonuna kadar taşımış ve onu “ispatla” iddia olmaktan kurtararak görevini yapmıştır.

Artık tartışılmaz bilgilerin barındığı “ortodoks bilim” diye bir şey var. Kesinliği tartışılmayan bu bilgilere hiç kimse karşı çıkmaz. Sadece karşı çıkılan bu ortodoks bilimcilerin ispatlanamayan spiritüel konulara hurafe gözüyle bakmasıdır ki gerçekten ruhani konuların soyut oluşunu suistimal edenler de yok değildir. Burada konumun dışına çıkarak ispatlanamasa da gerçek olabilen varlıkları konu etmeyeceğim. Burada ortodoks bilimin metodolojik boyutunu halk kapasitesine nasıl taşıyabileceğimizi tartışmak istiyorum. Trigonometri, algoritma, cebir, diksiminant, tanjant, kuantum, genel relative gibi hesap, zekâ ve altyapı gerektiren konuları değil, bilimin doğruya ulaşmak için kullandığı o basit, o fazla zekâ istemeyen, o hesap istemeyen ölçütlerini halka taşırsak ve halk bu ölçütleri her meselede kullanırsa yanılma ihtimalini neredeyse sıfıra indirger. Çünkü artık kesinliğe ulaşmanın yollarını kullanmaktadır. Onu siyasiler, ekonomistler, bilginler, hurafeciler, dost görünenler, vaat edenler artık kandıramazlar. O artık kimseden balık istemez. Çünkü balık tutmanın ölçütlerini yani usullerini bilmekte olduğundan kendi kendine elde edebilir. Bu bütün ulusumuza ve hatta insanlığa yayılarak, ortodoks bilim kriterlerinin halkın imdadına yetişmesi inkılâbı olarak hedeflenmelidir.

Biri sizi kandırmaya mı çalışıyor? Kriterleriniz devreye girince kandıramayacaktır. Hem zaten sosyal reflekslerle karşılaşacaktır. Çünkü meçhul maluma dönüşmüştür. Bu bilinçlilik hukuka, polise, öğretmene, çalışana, çalıştırana, aklınıza hangi sahada bir iş, meslek, statü herhangi bir uğraş alanı geliyorsa tümüne yardımcı olacaktır. Biri size ekonomiden mi bahsediyor? Diyeceksiniz ki iki kriterim var: Hem karlı çıkmalı hem de zulmetmemeliyim. Biri olmazsa olmaz. Siz ekonomi için söylenebilecek bu iki kriteri söyledikten sonra o istediği kadar karsız olmayı savunsun ya da “biraz zulümden bir şey olmaz” desin; elinizin tersini işaret edeceksiniz. Konu siyaset mi? Parti misyon programına bakacaksın. Kriterin adalet. Yok mu? Rest çekeceksin. Konu ilim mi? Ölçün kesinlik? Zanni mi? Rest çekeceksin. “Eskidendi o oyalama geveleme” diyeceksin. Sen ve toplumun artık disiplinsiz değilsiniz; uyanık bir topluma emperyalizm vız gelir.

Kimse kimseyi zekâ yoluyla kandıramayınca geriye tek bir şey kalacaktır. Vicdanen de kandırmamak. Bunun tek yolu ise elbette ki ortodoks bilimin muhtaç olduğu tek eksik olan maneviyattır. Aklı işletme kriterleri ve maneviyat cehaletin, stresin, evrensel kaosun ve zulmün sonudur.

Burada meselenin halli akla kaldığı için cedelleşmeye ve itici tartışmalara gerek yoktur. Zorlayıcı olarak akıl yeter zaten. Aklı zorlamadıktan sonra senden fayda yok.

Artık kafanız daha rahattır. Bir sürü kanıtsız rivayetler kafanızda yer almamaktadır. Fuzuli bilgiler yer işgal etmemekte ve zamanınız da kaybolmamaktadır.

Artık sizden daha zeki olmayan insanların sizi gütmeleri, zanla karışık ve rivayetle karışık avutmaları mümkün değildir.

Artık daha önce başınıza gelen ve karşılaşınca canını sıkan o çelişkilere rastlamaz ve rahatsız edilmezsiniz. Kafanızda soru işaretleriyle yaşamıyor olmanın rahatlığıyla, en fırtınalı sorulara bile sarp kayalar gibi karşı koyarak emniyetli şekilde direnebilirsiniz.

Artık siz akademisyenleri daha iyi anlayabilir ve onlarla daha iyi iletişim kurabilirsiniz. Önyargılı cahillerin sizi anlamaları mucizesini beklemezsiniz. Fakat bu arada doktor, mühendis, avukat, subay ve sair olmuş tahsilli kimselerden bazılarıyla anlaşamayabilirsiniz. Neden mi?

Bunun cevabını vermeden önce zekâyla alakalı iki misal vermeyi gerekli görüyorum:

Birincisi zekânın sanatla alakası. Lise yıllarımda Bakırköy'deki ruh ve sinir hastalıklarıyla ilgilenen hastaneye okul gezisi yapılmıştı. O gezimizden aklımda kalan akıl hastalarının çok güzel yağlıboya resimli tablolardaki şaşırtıcı başarılarıdır. Kendilerinden deli diye söz edilen bu insanların bu başarısını fakülte mezunları gösterebilir miydi? Şahit olunca “hayır” dersiniz. O halde bu başarının akılla ya da çok zeki olmakla alakası olamazdı.

İkincisi zekânın ezbercilikle alakası. Mahallemizde akli dengesi bozuk olduğu için zaman zaman bazılarının alay ve rahatsız ettiği biri vardı. Bu kişiyi dışlamayanlardan biri olarak ben de şahit olmuştum ki dünyadaki ülkeleri ezbere tek tek sayıyor, bununla yetinmeyip bir de başkentlerini sayıyordu. Türkiye'deki ve dünyadaki popüler futbol takımlarının ilk onbir'lerini ezbere sayıyordu. Ses ve sinema sanatçılarını doğum yeri ve yıllarıyla ezbere sayıyordu. Buna benzer daha pek çok ezberi vardı. Fakat tıpkı akıl hastanesindekiler gibi aslında zekâ engelli olduğu da belliydi. Demek ki ezberciliğin akılla ya da çok zeki olmakla hiç alakası olamazdı.

Bütün bu engellilerin ortak özellikleri fikir yürütme becerisindeki kritersizlikleri ve bu bilinçsizliği telafi etmelerinin imkânsızlığı idi. Peki bu ortak özelliklere toplumdaki cahil halk da ortak değil miydi?..

Tam buraya parmak basmışken “eyvah” demekten de kendimizi alamıyoruz. Zira, madem ezberciliğin bir kıymeti ve çok zeki olmakla alakası yoktu şu halde eğitim sistemimizin bunu dikkate alması gerekmez miydi? Gerekirdi. Peki dikkate almazsa ne olacaktı? Elbette çok zeki olmayanlar da bu imkânla fakülte bile bitirecekler ama kritersiz olacakları için niteliksiz mezunlar olacaklardı. Bir de bunları taşıyan o ezber bilgileri unuttuklarını düşünebiliyor musunuz?

Ezber sistemiyle ülkenizde çok sayıda gereksiz ve yetersiz nitelikte mezunlar üretirsiniz. Hatta ezber sistemi yüksek lisans ve doktoradan sonra da devam edeceği için gereksiz ve yetersiz ve de gülünç doçent ve profesörler de üretirsiniz. Fakat bunlara buluş yaptıramazsınız. Olsa olsa bunlar bir YÖK başkanımızın profesör olmadan önce tez hazırlamak yerine harfi harfine ve noktası virgülüne kadar aynıyla mevcut bir tezi kopyalaması gibi skandallara kapı açarlar. Bu nedenle yeni yeni buluşları başka ülkeler yapar ve bizim gibi ezberci ve taklitçi ülkeler aval aval bakar dururlar. Fakat yine de makamı yükselen bu temelsiz hocaların ne çalımından geçilir ne de mangalda kül bırakmamalarını engelleyebilirsiniz...

Bir yandan bu en saygın ve eğitim öğretim kurumundaki eğitimcilerden bir kısmından yararlanırken, diğer yandan da şunu tefekkür ediniz: Bulunduğunuz ilin en kaliteli lisesinde mi okudunuz? Bu yetmez. Bulunduğunuz ülkenin en kaliteli lisesi değilse... Hem sonra işin bir de en kaliteli üniversite aşaması var. Ülkenizin en kaliteli üniversitesinde okusanız bile dünyanın en kaliteli üniversitesinde okumamış olmanın verdiği bir rahatsızlığınız az ya da çok olacaktır. Çözüm kolay: Dünyanın en iyi üniversitelerinin öğretim görevlileri kimler ise bu kişilerin konuşmalarını, makalelerini ve kitaplarını takip edebilirsiniz. Evrenselleşmenizde anadiliniz gibi bir İngilizcenizin olması, Farsçanızla edebi kitaplar okumanız, Almancanızla, Fransızcanızla, Rusça ve Latincenizle felsefe kitaplarını kendi kaynaklarından okumanız sizce nasıl olur? Hele bir de Arapça, İbranice ve Sanskritçe bilseniz var ya harika olur... Belki de bundan sonra hızınızı alamayıp eski Çin ve diğer Uzakdoğu kaynaklarını merak edersiniz ve birkaç dil daha kazanmak istersiniz.

Bazı bilimcilerimiz ise daha evrensel çapta, patentli ve üretkendirler. Burada bu üstatları saygıyla anmak da elbette görevimizdir. Sonuç olarak, mademki tahsilli cahillerin de yaygın olduğu bir dünyadayız, onları da kapsayan genel geçer ve ortak aklı işletme kriterlerini halka yaymak ve her bir ferdi şâhısa dönüştürmek bir inkılâp olarak insanlığa yapılacak en büyük hizmetlerden biri olacaktır.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.