CENAZE ADABINA DAİR

Hayatımda ilk ve en büyük acım sevgili babacığımın vefatıdır. İddialı olabileceğim kadar merhametli, hoşsohbet, vefakâr, esprili, entelektüel bir insandı. Elbette herkes gibi noksanları vardı ama “tam bir baba” idi. Doğrusu şu ki vefatıyla kendimi başıboşlukta çatısız bir bina gibi hissettim.

Nihayet sarsıldığımız o acı günün ilk gecesinde onsuzluğun halen devam eden ıstırabı ve sarsıntısıyla dostlarımızı evimizde dua etmeleri için davet ederek ağırladık. Çok sayıda imam hatib, imam hatibe ve âlim de geldi. Bunlardan biri de halamın oğluydu. Fakat sanırım mahallemizde evimize en yakın olan falanca caminin filanca imam hatibi ne bunun farkındaydı ne de bizim İslami enformasyonumuzun. Vaaz ettiklerinin ne şikâyet tarafına hatta ne de dini tarafına katılmadığım halde kendisini bir misafir olduğundan dolayı mahcub etmemek için susarak tahammül etmiştim ve zaten psikolojik olarak takatim de yoktu. Kendisini onayladığım için susuyor değildim. Zaten çok misafirperver olan rahmetli babam o an orayı seyrediyor olsaydı evimizde o imamı uyarmamızı da istemezdi.

Sayın İmam Hatib çok düzgün diksiyonunun aksine çok eğri konuştu. Vaazının neredeyse tamamı hane halkını şikâyet, uyarı ve mahcub etmeye ayarlıydı. Kendisini yatsı namazı çıkışı mevlit için geç haber vererek çağırdığımız için çok sayıda akrabamızın, komşumuzun ve dostumuzun üzüntüyle bulunduğu bu mecliste imama saygıyı, zamanında çağırmak gerektiğini, imamın yanında sesimizi bile ondan fazla yükseltemeyeceğimizi, yolda onun önünde bile yürüyemeyeceğimizi, o gün başka bir yere davete söz verilmediği için şimdi burada olduğunu, aksi takdirde gelmeyecek olduğunu, imamın toplumda sayılması gerektiğini, imamın ne kadar önemli bir şahsiyet olduğunu öyle uzattı öyle uzattı ki nihayet babamın vefatı için orada bulunduğumuz bile unutuldu. Bu zamanında çağırmamış olmamız meselesi neyin nesiydi şaşırıp anlayamamıştık bile? O anın halet-i ruhiyesiyle onca kalabalık insanın içinde “Hocam bir dakika, neyin nesidir bu zamanında haber vermeme meselesi? Oysaki biz sizi önceden haberdar etmiştik” bile diyemedik.

Özel bir durumu uzun uzun ifşa eden söz konusu İmam Hatib'in düştüğü duruma düşmemek için ben de bu meseleyi gereksiz yere uzatmak istemiyorum. Özetle kardeşlerim ve ben o esnalarda hem çok meşgul hem de çok mahzunduk. Her birinden Allah razı olsun, o kadar çok gelen oldu ki onları usulünce ağırlamaya çalıştık. Kardeşlerimden küçüğü gelecek misafirlere edilecek olan ikram işlerini takib ederken bize yardımcı olması için akrabalarımızdan birine söz konusu hocayı çağırma vazifesini yüklemiş. Meğerse o kişi çağırmış ama başka bir hocayı çağırmış ve hatta çağırılan o diğer hoca da oradaymış. O akrabamız doğru hocayı çağırdığını sandığından iş bu noktaya kadar gelmiş.

Daha sonra o kardeşim gidip durumu söz konusu imama bildirdi. İmam böyle olduğunu bilmediğini ve zaten geneli uyardığını söylemiş; ama hayır! Böyle olduğunu bilmiyorsa bize usulca ve usulünce sorup öğrenebilir haksız isek yaygara yapmadan hususi bir şekilde bir kenarda ikaz eder, haklıysak da “tamam o zaman anlaşıldı” diyerek asıl mesele olan ölümle ilgili sohbetini yaparak acımıza destek olabilirdi. Ama adaplı uyarılar kendilerine “siz” diye hitap edilen zengin merhumların evinde olurdu öyle değil mi? Gariban görünümlü varoşlara ve “sen” diye hitap edilen hane halklarına değil. Üstelik bu kayıtsızlık cemaate akıl verir gibi vaaz eden bir imam tarafından yapılıyordu...

Aradan iki haftadan fazla geçtiği halde biraz olsun kendime geldikçe yaşanan bu durum zamanla daha da fazla ağrıma gitti. Neden bunlar yaşandı? Cenaze sahipleri üstelik böyle yüz kızartıcı olmayan bir kusur bile yapsalar ve yine üstelik herkes önünde suçlanmalı ve uyarılmalı mıydılar? Yine üstelik acının en taze anları yaşanıyorken yani daha ilk akşam... İmam efendi nefs-i emmaresine bu şekilde yenilerek mi bize örnek olacaktı?...

“Erdemli bir âlim” ya da “modern bir kişisel gelişim uzmanı” bu cami imamının yerinde olsaydı cenaze sahipleriyle hususi görüşüp önce durumu empatiyle sorgular ve problemi genele ifşa etmezdi. Bunu cenaze evinde cemiyete duyurmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu iliklerinize kadar hissetmeniz için hoca ya da taziyeci değil, bizzat merhumun benim gibi birinci derece yakını olmanız gerekir. Şu kadarını söyleyeyim ki içinizi çok acıtacak bir şey. Böyle bir şeyin dinen caiz olamadığı bizde bıraktığı psikolojik sıkıntıdan dahi bellidir. Sonuçta gerek İslamiyet ve gerek insaniyetlik açısından bu çok sakıncalıydı; ama orada imam hatibimiz yani en örnek olması gereken kişi bu hatasıyla geriye kalan kederli ailemizin henüz taptaze acısının üzerine bir acı kombinasyonu oluşturmuş oldu. Bunu daha dünyada hesap edemeyenler ahirette nasıl hesabını verirler orasını Allah bilir.

İmam Efendinin gafı bu kadarla bitmedi. Cenaze salâtının ikame edildiği gün dünyanın en iyi insanlarından biri olduğuna inandığım babacığım hakkında “merhumu nasıl bilirsiniz?” diye sormayıp “merhumu ehli kıble mi bilirsiniz, ehli namaz mı bilirsiniz?” diye sorması hâlihazır sıkıntımızı idame ettirdi. Eminim ilkini sorsaydı çok daha fazla kişi daha yüksek bir sesle“iyi biliriz” diyecekti ve yaramıza bir nebze de olsa merhem olacaktı. Zaten Diyanete uygun olan da bizim önerdiğimiz gibi değil midir? Evet, beş vakit namazı yoktu ama itikadı batıl değildi, Müslümandı ve kesinlikle çok iyi bir insandı. Resulullah'tan söz ederken onu ağlatabileceğiniz kadar çok Peygamber sevgisiyle doluydu. Fakat İmam Efendi sanki İslam olmak namaz kılmaktan müteşekkilmiş ve namaz kılmayan Müslüman değilmiş gibi özellikle namazı sormuş ve genelin sorulduğu gibi sormamıştı. Mademki Müslüman olmak dil ile ikrar ve kalb ile tasdiktir ve mademki mesela Hanefilikte iman ile amel ayrıdır, Diyanetin acılı insanları rahatsız eden bu gibi hususlara dikkat ederek bilinçsiz imamları uyarması gerekmez mi? Şu halde bu imamın yaptığı herhangi bir mezhep ya da içtihada da uymuyordu.

Düşündüm de acaba çok zengin ve medyatik bir aile olsaydık söz konusu imam o evde bütün bunları söyleyip ev halkını mahcup edici bu sözleri söyleyebilir miydi? Herkesin cenazesi er kişi niyetine kılındığı halde zengin için okunan sala bile daha yüksek sesle, acele etmeksizin ve özenle okunmakta değil midir? Neden çok zengin ya da makamlı biri öldüğünde cenaze namazına müftü de eşlik etmektedir? Zengin cenazelerinde de bulundum; maalesef her zenginde daha özenli olunması hep olduğundan kesinlikle tesadüf olamaz. Bu tecrübeyle biliyorum ki zengin cenazesinde cenaze sahiplerini böyle tali ve zaten yanlış anlaşılmış bir meselede uyarmak cesaret ister ve uyarmamak zaten erdemdir. Rivayet edilir ki Resulullah Efendimiz bir kişinin kusurunu özelse sadece kendisine söyleyerek uyarırdı; fakat geneli ilgilendiriyorsa yine o bir kişiyi hem belli etmemek ve hem rencide etmemek için “içinizden bazılarınız...” diye genele dönük hitab ederdi. Bu erdem ölçüsüdür. Öyle işimize gelen hadislerle yola çıkıp işimize gelmeyenleri göz ardı etmemeliyiz.

Zaten dinimizde olmayan birçok geleneğe karşı olduğum halde bütün bunları yaşamıştık. Kardeşlerimi ikna edebilirsem hiç olmazsa 52. gün okumasını engelleyeceğim. Her geceyi Kadir bileceğim ve ümidimi asla kesmeyeceğim. Dışardan bakınca dinden başka bir şeyden anlamayan bu imamlara içerden bakınca anlıyorsunuz ki dinden de anladıkları yok. Nerden bilecek benim kütüphanemi? Nerden bilecek benim yazarlığımı? Nerden bilecek benim kendisinden daha fazla sayıda başta ilahiyat olmak üzere çok sayıda öğretim görevlisi tanıdığımı? Neren bilecek anlattığı dini konuları akıl ve çok sayıda kaynakla çürütebileceğimi? Bu müsvettelerle ne zamana kadar avunacağız? Bilinmelidir ki erdemli insan olmadan takva müslim olunmaz...

Duydum ki söz konusu imam umreye gidecekmiş... Varoş dünyamın ücrasında mahzun ve mahcub edilen biri olarak ben kendi payıma hakkımı helal etmediğim için umrenin ona ne faydası olacağını öbür dünyada göreceğiz...

                                                                                                                   30.12.2011

Bu yaşananlardan sonra muayyen aralıklarla cemaati kaçırmamak için mecbur kalarak o imamın ardında iki defa Cuma namazı kıldım. İlkinde aslında kaba da sayılmayan ama egosu tavan yaptığı için ona saygısızca gelen mahalleden birinin davranışını eleştirmişti. Geçen Cuma günü yıllar sonra ikinci defa arkasında namaz kıldım. Anlaşılan Almanya'dan yeni gelmiş. Oradaki büyüleyici faaliyetlerinden söz etti. Yine konuşmasında kendisini övücü ifadeler kullandıktan sonra arabasını yanlış yere park ettiği için kendisini uyaran adamı yerden yere vuran gereksiz bir eleştiri yapınca hayretler içinde kaldım. O öyle terslenecek bir adam mıydı? Alnında “imam” yazıyordu; okusaydı ya... Anladım ki 4 yıl önce kızdığım bu adama aslında acımalıymışım... Biraz daha yaşlanmış, Ahreti yaklaşmış, ama o hep geriye gitmiş...

 

                                                                                     04.08.2015/YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.