ÖLÜM BAHSİ

İnsanoğlu akıl ve vicdan sahibi olduğu halde bunlardan esamesi bulunmayan ve hayvan gibi vahşi hatta daha da aşağı olabilmektedir. Böylece insan henüz çok küçük yaşta başlayan bir terbiyeye muhtaçtır. Güzel ahlaktan yoksun kalmak yaşamı çekilmez hale getirebilmekte, komşunun ateşi komşuya sıçrayabilmekte ve böylece ateş sadece düştüğü yeri yakmamakta bazen bütün insanları etkileyebilecek kadar yayılmaktadır.

Tarih boyunca uygulanmış idam şekilleri insanoğlunun nelere kadir olduğunu gözler önüne sermektedir. Adam ‘İspanyol eşeği' ismini verdiği bir metot buluyor. Mahkûm, eşek biçiminde yapılmış bir kütük düzeneğe oturtuluyor, ayaklarına giderek artan ağırlıklar bağlanıyor ve sonunda mahkûm ikiye bölünerek ölüyor... Başka bir metot olarak ise bazen mahkûm, bir topun ağzına bağlanıyor ve top ateşlendiğinde mermi kişinin bedeninin içinden geçiyor... Bazen de mahkûm büyük bir topun içine mermi niyetine yerleştiriliyor ve sıkıştırılmış barut ateşlendiğinde paramparça oluyor... Buna nasıl yüreği elveriyor? Hele bir de mazlumsa var ya cezazade cezazede oluyor... Kimin umrunda?.. Giden gidiyor... Vicdan sahibi biri bu zulmü yapana bile böyle bir cezayı reva görmez.

Zaman olmuş tekerlekler çok değişik biçimlerde kullanılmış. Örneğin, kişi özel yapılmış dev bir tekerliğin dış kenarına bağlanmış ve sivri kazıkların ya da bir tepenin üzerinden aşağı yuvarlanmış. Böylece paramparça olması başarıyla sağlanmış... Zaman olmuş kadın biçiminde, bir insanın ancak sığacağı büyüklükte yapılan tabutların içi sivri demirlerle donatılmış. Mahkûm bu tabutun içine konularak kapağı üzerine kapatılmış. Delik deşik edilerek acılarla can vermiş... Zaman olmuş içine fareler doldurulan büyükçe demir bir kap, açık ağzı karın bölgesine gelecek şekilde mahkûmun vücuduna yerleştirilmiş; ardından bu kap ısıtılmış ve fareler can havliyle mahkûmun karnını kemirip kaçacak yer aradığından mahkûmun iç organları fareler tarafından kemirilerek işkence içinde ölmesi sağlanmış... Yahu hayatını alıyorsun işte, işkenceye ne gerek var?.. İnsan yüreği etçil hayvanlardan bile daha vahşi olabiliyor. Nihayet vahşi hayvanlar düşünüp desiseler yapamadıkları için vahşiliklerinde masumdurlar. Ya insan? Yuh olsun...

Acımasız yürekler daha nice değişik metotlar bulmuşlardır. Mesela kişi bir masaya sırtüstü yatırılıp bağlanıyor. Çok büyük, ağır ve keskin bir baltanın bağlandığı sarkaç mahkûmun üzerinde sallanmaya başlıyor. Sarkacın ipi yavaş yavaş bırakılarak, her salınımda mahkûmun bedeninin doğranması sağlanıyor. Neden birden bırakmıyor? Hemen ölmesin de işkence çeksin diye. Yani kişinin ölmesi bile yerli değil. Cezalandırana bu bile yetmiyor. İşkence de çektiriyor.

Tarih boyunca mahkûmların el ve ayakları bağlanarak gerdirmek yöntemiyle ölmesini sağlayan değişik mekanik yöntemler geliştirildi... Kişinin zemine sabitlenmesi, üzerine bal gibi tatlıların sürülmesi ve böcekler tarafından yenilmeye bırakılması gibi pek çok türü var...

Mahkûm kol ve bacaklarından, 4 ayrı yöne koşturulacak olan atlara bağlanırdı. Ardından atlar koşturulurdu. Bu infaz yöntemi 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da ölüm cezasının en insancıl yolu olarak kullanılmış... 1789 Fransız devriminde ise kafa kesmek için Giyotin adlı özel alet geliştirildi. Giyotin, Fransa'da uzun yıllar kullanıldı. Başını koparttırıyor... Sahipleri tarafından ölünceye kadar dövülen Amerikalı köleler dövülerek öldürme metodunun kurbanı oldular. Ortaçağda en popüler yöntemlerden biri insanları bağlayarak ağır ağır ısıtılan dev kazanlarda haşlamaktı... Yazıklar olsun... Yazıklar olsun canlıların en gaddarı olabilene...

Gömme metodu çağlar boyunca tüm dünyada yaygın olarak kullanıldı. Örneğin, Hindistan'da kadınlar boyunlarına kadar kuma gömüldü ve kafası güneşte pişmek üzere terk edildi. Arap ülkelerinde de yaygın biçimde İslamiyet öncesi özellikle kız çocukları için kullanıldı. Suçu kız evlat olarak doğmaktı... Kur'an- Kerim'de, “Kız çocuğun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman...” (81/8-9) diye buyrulur. Sultan Fatih'e de kundaktaki kardeşinin, “hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman...” devletin bekası için kendisine kıyılması mazeret olarak bakalım geçerli olacak mı? Koca koca adamlar geçerli olacağına inanıyorlar? Doğur öldür... Bebelere kıyılsın... Sen doğur nasıl olsa devletin bekası için öldürülür. Sorun olmaz. Haz duyarlar bunalar. Aksi takdirde devletin Peygamberinki gibi ve sahabelerinki gibi kıs ömürlü olur. Yahu ömrü kısa olsun ama adam gibi olsun... Önemli olan bu değil mi? Ömrü uzatmak için her şey mübah görülmüş...

Taşlama metodunda ise kişi ölene kadar taşlanırdı. Taşlamada kişinin üyesi olduğu topluluk da bu taşlamada yardımcı olurlardı. Recm adıyla Arap ülkelerinde yakın zamana kadar uygulanmıştır... Kur'an'da kesinlikle olmayan bu Arap âdeti İslam yayıldıkça ortadan kalktı. Buna rağmen uydurma hadislerle dine maletmeye yeltenenler oldu...

Yakma metodu Avrupa'da inançsızlar, cadılar ve iffetsiz kadınlara engizisyon döneminde sıklıkla uygulanmıştı. Mahkûm bir kazığa bağlanarak çevresinde ateş yakılır ve işkenceyle canı alınırdı... Yazıklar olsun o insana ki, demir sandalye ya da demir yatak metodunda demir eşyalar iyice beslenmiş bir ateşle çevreleniyor ve bunların üzerindeki kişiler ölünceye kadar büyük bir işkenceyle kızartılıp pişiriliyordu. Bunlara hayvandan daha aşağı insansılar denebilir.

Vahşi hayvanlara atma metodu ilk Hıristiyanlar döneminde insanı aslanlara yem olarak atmak şeklide gerçekleşiyor, aslanlar tarafından paramparça edilerek korku ve acılar içinde can veriyorlardı. Çuvala koyma metodunda ise suçlu yılan, akrep, kedi, köpek gibi hayvanlarla büyük bir çuvalın içine konularak korku içinde öldürülürdü. Bazıları eli kolu sırtına bağlı vaziyette bacaklarından ağaç dallarına asılarak sallandırılyor ve başlarına bez torbalar geçirilip sıkıca bağlanıyordu. Bu torbalarda kocaman fareler bulunuyordu. Bunu da içine sindirip keyifle izleyebiliyordu...

İnsanoğlu nasıl bir varlık böyle ki deri yüzmeyi bile metot olarak uygulamıştı. Keskin bir bıçakla canlı canlı suçlunun tüm derisi yüzülüyordu. Deri solunumu duran mahkûmu acılı ve uzun çabalı bir ölüm bekliyordu...

Parçalanma metodunda varyasyon olarak mahkûm henüz canlıyken balta, satır ya da testerelerle parçalara ayrılıyordu. Arap ülkelerinde 20. yüzyılda bile acımasızca uygulandı... Testereyle kesme metodunda suçlu testere ile ikiye bölünürdü. Yarma metodunda ise suçlu kendindeyken gövdesi açılarak işkence içinde iç organlar tek tek çıkartılıp, kendisine gösterilirdi...

Kazığa oturma metodunda bilek kalınlığında bir kazık, mahkûmun kuyruk sokumundan başlayarak ensesine kadar sokulurdu. Hemen ölmememsi için kazığın omurilik ve iç organlara zarar vermemesine özen gösterilirdi. Ardından kazık mahkûmla birlikte dikilirdi ve mahkûmun ölmesi acılar içinde günlerce sürerdi. Voyvoda III. Vlad düşmanlarını (özellikle esir aldığı Osmanlı askerlerini) kazıklara çakarak işkenceyle öldürmesiyle tarihe geçmiştir. Garip ama buna rağmen İstanbul'da bir caddenin adı Voyvoda Caddesi'dir...

Boğma metodu çok değişik biçimlerde kullanılmıştır. En yaygın olanı denizde boğmadır. Belki de en iyi bilinen varyasyonu cadı testidir. Şu cehalete bakın ki, su eğer kadını reddederse kadın yüzer; bu da kadının suçlu olduğunu gösterir ve infaz edilirdi. Eğer su kadını kabul ederse kadın boğulur ve bu da kadının suçsuz olduğunu gösterirdi ama iş işten geçmiş olurdu...

Zehir metodu ne ilginçtir ki infazın yaygın bir biçimi olmamıştır. Zehirin en çok tanınan kurbanı, baldıran zehirini içmeye zorlanan mazlum Sokrates'tir. Böyle bir filozof bile yaranamamıştır...

Ezme metodunda mahkûm zemine yatırılır ve üzerine aşama aşama ağır taşlar yerleştirilirdi. Mahkûmun nefessiz kalarak öldüğü bu yöntemde, cellât, ölüm zamanını istediği gibi uzatabilirdi. Bunu hayal edebilen zalim bile bu cezayı hak etmez. Bu insan olamaz... Duygusal anlamda insansı diyelim... Suretinin insan olması yetmiyor.

Yüksekten atma metodunda mahkûm yüksek bir uçurum ya da kale burcundan aşağı atılır ve korku içinde parçalanarak öldürülürdü...

Aç bırakma metodunda kişi bir hücre ya da kafese konur, yiyecek verilmez ve açlıktan ölürdü.

İki ağaçla ikiye ayırma metodunda iki ağaç, birbirlerine doğru çekilir, mahkûmun bir kol ve bacağı bir ağaca, diğer kol ve bacağı da diğer ağaca bağlanırdı. Ağaçlar bırakılınca mahkûm gerdirilerek tabiri caizse yırtılmış olur ve acılar içinde ölürdü... Doğal bir şekilde öldürmek varken bunu icat edenin nesi tatmin olacak ve ne elde edecekti ki?..

Garotte metodu askı ve idamın karışımı bir yöntemdi. Bir ucu duvara tutturulan ipin diğer ucu da mahkûmun boynuna dolanırdı. Mahkûm itilerek, çekilerek ya da ayakları kaldırılarak boğulurdu...

Sürükleme metodunda kişi bir ata bağlanır ve ölene kadar acılar içinde sürüklenirdi...

Su veya cıvayla öldürme metodunda mahkûm ölünceye kadar su veya cıva içmeye zorlanırdı...

Okla vurma metodu Vikingler tarafından uygulanmıştır. Acıyı uzatmak için ölümcül olmayan bölgeleri hedef almışlardır...

Güçlü olmalı ve akıbetimizi zalimlerin insafına bırakmamalıyız. Bütün bunlar bu gezegende gerçekleşti. Adalet ve vicdan sahibi olan insanlar onlardan daha yetkili ve etkili olmak zorundadırlar. Bunun şakası yok... İşin ucunda canınızdan bile daha fazla kıymet verdiğiniz kimselerin ve değerlerin heba olması var...

İnsan hayatı adı üstünde hayati değere layıktır. Üç kuruşluk bir ömrü karartmanın anlamı yoktur. Beş günlük ömrü üç güne indirmek gibi...

Yeryüzüne bir kez geldiniz ve bir daha gelmeyeceksiniz. Hayat yolculuğunda kimisi şerefiyle yaşamış ve öldükten sonra da şerefiyle anılır olmuştur. Kimisi ise ardından lanet okutturmuştur. Kimisi kahraman kimisi zalim olmuştur. Bunu yürekler belirlemiştir. Yürekleri nefisler ve nefisleri iradeler... İradesiyle nefsetmiştir; yani bile bile...

Nice kahramanlar yaşamıştır. Kimisi bir veya birkaç kişiyi, kimisi ise birçok kişiyi kurtarmış ya da kurtarma uğruna hayatını feda etmiştir. Bunlar ölümün güzel ve şerefli olanını tatmışlardır... İnsanoğlu nasıl olsa ölecek değil midir? O halde ölümün bile bir asaleti ve değeri olmalıdır. Ne sıradan olmalıdır ne de şerefsizce...

Hayatın şakası yoktur. Koskoca Atilla olursun gerdek gecesi burun kanamasından ölürsün. O Atilla ki ordusu MÖ 450'ye kadar Moğolistan'dan Rus İmparatorluğunun sınırlarına kadar Asya'nın tamamını fethetmişti. MÖ 453'te genç bir kızla evlenmişti. Savaş meydanlarındaki ünlü şiddetinin tersine, şölenlerde az yiyip içmeyi adet edinmişti. Düğün gecesi bu âdetini bırakarak tıka-basa yedi ve kafayı buluncaya kadar içti. Gecenin bir saatinde burnu kanamaya başladı, ancak bunu fark edemeyecek kadar sarhoştu. Kendi kanıyla boğuldu ve ertesi sabah ölü bulundu... Öyle veya böyle mutlaka ölecekti ama cenk meydanında iyi bir amaç için ölseydi daha iyi anılacaktı... Namlı Alparslan da şanlı ölmemişti...

Tycho Brahe, vaktinde tuvalete gidemediği için ölmüştü. Kendisi 16. yüzyılda yasamış Danimarkalı bir astronomdur. Onun araştırmaları Newton'un genel çekim kanununun yolunu açtı. 16. yüzyılda yemek bitmeden ziyafet sofrasından ayrılmak hakaret kabul edilirdi. Brahe çok içmesiyle bilinen bir adamdı, ama o gece şölene gelmeden tuvalete gitmeyi unutmuştu. Üstelik yemekte de içkiyi fazla kaçırdı. İzin isteyemeyecek kadar da kibardı. Sonunda mesanesi patladı ve 11 gün acı çektikten sonra öldü... Bir bilim adamı için çok yazık... Nezaketi sağlığa değil, sağlığı nezakete ölçü yapmalı.

Horace Wells, 1840'larda anestezi kullanımının öncülüğünü yaptı. İntihar etmek için anestezi kullanmıştı. Anestezi araştırmaları sırasında çeşitli gazlarla deneyler yaparken, kloroform bağımlısı olmuştu. 1848 de iki kadına sülfürik asit sıkmaktan tutuklandı. Hapisteyken yazdığı bir mektupta, sorunlarının sebebi olarak saldırıdan önce fazla miktarda aldığı kloroformu suçladı. 4 gün sonra hücresinde ölü bulundu. Kendisini kloroformla uyuşturmuş ve bir usturayla kalçalarını kesmişti. Yakışır mıydı bir bilimciye?..

Francis Bacon, bir pilici karla doldurmaya çalışırken ölmüştü.16. yüzyılın en etkili beyinlerinden biriydi. Devlet adamı, felsefeci, yazar ve bilim adamı olmasının yani sıra, Shakspeare'in bazı oyunlarını onun yazdığı bile söylenir. 1625 yılının bir öğle sonrası, Bacon kar fırtınasını seyrederken, etleri korumak için karın tuz gibi kullanılabileceği fikrine kapıldı. Bu denemek için komşu köyden bir piliç satın aldı, onu kesti ve dışarıda karın altında donması için karla doldurmaya çalıştı. Piliç asla donmadı, ama Bacon dondu...

Jerome Irving Rodale'in ölüm şekli faydalı olurken gerçekleşti. Kendisi organik gıda hareketinin kurucusu, branşıyla ilgili bir dergisinin yayıncısı ve büyük bir yayın şirketi olan Rodalı Gazetecilik'in kurucusudur. Organik gıdaların yararları hakkında kendisiyle yapılan bir röportaj sırasında ölmüştü. 1971 yılında Dick Cavett Show'a çıkıp, “kafayı bulmuş bir şoförün kullandığı bir araba çarpmazsa, 100 yaşıma kadar yaşarım” dediğinde sadece 72 yasındaydı. Sohbetin bir yerinde koltuğa yığılıp kaldı. Ölüm sebebi kalp kriziydi. Bu program hiç yayınlanmadı. Ama belli ki uzun yaşamak için ne bilimci olmak ne de organik gıda kullanmak yeterli değildi...

Aeschylus, kafasına bir kaplumbağanın düşmesi sonucu ölmüştü. Kendisi MÖ 500'lerde yasamış bir oyun yazarıdır ve birçok tarihçi onu Yunan tragedyasının babası sayar. Efsaneye göre kartallar kaplumbağaları yakalar ve kabuklarını kırmak için kayalara düşürürdü. Kartalın biri Aeschylus'un kel kafasını kaya sanmış ve yakaladığı kaplumbağayı onu basına bırakmıştı. Başa gelen çekildi...

Jim Fixx, çok satılan Koşu Kitabı'nın yazarıydı. Bu kitap, 1970'lerde jogging modasını başlatmıştı. Ne ilginçtir ki jogging yaparken kalp krizi geçirdi ve öldü. Bir gün evinden çıkmış ve jogginge başlamıştı. Daha sonra yapılan otopside, o koşarken meğerse koroner arterlerinden birinin % 99, diğerinin % 80 ve üçüncünün de % 80 tıkanmış olduğu ortaya çıktı. Zaten ölümünden önceki haftalarda 3 kriz daha geçirmişti...

Lully, 16. yüzyılın favori bestecilerindendi, Fransa kralı için de besteler yapmıştı.
Bir defasında müzisyenlere prova yaptırırken, hızlı bir tempo gelmiş ve çubuğunu elinden düşürmüş, çubuk ayağına çarpmıştı. Enfeksiyon sonucu öldü. Elindeki çubuğun bir gün hayatına mal olacağını hiç düşünmemiş olmalıdır...

Bütün bunlardan alınan sonuçlar şunlardır: Şu kısa ömrü kâbusa çevirmemeli ve şereflice geçirmeliyiz. Zalimleri iktidar yapmamalıyız. Vicdanlı olmalıyız. Tarihteki işkencecilerin de geberip gittiklerini hatırdan çıkarmamalıyız. Nasıl yaşarsak büyük olasılıkla öyle öleceğimiz için haysiyetli yaşamalı ve anılmalıyız. Tavır ve davranışlarımıza göre anılacağımızı unutmamalıyız. İyiler başa geçmeli ki kötüler zulmetme yetkisine sahip olmasınlar... İşinizi başkasının vicdanına bırakmayın... Halk arasında nice insan maskelidir; yetkisi olduğunda ve nefsiyle baş başa kaldığında mazeretini gerekçeyle maskeler ve gözünün yaşına bakmaz...

                                                                                   31.12.2008 / 01.01.2009 YÜKSEL YILMAZ


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.