Sekiz Yılda Toplam Seksen Gün Sigortalı Çalışmışlığım Var(mış) 1.

Yeni evlenmişti, köyünde babadan kalma birkaç dönüm arazisi vardı. Abisi ile müşterekti arazileri, abisi kışları Antep'e giderdi. O köyde kalır, evden kahveye, kahveden eve, arada birde bağ bahçe işine. Köylüydü ama diğer köylüler gibi işten güçten pek anlamazdı. Ne ekinden, ne oraktan, ne de bahçenin imarından anlardı. Kaysıların suvarma işi olursa eline küreği alır iyi kötü o kadarını yapabilirdi. Eniştesi şehirde kalıyordu, emekli olmuş inşaat işlerine başlamıştı. Eniştesi Öner'e, 'gel buraya sana ev tutayım, çocuklarını da getir, yanımda çalışırsın. Aylığın olur, sigortan olur, köyün tozundan, toprağından kurtarırsın' dedi. Devamlı çalışacaksın, bekçilik yapacaksın şantiyede. Hem güvenilir adama ihtiyacım var. İnşaat malzemelerine bakarsın, 'benim de elim ayağım' olursun diyordu. Eniştesinin 'durumu' iyiydi, iktidara sırtını dayamış 'Allah'ta yürü kulum' demişti. Cemaatte kendisine iyi bir yer etmişti. Cemaatten birisinin arsası olursa ilk buna teklif edilirdi. Eniştesi 'temiz iş' çıkarıyordu, kat karşılığı aldığı döküntü evleri 'modern' binalara çeviriyor, arsa sahibine de alt katlardan bir daire veriyordu, üstelik para bile almıyordu(!) Öner, eniştesinin bu 'yağlı' teklifine razı oldu. Hazırlığa girişti, evinde olan birkaç köy yatağını, birkaç yastığı, denkleştirdi. Tası tarağı, kabı kaşığı, toparlayıp şehrin yolunu tuttu... Eniştesi ilk gün evinde misafir etti Öner'i, ertesi gün şantiyeye götürüp kapısı bacası olmayan yeni inşaatın bir odasının penceresine 'naylon branda' kapısına da kalıp tahtasını çakıp 'güle güle otur kayınço' dedi. Enişte çoluk çocuk burada hasta oluruz diyecek olduysa da eniştesi 'merak etme, soğuh olursa kalıp tahtalarının eskilerinden kır yak' dedi. Öner'i de sıkı sıkıya tembihledi 'aman ha kayınço gözünü seveyim, kimseye güvenip yanıma almam, malımı teslim etmem, buralara göz gulah olasın, gözünü dört açasın' dedi. Kolundan tutup biraz kenara çekti 'bah kayınço, buralarda gece içer miçerler, aptallar Çingenler olur, demiri çimentoyu götürürler, satarlar sona garışmam, maaşından keserim' diyerek işi sağlama aldı... Öner işine çabuk ısındı, bir iş yaptığı yoktu nasılsa. Akşama kadar inşaatın etrafında ıslık çalıp geziyordu. İnşaatın durumuna göre ara sıra hortumu bağlayıp betonlara su veriyor, bazen de diğer işçilere yardım ediyor, çaylarını yapıyordu. Bakkala ekmeğe gidilecek olsa hemen koşturuyordu, onlarda Öner'i 'hoş tutmak' için ara sıra cebine bir paket sigara sokuyorlardı. Gün geçtikçe Öner 'işi kapıyordu', başka inşaatların bekçilerinden 'ahbaplar' bulmuştu kendine. Onlara 'ben inşatta işçi değil, mal sahibi sayılırım' diyordu, inşaatın müteahhidi 'eniştem olur' diyordu. İlk zamanlar kim kaça çalışır, aylık nedir, yevmiye kaça gider soramıyordu. Ahbaplıkları ilerleyince birisi dayanamadı sordu 'Öner, enişten sana kaç lira maaş veriyor' dedi. Öner sağa sola 'kıvrandı' söylesem mi, söylemesem mi tedirginliği içinde nihayet söyleyiverdi. Diğerleri bir birinin gözüne baktılar, 'şakamı diyorsun, Öner' dediler. Öner doğru söylüyordu aldığı ücreti tas tamam söylemişti. Diğer inşaatlarda çalışanların maaşı Öner'in aldığı ücretin nerede ise iki katı idi. Öner'e 'git başka yerde çalış, eniştene boşa çalışacağına' dediler. Öner yol bilmez, iz bilmez, herkes gibi iş kovalayacak iş bulacak yapıda birisi değildir. Hem 'eniştem bana güveniyor, her şeyini emanet ediyor' derdi. Hoş haksız da sayılmazdı, eşi ve çocukları da haftada bir iki gün eniştesine 'temizliğe' gider, ablası da ellerine üç kuruş tutuştururdu. Çocuklarının eski elbiselerini ve evde kullanmadıkları başka şeyleri de Önere verirlerdi. Gel zaman, git zaman böylece çalıştı. Artık inşatta işçilere çalışırken de ayrıca ücretini alırdı. Tuğla indirir, kum eler ayrıca yevmiye sini doğrulturdu... Aradan yıllar geçti, Önerin çocukları okula başladı, masraf arttı. Bu zamana kadar hiç değilse sağ salim çalışmıştı, dile kolay tam sekiz yıl olmuştu. Önerin hanımı ikide bir 'git eniştene söyle de çocukların sağlık karnesini çıkartsın, saba hasta masta olsalar Allah korusun perme perişan oluruz' diyordu. Birkaç sefer çocukların aşı işi için Sağlık Ocağına gitmişlerdi, başkaca Hastane yolu bilmezlerdi. Öner eniştesine durumu söylemeye çalışsa da, eniştesi her defasında bir mazeret bulup oyalıyordu. Bu gün yarın derken birkaç yıl da böyle geçti. Bir gün eniştesi elinde birkaç sağlık karnesiyle çıka geldi. Öner çok sevinmişti, 'hanımın sesi kesilir hiç değilse' diyordu. Hastaneye gitmeseler de karneleri olmuştu sonunda. ** O yıllarda herkes Önere gelip 'senin enişten seni niye doğru dürüst bir işe yerleştirmiyor, el âlemin adamalarını Belediyeye Hastaneye koymayı biliyorlar' diyorlardı. Enişte beyin kardeşleri Belediyede encümen, bir diğeri Sanayi odasında başkan, 'sırtı partiden dolayı sağlamda' işleri ayna, çal çal oyna vaziyetteler. Önceleri birkaç tanıdığı ayrıldı eniştesinin yanından, kimi fabrikaya kimi belediyeye işe girdi. Ayrılanların hiç birisi de memnun değildi eski ağasından, 'sigortamızı bile yıllarca yapmamışlar' diyorlardı. Öner inanmıyordu, oysa benim evime getirdi karneleri diyordu. Sigorta olmadan karne olur mu diyordu... Öner bir gün hastalandı, alıp doğru Sigorta Hastanesine götürdüler. Sigorta Hastanesinde bırakın tedavi olmayı, sağ giden hasta geliyordu o yıllarda. Sıra bulamazsın, Ameliyat olacak olsan karne yetmez, üstüne avuç dolusu para vermen lazım. Adamını bulursan birkaç ay sonraya anca sıra alabilirsin, sıra buldun doktor buldun, bu seferde ilaç bulamazsın. İlacın biri varsa Hastanede diğerini paranla bul bulabilirsen, buldunsa da paran varsa al, alabilirsen... Bir yılın sonunda Öner iyi kötü sağlığına kavuştu, Allahtan eniştesi son sene sigorta epey göstermişti de hiç değilse altından kalkabildi. Bu sırada ilaç alırken, Hastaneye giderken karnelerin vizesi, primi için SSK il müdürlüğüne de gitmişti. Toplam sigortalı gününü öğrenmek ve askerliği de borçlanmak istiyordu. Neyse memur Öner'in dosyasını buldu, prim gün sayılarını topladı eline verdi. Önere dönüp 'gardaş' dedi 'sekiz senede toplam seksen gün çalışmışsın, son iki yılda da beş yüz kırk gün pirimin yatmış' dedi. Öner'in rengi attı, mosmor olmuştu, böyle zamanlarda aşırı heyecan yapar konuşma melekesini yitirirdi, anlaşılmaz sesler eşliğinde dili dolaşarak peltekleşirdi. 'Bi,bi, bi birrr ddda... da ba,ba baksan abbiiii' diyebildi. Memur durumu anlamıştı, 'gel otur yanıma' dedi, defteri önüne açtı 'bak gardaş, şu tarihte ilk işe başlamışsın, o ay üç gün çalışmışsın, ertesi ay çalışmamışsın, sonraki ay ...' diyerek tane, tane işi özetledi. Elin oğlu 'seksen günde devri âlem' yapıyor, bizimkiler, sekiz yılda seksen gün prim, devri âlemin kralı bu olsa gerek... ** Devamı var

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Büstünüzü de dikin tam olsun! Genel 04.08.2019
DÜNYA BİZİ KISKANIYOR Genel 21.07.2019
Müslüman Türkiye’nin İçler Acısı Hali Genel 24.05.2019
Merhaba Yazarport Ailesi, Yeniden Aranızdayım Genel 09.05.2019
Malatya'ya Tiyatroyu Sevdiren Adam; Ömer Konakçı Kültür / Sanat 27.07.2014
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SEVGİLİ DEDEM: HALI YIKAMA MAKİNESİ SAÇMALIĞI (ÖYKÜ) Edebiyat 06.09.2019
EYLÜL MÜ HÜZÜN MÜ? Edebiyat 05.09.2019
Kısa Öykü - Tüh Edebiyat 03.09.2019
KABRİSTAN Edebiyat 29.08.2019
EY SEVGİLİ Edebiyat 22.08.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.