Tarafsız Taraf Olmak ve ya Bitaraf Olmak ( I )

İnsanları diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik topluluklar halinde yaşaması ve aidiyet duygusudur. Doğduğunuz yere ait olma olgusunun farkına vardığınızda da sorumluluklarınız artar. Doğduğunuz topluma karşı kendinizi sorumlu hissetmeye başladığınızda etrafınıza bakarsınız. Size yön veren toplumun çelişkileri ve tutarsızlıkları karşısında bocalarsınız. Bildiğiniz tüm doğrular altüst olur. Size yansıtılan başkadır, sizin öğrendiğiniz daha başka... Yaşadığınız toplumun genel kültürü size etki etmeye başlar. Bazen bu etkileşim sizi esir edebilir, boğulursunuz, çırpınırsınız... En kolayına başvurup bulunduğunuz toplumun dışına çıkarsınız, kendinizi o toplumdan soyutlar, yeni ve yeniden bir başka ait olabileceğiniz bir toplum arayışına girersiniz. Bu aşamada sizi bekleyen en önemli tehlike ya kabul, ya da ret'tir. Önce, içinden ayrıldığınız toplum sizi dışlamaya başlar. Söylemleriniz, eylemleriniz onların düşünce dünyasına ait değildir, dolayısıyla sizin düşüncelerinize ehemmiyet vermezler. Sizi dışladıkları gibi, söylemlerinizi de düşmanca tavırlar olarak algılarlar. Başka toplumlar tarafından genel kabul görmüş ve sizinde inanmış olduğunuz realite onlara hiçbir şekilde tesir etmez. Siz söylediklerinizle kalırsınız, onlar sizin söylediklerinizi akıl süzgecinden geçirip, kendi doğruları ile çelişiyorsa sizi doğrudan "öteki" kefeye koyarlar. Bu saatten sonra siz ne yaparsanız yapın, hep ötekisiniz. Sizin söylediklerinizin hiçbir önemi yoktur. Tek doğru vardır o da kendi bildikleri doğrudur. Kendi bildiklerinin doğru olup olmasının onlar için hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur... Doğru bildiklerine inanırlar, bu uğurda savaşlar verirler, kan dökerler. Söylediklerini emir telaki etmelisiniz, çünkü onlar diyorsa doğrudur. İşin aslını sadece ve sadece onlar bilir. Onlar sizin adınıza düşünür, sizin yerinize karar verir. Size düşen kayıtsız şartsız itaattir, ne yazık ki... Sizin değişerek, gelişerek kendi toplunuzun dışına çıktınız, düşüncelerinize yakın dünya görüşlerini referans aldınız. İlk baştaki olaylar burada da cereyan edecektir. Kendinizi ait olduğunuzu sandığınız bu yeni toplumda sizi kabul etmeyecektir. Onlarda sizi hep "öteki" görmeyi sürdürecektir. Ne de olsa siz, sonradan aileye dâhil oldunuz. Her defasında sizin samimiyetiniz test edilecektir. Düşünceleriniz ola ki onların da düşünceleri ile çelişti diyelim, doğru olan sizin düşünceniz de olsa sizi kıracak incitecek, içinizi acıtacak bir kuram ve ya kavram bulacaklardır. Her zaman ve her fırsatta "dik bir duruş" sergiliyorsanız, her zaman ve her yerde hep doğruları söylüyorsanız ve her zaman "fincancı katırlarını ürkütüyor-sanız" siz dosdoğrusunuz demektir. Varsın hem "İsa" ve hem de "Musa" sizi kabul etmesin. Sizi her fırsatta birileri beğendiğini söylüyorsa ve her zaman birileri sizi alkışlıyorsa o zaman kendinizden şüphe etmeye başlayın. Hiçbir zaman düşüncesine katılmadığınız ve düşüncesini önemsemediğiniz biriyse sizi alkışlayan, o zaman bilin ki siz yanlış yöne sürmüşsünüz atınızı. Bu halde de size düşen, atınızın dizginlerine sıkı sıkıya sarılmak ve yönünü alabildiğince çevirmek olmalıdır. Hayatta edindiğiniz izlenimler her iki tarafa da kâfi derece de "hoşnut" gelmiyorsa, siz bildiğiniz doğruları var gücünüzle ve olanca samimiyetinizle savunmaya devam etmelisiniz. Çünkü birilerini tatmin etmek değildir amacınız, aslolan sizin düşüncelerin-izdir... Kapalı toplumların "tutucu", köhne ve "biat" kültürünün tahtını sallayan yeni iletişim araçları, düşünce dünyamızda ve hayatımızda devrim yapmaya devam ediyor. Feodal yapılar kırılmaya başlandı. Etnik kimliğe yöneliş bir süre sonra tamamen duraksamaya başlayacak ve yerini dünya vatandaşlığı alacaktır. Aidiyet sadece düşünsel anlamda olacaktır gibi görünüyor. Kendinizi bir taraf olmaya zorlamanız anlamsızlaşıyor, bırakın kim isterse ne taraf olursa olsun. Siz kendinizden taraf olmaya bakın. Eskiden medeniyetlerin etkileşimi savaşlarla olurdu, şimdi medeniyetlerin hepsi bitamam elimizin ucunda. İster istemez etkileşim yaşanacak ve gelişme süreci devam edecektir. Tabiatta varlıklar doğar, büyür, yaşar ve ölür. İnsan ise doğar, büyür, yaşar ve gelişir sonra belki ölür. Bazı insanlar da ölü iken de yaşarlar, düşünce dünyası varlığını hep sürdürür. O düşünceler birkaç kuşağa kılavuzluk yaptığı gibi, birkaç kuşak daha o düşüncelerin ışığından istifade edecektir. Ölü gibi yaşamaktansa, ölümsüzler gibi ölebilmeyi rabbim herkese nasip etsin vesselam...


Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.