KİMSİNİZ GERÇEKTEN...


Suçlu addedilmek nasıl bir külfetse bir parçam oldu kendimi bildim bileli. Yadsınamayacak kadar ağır ve yorucu bir miras atalarımdan.

Belki günün bitiminde belki ömrün kıyısında.

Belki gerçek belki yalan nice söylence içinde saklı iken ismim tıkış tıkış bir bavul darmadağın bir ömrün ilk ve son yolculuğu.

Yükümlülük kadar yorucu olsa da göremediğim yüzü üzüncün her nasılsa takılı bir maske yapışık ve sırıtık bir ifade ile rolümü çalan belki de hayattan aldığım intikam o somurtuk yanım.

Dinginliğini ömrün neye değişebilirim ki ya da ruhun eş güdümlü istikrarsızlığını ve suskunluğunu hatta suskunluğuma yol yordam bilmez iken kimi ne ile suçlayabilirim hele ki yakıştırılan sıfatlar ve mecazi onla anlatı ile saf tutmuşken en önde belki de tek mefta seneler evvel gömdüğüm ama her nasılsa dirilmeyi marifet sanan hayatla olan flörtüne aralıksız devam eden.

Korunaklı bir imge yığını şu çalıntı hayatlarımız.

Çalıntı sevinçler ve öfkeler ve o belirsizlik sureti kati anlam vermekte ve anlam bulmakta zorlandığım. Zorlandığım ne varsa vagonlar dizili peşim sıra bazen lokomotifin önderliğinde bazen yolda kalmış bir araba kadar zavallı ve çok yorgun.

Sığıntı bir tutarsızlık belki de düşen payıma korkunun kokusu kadar yakıcı ve acıtıcı acımamak ise canımın yanması belki de en sıradan.

Belirgin bir belirsizlik kadar dondurucu buzun üstünde yürümek kadar kırılgan ise hele ki o buz tutan kitle tam da gölün üzerinde oysaki ne güzeldi taş sektirmek kış öncesi. Kışı gönlün bitimsiz, hüznü biteviye ama yeniden kesişti mi yolum mutlak sevinçlerle hâsıl olan o güzellik boydan boya rengini değiştiriyor hatta ki odamın duvarları bile bulanıyor alacalı bulacalı renklere.

Ne var ki bunda... Çok şey var hem de izah edemeyeceğim kadar. Bir o kadar anlam yüklü bulmaya çalışırken yolumu. İşin kötüsü elinde fırça karaya çalıyor şu mavi gökyüzü. Durduk yerde çaldılar düşlerimi dememek olası değilken bu sefer evet, bu sefer yine bürünüyorum sessizliğime. Ola ki ses edeyim yok çaresi alamadığım cevapların küfü bulaşmışken yırtık yarınlara.

Dünlerin acısı yetmezmiş gibi çalınma ihtimaline karşın yarınlarımı da alıyorum kanatlarımın altına anaç bir tavuk gibi. Oysaki daha yeni çıktı yumurtadan o kuluçkadaki düşlerim. Gerçi içlerinde bin yaşında olan da var ama o yeni yetme hayallerim yok mu ne çok izlek taşımakta çalıntı mazimden. Geçmiş gitmiş bir sürü de üzünç bırakmış yetmezmiş gibi çalakalem yazdığım bir şiirin mısralarına takılıyor gözüm. Benden düne uzanan ve koca bir boşlukla yol vermiş sevdiklerine kim varsa sırada...

 

Benden ya da bizden
Kılıfını yitirmiş tüm düşler
İhtimal dâhilinde ne çok üzünç
Kifayetsiz ve ramak kala sona.

Barınan heyula bir üzünç akabinde adımlarken yeni umutları.

Yordanası bir tutarsızlık çoğunda gözlenen aşka dair ya da dosta ve dostluğa.

Ne vardı şimdi ölecek
Daha dünkü çocuk
Bak biriktirdiğim cebimde nice kırıntı
Avaz avaz tutunmuşken o kırmızı topa
Aman ha sakın izin vermeyin
Annem bilir, kırmızıyı çok severim.

Çocuksu bir gülüş mü yoksa şuh dolu bir kahkaha mı cazip gelen ve sadece itiraf edin gerçekten kimsiniz...


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Olgun Başaklar Gibi Kadın Kadın / Aile 09.03.2019
Ve Kadın Şiir 08.03.2019
Yazmanın Acı Veren Yanı mı? Edebiyat 21.02.2019
Yalanım Varsa Kalemim Çarpılsın Edebiyat 20.02.2019
Penaltı Edebiyat 19.02.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SEVGİLİ DEDEM: HALI YIKAMA MAKİNESİ SAÇMALIĞI (ÖYKÜ) Edebiyat 06.09.2019
EYLÜL MÜ HÜZÜN MÜ? Edebiyat 05.09.2019
Kısa Öykü - Tüh Edebiyat 03.09.2019
KABRİSTAN Edebiyat 29.08.2019
EY SEVGİLİ Edebiyat 22.08.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.