II. Abdülhamid'den Duyulmamış Sözler

Osmanlı tarihinin en çok tartışılan, adına sayısız kitaplar yazılmış isimlerinden birisi de Sultan II. Abdülhamid'dir. Daha önce söylediğim "Tarihi Birinci Kaynaktan Okumak Gerekir" sözünden hareketle, Abdülhamid'i en iyi anlatacak olanların sözüne kulak verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu sözü söyleyenler de ideoloji tarihçiliği yapanlar değil, o dönem onun yanında bulunan kişilerdir. Abdülhamid'in, etrafında olup da bu yakınlıklarını kitaplaştıran iki kızı vardır. Şadiye Osmanoğlu ve Ayşe Osmanoğlu'nun yazdığı bu anılar, Abdülhamid'i tanımak bakımından ilgi çekici eserlerdir. Söz Ayşe Osmanoğlu ve kitabına gelmişken bir lahza durmakta yarar var. Zira bugünün Osmanlıcılarının nefret ettikleri büyük Türkçü Nihal Atsız ve tarihçi Yılmaz Öztuna, Ayşe Osmanoğlu Türkiye'ye geldiğinde ona bu kitabı yazması için en çok destek ve ısrarda bulunan isimlerdi. Türbeler kapalı iken Fatih Sultan Mehmed'in türbesinin gizlice temizleyen, bakımını yaptıran kişinin de aynı Atsız olduğu düşünülünce Osmanlıcıların Atsız nefretini anlamak iyice güçleşiyor. Atsız ailesi ile Abdülhamid'in eşi Müşfika ve kızı Ayşe'nin arası o kadar iyiydi ki, birbirlerine yaptıkları ziyaretler esnasında Abdülhamid ailesi Atsızların evine bir fotoğraflarını hediye etmişlerdir. Yağmur Atsız'ın "Ömrümün İlk 65 Yılı" adlı kitabında yayınladığı fotoğrafta el yazısı ile şu not eklidir: "Sevgili kızım Bedriye Hanım'a ve Oğlum Nihal Bey'e yadigâr-ı samimanemizdir. Ayşe Abdülhamid-Müşfika" Sultan II. Abdülhamid'in anlattıklarını not eden bir başka kitap daha vardır ki, makalemizin konusudur. Selanik'te sürgün iken ve İstanbul'daki son günlerinde hususi doktorluğunu yapan Atıf Hüseyin Bey'in hatıraları... Atıf Hüseyin Bey'in hatıraları okunduğunda, kendisinin başta devrik sultandan pek hazzetmediği anlaşılıyor. Bu sevgisizlik ilerleyen günlerde karşılıklı saygı çerçevesine giriyor. Hatıraları okuduğumuzda bunu çabucak kavrıyoruz. Elbette bizim konumuz, doktorundaki fikir değişiklikleri değildir. Bu notlarda kimi parçalar vardır ki bunlar çok önemlidir. Diğer milletler hakkındaki görüşleri, dil ve içki hakkındaki sözleri... Bunlara kısa kısa değinmek gerekir. Abdülhamid'in kendini anlatırken "Ben Türk'üm" demesi, Osmanlı döneminde Türklüğün unutulduğu iddialarına karşı dikkat çekicidir. Abdülhamid şöyle diyor: "Doğrusunu isterseniz ben Türk'üm ama Türkçe havalardan ziyade alafranga havalar, operalar hoşuma gider." Nureddin Efendi'nin annesi Behice Hanım'ın ise, hastalık anında onu teskin etmeye çalışırken söylediği sözler de ilginçtir. Abdülhamid, doktoruna eşini şikâyet ederken "Sürekli Çerkezlerin yanın gitmek istiyor" deyince Behice Hanım ona dönerek şöyle diyor: "Sus orada herkesin ailesini tahkir etme... Sanki sen nesin? Bir sümüklü Çerkez değil misin?" Çerkezlik meselesini Abdülhamid'in babasından (Sultan Abdülmecid) aktardığı bir söz ile bitirelim: "Çerkezlerin erkekleri benden uzak olsun, kadınları beri gelsin" Abdülhamid'in diğer milletler ile ilgili sözleri de aynı şekilde dikkat çekicidir. Ermeniler: Onlar bu memlekete küfran-ı nimet ettiler. Ermeniler öyle bir millettir ki istifadeleri için değil Protestan... Müslüman ol deseniz olurlar. Bununla beraber çalışkandırlar Romanyalılar: Romanyalıların sözüne inanılmaz. Kahpe karı gibidirler. Ruslar: İnşallah Ruslar mağlup olur da muharebe de nihayet bulur. Ruslar bizim kadim düşmanımızdır. Yahudiler: (...) Yine kalfalardan birini aldı. Kamil Paşa: O ahlakça daha fena idi. Yahudi'ye benzerdi. Zaten Yahudi'den dönme imiş derlerdi. Araplar: Kafkas tarafından Rusları, Irak'tan İngilizleri nasıl tard ü def edeceğiz? Araplar, Kürtler bize yardım etmezler. Bize ekserisi düşmandırlar. Kürtler: Pekâlâ bilirim. Kürtlerden birçoğu Rafizi Kızılbaş'tırlar. Şafiiler yalnız bize hayırhahtırlar. Buraya "Layard" namında bir İngiliz sefiri gelmiş idi... Biraz Türkçe de bilirdi... Fakat Farisi ve Kürtçeyi iyi biliyordu. Birçok seneler Kürdistan'da Irak'ta dolaşmış seyahat etmiş! Birçok Kürt, Arabı Protestan yapmış. Taraftar peyda etmiş. Selanik'te köşkte bir Salim Efendi bardı... Kürt idi... Sonra kamaracı olmuş.. şimdi esirmiş.. Acaba bu Rusya karışıklığından istifade ederek kaçabilir mi? O da çok fena adam idi. Bana ağaçlar arasından gizlice revolver attı. Kurşun başım üstünden geçti. Duvara çarptı. Arnavutlar: Mesela bizde de Arnavutlar, Kozan taraflarında kimi Kürtlere mektep açmak beyhudedir. Mektep şehirliler içindir. Gürcüler: Ben de Çerkezce anlarım. Gürcüler, Kürtlerde fena adam çoktur. Diğer milletler hakkında Abdülhamid'in görüşlerini naklettikten sonra, her zaman tartışılan "Abdülhamid içki içer miydi?" sorusuna da defterden yanıt aradım. Defterlerde Abdülhamid sık sık, kardeşi V. Murad'ın Namık Kemal ile işret ettiğinden bahsediyor. Babası Abdülmecid için de bir yerde "çok işret ederdi" diye bahsediyor. Arapa suyu hadisesinde de anlattığı kişi de büyük ihtimalle Sultan Mehmet Reşad'dır. Kendi için ise şu değerlendirmeleri yapmış: "Nitekim ben de bu zıkkım sigaradan vazgeçemiyorum. Eğer bir de rakıya alışık olsaydım. Felaketim üzerine Selanik'te belki de ayyaş olurdum." "Söz beyninizde mahrem kalsın. Biraderin rahatsızlığına bir sebep de işrettir. Kendisini gördükçe nasihat ederim. Bir kere burnundan kan geldi. İlk gördüğümde yine birader size, gerek biraderiniz, gerek büyüğünüz olmak hasebiyle pederane nasihat ederim.. dedim. Cevaben "Vallahi kullanmıyorum, arpa suyu alıyorum" dedi. Ben de "daha fena ediyorsun ya. O daha size semen verir. Ne olur? Bak ben kullanıyor muyum? Gençliğimde belki bir iki defa kullandım. O kadar. Ara sıra iştah için bir ufak kadeh konyak. Belki ilaç gibi caizdir. Ziyadesi muzırdır" dedim. Büyük birader Sultan Murad çok içerdi. Kalfası vardı. Çeyrekte bir Dilberengiz diye çağırır, parmağıyla işaret eder... Bir tane getirir. Tabak içinde bir kadeh konyak getirir içerdi. Bir gün dizlerinin önüne oturdum, yalvardım. Bunu yapma biraderim, sizden çok rica ederim" dedim. "Peki, artık içmem" dedi. Elbette bu hatıraların tümünü "kesinlikle gerçektir" diye nitelemek mümkün değildir. Lakin birinci derece olmasa bile ikinci dereceden bir kaynaktır. Günümüzün ideoloji tarihçilerinin yorumlarından kat kat değerli ve okunması gereken bir eserdir. Benim tasniflediğim sözler ile yetinmeyenler, Timaş Yayınları'ndan çıkan ve Metin Hülagü'nün hazırladığı "Atıf Hüseyin Bey'in Hatıraları"nı muhakkak okumalıdır.


Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.