Omuz

Omuzlar çok işe yarar. Çanta asmaya, kol tutmaya, kimi zaman yeterli genişlik ve biçimlilikte ise gösteriş yapmaya, kimi zaman sıcak havalarda ister erkekte olsun ister kadında olsun çekicilik imajını pekiştirmek amacıyla,vb. şekillerde,durumlarda işe yarar. Yüksek omuzlar vardır, alçak omuzlar vardır. Bende de bir türü var. Yüksek omuzlar, bazı zaman olur ki öğretici olur. Atılarak veya geçirilerek hatırlatıcı olur. Omuz atmak, omuz geçirmek...atılmak... Ben henüz kısayım. Nereye kadar uzayacağımı tam bilemiyorum...desem yalan olur. Genetik gidişat gösteriyor ki 7-8 cm daha boy atarım, daha da atamam. Omzum da alçakta. Liseye gidiyorum. Her liseli genç gibi, sivilcelerimden rahatsız oluyor, insanların fiziksel özelliklerine kafam gözüm çok takılıyor. Örneğin, uyku saatim gelince, ışığı söndürüp sırt üstü uzandığımda aklımdan gelip geçen, hayal meyal, sancılı düşüncelerin arasındaki en çok beliren gün içinde aklımda kalan insanların fiziksel özellikleri oluyor. Biraz daha uzun boylu olsa idim, sivilcelerim olmasaydı...Sarışın kız çok güzel, rüya gibi, hatta rüya ötesi. Esra. Onunda sivilceleri var tek tük, fakat sivilce bir insanın yüzünde böylesine mi çiçek gibi durur veya bir şeker parçası erimiş...Duvardaki fayansların yerine onu görmeyi isterdim. Onun yüzüne bakamıyorum. Hatta fayansların yüzeyinde oluşan buğu öylesine yoğun ki, anında damlalar olup akıyor aşağı doğru, damlalara bakmaktan bile utanıyorum...Bilmesinden korkuyorum. Çok fena şeyler düşünüyorum, utanıyorum. Suçluluk yakıyor çoğu zaman şakaklarıma kadar beni. Hele de onunla anlık da olsa, tesadüfen göz göze geldiğimizde nasıl bir kavuran alevdir o, içimi Karakum çöllerine çeviren. Heyecandan çok, utanç alevi. Tonlarca su içsem doymayacakmışım gibime geliyor. En çok da onun narin fakat benimkilerden yüksekte duran omuzlarını ve gömleğinin omuz kısmında oluşturduğu eğimden hoşlanıyorum. Bazı zamanlar onunkinden de yüksek omuzlu bir iki kişi yaklaştığı zaman, konuştukları zaman karşılıklı, kendimi bambaşka, izbe ve ücra bir gezegene itilmiş gibi hissediyorum. Ben bu dünyadan değilim sanki, gibi oluyor. Evim bile yokmuş gibime geliyor, en yakınlarım bile hatta annem, babam, kardeşlerim bile ne kadar uzak ve soğuk geliyorlar bana...Yüzüm terliyor, kulaklarımın arkasına kadar bir yangı harlanıp harlanıp sönüyor. Görünmez bir körük ense kökümden ateşi harlatıp duruyor. Onlar ne kadar rahatlar!..yanına gelenler! Başka sınıftan biri, biri de bizim sınıftan. Saçları yeni moda, dik dik...nereden bulurlar, nasıl da rahat dolaşırlar öyle!.. Benim zaten boyuma yakışmaz. Onlara gibi dik dik yaptırsam saçlarımı bodur kirpi bile derler bana, yürüyen saç da derler... hele de Esra!.. Onun umursamamalığına hiç değilse alıştım, tesadüfen de olsa gördüğünde beni bir bodur kirpiye güler gibi gülüp geçmesi...buna dayanamam. Omuzlarıma da yakışmaz zaten, alçaktalar onlar. Yüksekte duran omuzların üstünde daha 'ciks' duruyorlar altındaki yüzleri ile ...Yok, yok! Bana yakışmaz... hem, nerden çıktı bu saç düşüncesi, en iyisi ben bir daha bu konuyu kendime hiç açmayayım. Sağ omzum biraz ağrıyor. Üç gün önce, sabahın erken saatlerinde o adamın bana çarpması... Hala kendime gelemedim. Çok dalgındım. Fakat adamın bir kabahati yoktu. Yanımda üç arkadaşım daha vardı ve tüm kaldırımı kapatmıştık, ona yol vermeliydik. Daha doğrusu, o doğru taraftan karşıdan geliyordu ve benim yol vermem lazımdı..Sol tarafına nasıl da yapıştım; hızla giden bir otomobilin ön camına yapışan sinek gibi... Yüzümü sol gövdesinden kaldırmam iki-üç saniyemi almıştı ve başımı yukarı kaldırdığımda da ilk gördüğüm sol omuz kavisi olmuştu. Bir kayalığın en uç sivri heybetli ucu gibi görünmüştü omuz kavisi. Diyebildiğim tek şey kedi yavrusu mırıltısı gibi bir "pardon" olmuştu. Sol omuzu ve hemen yukarısında hiç değişmeyen yüz ifadesi...kaç gündür aklımdan çıkmıyor. Sanki bir sineğin sol koluna çarpması gibi önemsememişti. Yürüyüp gitmişti. Ben ise okula gidene kadar, 5-10 saniyede bir tekrar tekrar çarpıyormuşum gibi sallanıyordum. Kaya gibi bir adamdı. Saçları kıvırcığa yakın, esmer... hepsinden önemlisi omuzları. Onun gibi omuzlarım olsa idi keşke. Yüksekte ve geniş. Benim omuz genişliğim gibi iki vardı. Ben de onun gibi olsam. Canım sıkıldığında, kaldırımda yürürken birilerine çarpsam, göstersem omuzlarımı. Onun gibi, yüz ifademi de hiç değiştirmesem. Esra'nın da yanına yöresine rahatça yaklaşırdım o zaman. Hatta ben yaklaşmazdım, o hayranlıkla gelirdi. Yüzümü, omzumun gerisine doğru çevirip, sonrasında umursamazlık tavırları takınırdım... İki gecedir rüyalarıma giriyor... Ayaklarım yerden kesilmiş gibi kaldırımlarda geziyorum. Rüyaların ilk sahnesinde, ilk anlarında, heyecanla beklenen bir yolculuğa çıkmak için bir arabaya binildiğinde, arabanın ilk hareket anında duyulan heyecan gibi bir heyecanla mutlu olduğumu,tüm bedenimde tatlı bir sızıltının gezindiğini hissediyorum. Yukarı çıkıyorum, aşağı iniyorum. Etrafta kimseler olmuyor. Sabahın erken saatleri. Erkenci serçelerin ilkbahar cıvırtıları bile gelmiyor kulağıma. Uçar gibi geziniyorum. Geliş gidişlerim bir yerinde aniden yekpare bir omuz çıkıyor karşıma. Bir vücuttan kesilmiş gibi. Sürekli yüzüme yüzüme çarpıyor kendini. Esra, karşı kaldırımdan okuluna doğru gidiyor hiçbir tarafa bakmadan. Bana bakmaması için dua ediyorum. Bir omuz parçasının karşısında ezik olduğumu görmesini istemiyorum ve bakmıyor da. Bir an baksa,bakma ihtimalinden korkmama rağmen, rahatlayacağımı da düşünüyorum. Geçip gidiyor. Omuz, kendini çarpamaya devam ediyor yüzüme yüzüme. Sonra, inatçı bir boğaymışçasına beni sürüklemeye başlıyor, yüzüm omuza yapışık gerisin geri gidiyorum. Uzunca bir süre sürüklüyor beni ve bir an ayaklarımın yere değdiğini hissediyorum. Omuz da ittirmeyi bırakıyor, başımı kaldırıp bakıyorum ki kaybolmuş. Yine kısa olduğumu hissediyorum. Uyanayım artık, deyip uyanıveriyorum. Sanıyorum ki ittirme esnasında, ki içsel canhıraş bir mücadeleden olsa gerek, terlemiş buluyorum kendimi. Yatak çarşafı ayaklarımın ucunda yığık yığık olmuş. Sabah vakitleri, rüyanın etkisinden çıkamadığımı hissederek yürürken okula doğru, onu görüyorum. O bana çarpanı, öğretmen olduğunu düşündüğüm kişiyi. Evet, o bir öğretmen. Bana göre çok iri kıyım biri. Yüzündeki ifade hiç değişmiyor. Omuzları da onun beraber yürüyormuş gibi. Lacivert ceketli. Daha önce dikkat etmiyordum fakat sanırım hep, ben okuluma, o da çalıştığı okula giderken aynı kaldırımı kullanıyorduk ve kullanıyoruz. Omuzlarından korkuyorum onun. Rüya, gerçek olacakmış gibi geliyor, tam yanımızdan geçerken. Yanımdan geçip gittiğinde ise rahatlıyorum. Kendimi biraz daha uzun hissediyorum.

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Tek bir şiir- Şiir 12.09.2019
Terkibat Günlüğü- Bir faşistin anatomisi Sağlık 06.09.2019
Kısa Öykü - Tüh Edebiyat 03.09.2019
Gereksiz sözler Evrensel 01.09.2019
Faşo Versiyon 4.0 Evrensel 28.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SEVGİLİ DEDEM: HALI YIKAMA MAKİNESİ SAÇMALIĞI (ÖYKÜ) Edebiyat 06.09.2019
EYLÜL MÜ HÜZÜN MÜ? Edebiyat 05.09.2019
KABRİSTAN Edebiyat 29.08.2019
EY SEVGİLİ Edebiyat 22.08.2019
Kendi Kendime Konuşuyorum.... Edebiyat 06.08.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.