Keneler Baş Kaldırmış

'Abi, baksana bir!.. ' diye fısıltı tonunda bir ses işittim. Issız, yarı toprak yarı çakıllı ,en fazla iki metre genişliğinde yolda ilerlerken bu sesin, 4-5 yıldır çınlayıp duran sol kulağımın bir oyunu olduğu sandım, ilkin. Fakat yine de adımlarımı yavaşlatıp,sesin geldiğini sandığım tarafına bakmadan edemedim. Kimseyi göremedim. Yol boyunca uzanan su kanalının akşamları mesken tutan iyi huylu şarapçılarından veya biracılarından birinin dengesini kaybedip çalılıkların uzun mu uzun otların çiçeklerin arasına yuvarlanıp bir şekilde geri çıkmayı becerememesinden dolayı yardım istediğini de düşündüm. Fakat, görünürde bir şey olmadığı için daha da dikkat kesilip bakınmaya başladım. Yol kenarı boyunca coşkun bir şekilde fışkırmış ot ve çalılıkların arasında sesin sahibi aramaya başladım. Kenara yaklaşıp, bulunduğum konumun sağına soluna, hatta aşağı meyilli ve meyve ağaçlarıyla dolu bahçeye de dikkatli bir şekilde bakındım. Bir yandan da sağ kulağımı iyice kabartıp o sesi bir daha yakalamayı umdum. 'Abi, buradayım,sağ ayağının hemen yanında bir demet papatya var,oraya bak..' Başımı o yöne çevirince;'hah, işte onun hemen yanında da ' iki ayak büyüklüğünde toprak alanın solunda da üç beş tane ayrık otu var..'. Sese uyup bakmaya yeltenmişken, o küçük alanda, dediği ayrık otlarının bu sesle ne alakası olduğunu anlamaya çalışıp, bir yandan da gizili bir işletilme içinde olduğumu hissedip, 'kimsen çık ortaya!..' dedim. 'Abi, sen ayrık otlarına iyice bir yanaş, dizlerini kır, başını o ayrık otları içindeki en uzun ayrık otuna yaklaştır.. '. 'Bak,dedim, yanaşıyorum ama birazdan çok fena şeyler olacak;söylemedi, deme..'. deyip yine de dizlerimi kırıp ayrık otlarına iyice yanaştırdım yüzümü... - 'Abi, meraba, ben Kene...' deyince ses, içimden tuhaf bir korkunun kısa da olsa , derinlemesine, geçtiğini hissettim. Fazla zaman almadan, kendimi toparladım. Ayrık otunun ucunda,arka ayaklarıyla tutunmuş, ön iki ayağını da el sallar gibi yavaşça sallayıp duran keneyi gördüm. . - 'Lan!..harbiden sen mi konuşuyorsun!?'. - Evet, abi dedi.Bak, inanmıyorsan..dediğim şeyle yaptığım şeyin aynı olduğunu ispatlamak için önce yapacağım şeyi söyleyeyim, sonra da o şeyi yapayım...Bak şimdi, sana göre sağdaki ayrık otuna atlıyorum şimdi...hoop!...gördün mü?..Bak şimdi de bu otların köküne doğru atlıyorum,hooop gördün mü?...bak şimdi de kıçımı sağa sola oynatıyorum...gördün mü?.. . Dediği şeyleri gerçekten de yapıyordu. Şaşkınlığımın hemen nasıl geçtiğini anlamadan, kendimi bir kene ile sohbetin içinde buldum... . - Ee, dedim. Nedir hikayen?..anlat bakalım...ha, bi'dakka, bana 'abi' demen beni biraz rahatsız ediyor gibi.Senden yaş olarak büyük olabilirim -34- fakat bu bana abi demeni gerektirmez ki;aynı türden bile değiliz ..Bana hocam de, bana herkes hocam der, bu daha uygun olur zannımca.. . - Tamam hocam... Hocam ben uzun zamandır Tokat'ta yaşıyorum. Artık, hemşeri sayılırız . . - Evet, sizden burada çok, biliyorum. Hemen hemen bütün dünya da biliyor... Hemen sorayım sana: sen, şu Kongolu kırımlı türden bir kene değilsin, değil mi? Bak eğer ki öyleysen, Tokat'ı müdaafa hakkımı kullanıp seni ezmek zorunda kalırım...Çünkü ben bu şehri çok seviyorum, kan akıtmaktan çekinmem, bilesin. Biz burada kötü niyetli yabancıları pek sevmeyiz... . - Yok, hocam, dedi kene. Zaten onlardan neler çektiğimizi bana sor!.. O kenelerin nerden geldiğini bilemedik önce...Bize de saldırıp durdular hep...Bak, hatta gövdemin sağ alt kısmında kıskaç izleri de var...Biz Tokat'ın keneleri birbirimize böyle şeyler yapmayız, hatta hiçbir kene türü bunu türdeşine yapmaz...Sonra sonra duyduk ki, bu keneler Kırımlı-Kongolu olan kenelermiş.. Ne bizimle, ne de kendi aralarında kimseyle konuşmazlar. Ve bir rivayete göre bir Kongolunun kaba etine yapışıp gelmiş, üç beş; oraya da bir Belçikalının Kongo'daki küçük domuz çiftliğine getirdiği domuzlardan geldiği, rivayetler arasında.. Zannımca, Belçikalılar bizim Kongoluları emip sömürürken, bizim keneler de domuzlarını sömürelim lan demişler...fakat, kudurmuşlar işte... Keneler baş kaldırmış... İşte böyle, hocam...ee, sen nasılsın, kimsin? Anlat kendini...istiyorsan ,tabii.. . - Asıl sen anlat Kene kardeş!.. Tabiata aykırı davranan sensin, değil mi!.. Ne ilginç!.. Bahar, öyledir ki kene kardeş, her şey uyanır canlanır...anlatılmaz oluşlar, renk tayfları oluşur, alemler coşar...Şimdi ise anlıyorum ki , bu tabiatın bu baharı başka şeylere de kadirmiş;bir kene bile konuşabiliyormuş...Tabiatın gücüne bir kez daha iman ettim.. Vay be!.. . - Hocam, valla, biz de anlamadık... Şu Kongolu keneler yüzünden kırsallardan kaçıp geldik buralara...Siz insanlarla da böyle içli dışlı ola ola da, bir baktık ki konuşuyoruz...Fakat yine de sizden kan emmek gibi bir düşüncemiz, size yapışmak gibi bir düşüncem-iz yok..kedi, sincap..filan derken, onlarla idare ediyoruz işte... . - Ben, şu, az aşağıdaki okulda çalışıyorum.Bu yolun sonundan sağa dönüyorsun,camiyi geçince,yüz metre aşağıda...Yukarda da başka bir okul var, oradan geliyordum...Fakat..Fakat sen neden benimle konuşmak istedin?.. . - Bilmiyorum tam, hocam. Biraz, anlayacak birine benziyordun.. Kene güdüleri, diyelim..Hem, yani sana abi demesem de, aynı yerde yaşadığımızdan dolayı hemşeri de sayılırız.. bu da vardı... . - E, peki konuşmaktaki amacın neydi veya ne?.. . - Hocam, dedim ya!. Kırsaldan buralara geldik kafilelerle...Kimimiz bir römorkta, kimimiz bir tavukla, kimimiz esen rüzgarlar ile...Fakat, dağıldık buralarda hocam, herkes bir tarafa gitti. Binde bir rasgele görsek de birbirimizi, kırsaldaki gibi değil... Kırsalda olsak, yapışırdık bir ineğin buduna, kuyruğuna topluca..Daha bir sosyaldik o zamanlar...Buralar dağıttı bizi be hocam. Kimisi de, şehir yaşamında hayallere kapılıp Avrupa'ya kadar gitti; Prag'a, Viyana'ya, Berlin'e... Birkaç hafta sonra döndüklerinde, rast geldiğimiz yerlerde anlatırlar hep oraları... Kimisi kapmış koymuş yanına sarışın kene hatunları...bir de sarışın, albino keneler de çoğaldı..Sen görmemişsindir belki fakat biz arada bir görüyoruz.. . - Ne, ne, ne!..Avrupa mı?..Nasıl gidiyorlar oraya??? . -Hocam, bak şu kırmızılı eflatunlu apartmanlar var ya..aşağıda..demin baktığın bahçenin biraz daha aşağıları... . - Ha, evet, benim kaldığım apartmanları diyorsun... . - Orada yaşayan bir 'Alamancı' dedikleri bir aile var;arada bir gelirler... Birkaç kene, pencere pencere, ev ev gezerlerken, bunlardan birini gözüne kestiriyorlar, Avrupa'ya gidecekleri gün yapışıyorlar bir yanına... Avrupa'ya vardıkları gün de salıyorlar kendilerini, ver elini Berlin, ver elini Prag.. yapışa yapışa gidiyorlar, geziyorlar... Sarışın kene hatunları da takıp kollarına geliyorlar bir süre sonra... . - Vay anasını!.. Kene kardeş... Bir an, kene olmayı ne çok istedim bilsen!.. Benim de öyle düşüncelerim var; gideyim bir göreyim diyorum uzun zamandır,fakat şimdiye kadar kısmet olmadı... İşe bak yahu!.. Sen benle gelsene Kene kardeş!..Çık bakalım sağ omzuma...Haaah! Tamam. Bundan sonra benimle yaşa. Fakat yapışmak yok tamam mı? . - Tamam, hocam. Olur mu öyle şey!.. İnsanlık ölmemiş, gördüm..Sen de bil ki kenelik de ölmedi...

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Tek bir şiir- Şiir 12.09.2019
Terkibat Günlüğü- Bir faşistin anatomisi Sağlık 06.09.2019
Kısa Öykü - Tüh Edebiyat 03.09.2019
Gereksiz sözler Evrensel 01.09.2019
Faşo Versiyon 4.0 Evrensel 28.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
KİMSE YOK MUUUUU!? Anı 27.08.2019
Yaşlı Amca Ve Kur'an Öğrenme Anı 14.07.2019
hayırlısı:) Anı 05.07.2019
Yeni Yol Anı 25.04.2019
Bir Özlem Ancak Bu Kadar Yakabilirdi İçimi.. Anı 08.04.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.