ÜLKEMİZDEKİ İKTİSADİ PROBLEMLERİN İLKESEL ÇÖZÜMLERİ

Hükümet bazı politikalarında elbette başarılıdır. Kim ne derse desin, faili meçhul cinayetler azalmış ve Ergenekon açığa çıkmıştır. Sağlık sektöründe bazı hususlarda devrim yaşanmıştır. Belediyecilikte belki tüm illerde başarılı olunmuştur vs. Dış politikaları ve bazı iç politikaları tartışılır. Fakat konumuz olan ekonomide durum maalesef ve kesin olarak hiç de iç açıcı değildir.

Ülkemde bankaların, özel sektörün, kamunun, bütçemizin vaziyetinde ve dış ticarette açık var. Şu halde kimdir müsebbib? 1980'li yıllarda uygulanan ilkel ve zalim ekonomik politikalar nedeniyle Türkiye ekonomisi her yönden açık vermektedir. Siyasi tercih ile meydana gelen serbest piyasa ekonomisinin tek ayaklı bir sistem olarak uygulanması sonucunda kayıt dışı ekonomi söz konusu oldu. Çözüm AB'ye girmek ya da ABD değil, yerli çıkarlarımızı önemsemektir yani çözüm yine biziz. Türkiye'de bugün 15 milyon işsiz ve 20 milyon evlenememiş genç varken, Türkiye'yi soykırım yapmakla suçlayan, Türkiye'ye yönelik terörü destekleyen, ülkemizi parçalamak isteyen ecnebiler bizi “ortaklık” gibi karlı ifadelerle avutuyorlar. Oysaki ortaklık eşitler arasında olur ve biz onlarla eşit değiliz. Türkiye'nin sorunlarını sadece sorunu yaşayanlar yani Türk halkı çözer. Derdi çekene sor demişler... Başkalarına çözümü havale ederseniz ne özgürsünüzdür ne de çözümlü...

Hükümet borç sorunu olmadığını söylerse elbette ” ödemeye niyeti yok da ondan” diye düşünürüm. Fakat ödenmemesi durumunda doğal olarak devamlı katlanarak artacaktır. Türkiye'nin borçlarının 400 milyar dolara çıkmış olması yazık değil midir?

Tek ayaklı ilerleyen serbest piyasa ekonomisinde borçlanma ve faizler oluşunca, siyasiler kötü gidişatı durdurmak için yine doğal olarak para arayışına girdiler. Fakat para zengin iş adamlarında veya maalesef yasa dışı iş yapanlarda vardı. Para istediklerinde karşı taraf vergisiz ve yüksek faizli olmasını ve ayrıca para kaynağının saklı tutulmasını şart koştu. Belli ki kayıt dışı ekonomi bir mafyadır fakat maalesef aynı zamanda bir siyaset modelidir. (*)

Özel sektörün ve kamunun doğru düzgün bir envanteri  olmayınca her şey kayıt dışı ve kontrolsüz gidiyor. Oysa müteşebbisin önünün açılması gerekiyor. Serbest piyasa ekonomisinde “ serbest bırak ama kontrol et” ilkesi vardır; bizde ise “serbest  bırak ve kontrol etme”. Türkiye, Serbest Pazar Ekonomisi'ne geçtikten sonra ekonomide kontrolsüz serbesti  usulsüzlüğü hür kıldı ve kamu borçlanmaları baş gösterdi. Kontrol olursa vergi olur; vergi yoksa borç söz konusudur. Borç varsa faiz vardır ve faiz varsa gelir dağılımında adaletsizlik söz konusudur. Adaletsizlik varsa anarşi ve alternatif rejim arayışı vardır. Serbest Pazar Ekonomisi kontrol mekanizmasını her işletmediğinde, dünyada hiçbir ülkeye huzur getirmemiş ve hatta anarşiye neden olmuştur. Serbest Pazar Ekonomisinde kayıt dışı ekonominin de kayıt altına alınması gerekir. Bunu yapamayan ülkeler dolaylı vergilere başvurmaktan başka çare bulamamışlardır. Dolaylı vergiler, vergi vermeyenlerin vergilerini verenlere yüklemektir. Takip etmemek bir bakıma “vergi almayacağım, isteyen versin, istemeyen vermesin” demektir. Oysa biz diyoruz ki, herkesten vergi alacaksınız ama az vergi alacaksınız. Böylece küçük esnaf da büyük esnaf da nefes alsın. En küçük esnaf defter tutar; ama siyasi partilerin sadece genel merkezlerinde il, ilçe, belde yönetimleri katiyen hesaba veya makbuza tabi olmaksızın formalite bir hesap tutarlar. Belki kimisi az  kimisi çok ama maalesef vergi kaçırmayan adam yok. Herkesin suç işlediği bir ülkede suç, suç olmaktan çıktığı için af üstüne af gelince vergi kaçırmak özendirilir hale getirilmiş durumda.

Enflasyon ve döviz kurları sanal olarak düşüp yükseliyor. Faizin cazibesi artarken dolar cazibesini kaybediyor. Amaç ortada dolar olmadığı halde açık pozisyondaki bankacılık sistemini destekleyerek TL cinsinden borçlarıyla dolar cinsinden borçların dengelenmesidir. Oysaki dolar halen çok risklidir ve yatırım ve borçlanmalarda yine de TL'yi kullanmaktan başka çare yoktur.

Kapitalist iseniz maddiyatın maneviyattan önemli olmadığını kabul etmeli ve maneviyatı önemsemeyen sosyalizmin ne hale geldiğini unutmamalısınız. Vicdanlı iseniz zaten kapitalist olmamalısınız. Mademki moral değerlere önem veren bir Hükümetsiniz insanların maneviyatıyla birlikte maddi durumunun da güçlendirilmesini önemsemelisiniz.  Yani üretimi artırmalısınız. Üretimin artması bir bakıma işin ve işçi sayısının artması demektir. Terör olaylarını çözmek konusunda atılacak en büyük adım bu olacaktır. Çalışıp kazanan insanların huzursuzluk çıkarması mümkün değildir. Maalesef Türkiye'de iş bulmak siyasilere değil özel sektöre bırakıldı ve bilançosu borç, faiz, adaletsizlik ve anarşi oldu.

Bir ülke büyürken diğer yandan adaletsizlik ve suç oranı da büyüyorsa, büyüme oranı % 10 olurken  borçlanma oranı % 50 oluyorsa ekonominin arz talep dengesi kanununun dışına çıktınız ve dengeyi kaybettiniz demektir. Zaten uzun yıllardır borçlanıyoruz ve baba yadigârıymış gibi buna alıştırılmış durumdayız. Fakat yine de zamanında borç ödeme gibi bir alışkanlık edinemedik. Türkiye'nin kasasındaki para dış ülkelerden borç aldığımız paraların teminatı, hamiline yapılmış senetlerin karşılığıdır. Gelir dağılımında adaletin olmadığı bir yerde huzur asla sağlanamaz. Ne yazık ki borç alıyoruz ama yine ne yazık ki ödemiyoruz.

Kayıt dışı ekonominin olduğu bir ülkede enflasyon bile  gerçek değildir. Bugün Türkiye'nin kişi başına düşen millî gelirini 4500-5000 dolar olarak açıklayanlar, 4 kişilik bir aileye bu hesaba göre 20 bin dolar vermelidirler. Enflasyonun düşmesiyle övünenler 2002 öncesi enflasyonun %100; banka faizlerinin % 150, yani faizlerin 1,5 katı olduğunu hatırlamalıdırlar. Bugün enflasyon % 5 iken banka faizleri % 15'tir yani 3 katıdır. Enflasyonun düşmesinden siz bunu mu anlıyorsunuz?  Bizim bildiğimiz enflasyonun düşmesi için üretim ve üretimi artırmak için üretecek fabrikalar gerekir. Fabrikaları satarak da üretim yapamayacağınıza göre bilanço maalesef Türkiye'de 20 milyon işsizdir. İşiyle avunan vatandaş problem olmaya zaman bulamaz ve zaten buna ihtiyaç da duymaz.

Vatandaşın alım gücü kalmadığından dolayı enflasyon yok. Vatandaşta para olmayınca malı fazla karlı satamıyorlar. Mal vitrinde eskiyor. Talep artsa hemen zam yapacaklar ve enflasyon yukarı çekilmiş olacak ama nerdeee?.. Zaten Türkiye`de gelir dağılmadığı için fert başına düşen milli gelir hiçbir şey ifade etmez ve ilan edilen enflasyon oranlarının da hiçbir anlamı yoktur.

İşsiz bir adamla varlıklı bir adamın enflasyonu bile bir olmadığına göre herkesin enflasyonu kendinedir. Gerçek enflasyon rakamlarının öğrenilmesi için işsiz vatandaşın oranına bakmak gerekir. Çünkü her işsiz olanın enflasyonu işi olmadığı için % 100'dür. Zaten işsiz için enflasyon düşse ne olur düşmese ne olur? Enflasyon bile kendisinden daha şanslıları bağlar. İşsize enflasyon bile tenezzül etmez. Herkesin enflasyonu ekonomik durumuna göredir. Çok zenginsen ve çok etkilenmiyorsan çok şikâyetçi olmayabilirsin. Fakat bir ailede eğer iki işsiz varsa % 100'ü de katlamak ve katlamayı kişi sayısına göre artırmak gerekir. Enflasyon şu soruları sorarak hesaplanmalıdır: Bugün kaç kişiye iş bulundu? Kaç iş yeri ne kadar sürede kapandı? Kaç işyeri kira vermesine rağmen uzun zamandır piyasadadır? Kaç iş yerine ya da eve haciz gitti? Kaç tane senet protesto oldu? Kaç kişinin kredi kartı patladı? Madem ekonomi büyüyor, öyleyse niçin vergiler her geçen gün artıyor? Niçin vergiler malların pek çoğunda anaparadan bile fazladır? Büyük holdinglerin yıllık gelirlerinin % 85'i niçin üretim dışıdır?

Hükümetin döviz rezervlerini saklı tutması halkın yabancı para biriminin yerli para yerine kullanılır olmasını engellemek içindir. Dışarıdan gelen paralar hissedarlar arasında paylaşılıyor.  Hükümet dışarıdan para ve yabancı sermayenin geldiğini söylüyor ama zavallı halkımız dışarıdan gelen sermayenin içerdeki iş dünyası için asla bir sermaye anlamına gelmediğini bile bilmiyor. Dışarıdan gelen parayı hissedarlar kendi aralarında alıp sattıkları için içeriye faydası olmaz.

AB süreci pazarlama sürecidir ve uygulanan ekonomi programlarla yatalak haldeki içerdeki yatırımcının dışarıdan gelen yatırımcıyla rekabet edebilmesi iyice imkânsız olmuştur. Fakat gelin görün ki dünya ekonomisi merkez durumundaki ABD`den Uzakdoğu'ya kaymakta, dünya hızlı bir değişim geçirmekte ve Türkiye bu değişimden etkilenecek ülkelerin başında gelmektedir. Türkiye'nin konumu Ortadoğu`ya ve Ortadoğu petrollerine hâkim olmak isteyen güçlerin Türkiye'yi kontrol altında tutma ihtiyaçlarından dolayı çok önemlidir. Türkiye bu çok önemli nedenden dolayı AB ve IMF kıskacı altındadır. Düşünsenize Türkiye IMF ile ilişkiye girdiğinden bu yana IMF'ye 180 milyar dolar borç verdi. IMF ile ilişkiye girdiğimiz yıl 144 milyar dolar olan borcumuz, nihayet 300 milyar dolar civarını buldu.

Türkiye`de enerji türlerinin hepsinin gelişmiş ülkelere oranla % 60 daha pahalıdır. Hükümet bu zulme artık bir son vererek bir an önce vergi indirimine gitmeli ve iş gücü maliyetini de düşürmelidir. İş dünyası da birlik olup hükümeti bu konuda uyarmalıdır. İş dünyası halka bakarak “altta kalanın canı çıksın” demesin; çünkü eğer hükümet bu ekonomik programı uygulamaya devam ederse, her geçen gün vergiler daha da artınca nihayet iş dünyası da müşteri bulamayacak ve bu vergilerin altında onlar da ezilecektir.

Üretenlerin cezalandırıldığı bu sistemde müteşebbislerin önündeki tüm engelleri kaldırmak gerekir. Halktan ayrı olarak kayıt dışı ekonomiyi tertip ve teşvik ettikten sonra  halkla beraber bundan şikâyetçi olman belki halkı kandırır ama Allah'a nasıl hesap vereceksiniz? Entelektüel ekonomistler ekonomi cambazlıklarıyla zavallı halkımızı illüzyona uğratıp aldatabilirler. Halk ekonomiden anlamıyor. Halka desen ki “arbitraj” nedir? Bilemeyecektir. Hatta sonra da “kısa dönemli fonların yatırıldığı alandan alınarak başka bir alana kaydırılmasıdır” diyerek iyice açıklasan bile belki yine de anlamayacak? Halk oy isterken bilgiçtir ama bilgilerini bir yoklasan ekonomiyi hiç bilmez. Ne bilsin işsiz gençler konvertibilite, lot, portföy, kambiyo, emisyon, leasing, factoring ya da forfaiting'i?.. Ne bilsin kahvehanedeki amcam deflasyon'u, kapitalizasyon'u, spekülasyon'u?.. Ne bilsin Hatçe bacım valör'ü, konsolidasyon'u, dezenflasyon'u? Ne bilsin benim vatandaşım borsaya kote olmayı ve menkul kıymet iradını ya da ihracını?.. Gayri safi milli hâsıla (GSMH), döviz tevdiat hesabı, ters repo, reel sektör, temettü getirisi, eşel mobil, cari kur, rezerv para, hazine bonosu, tasarruf mevduatı sigorta fonu, revelüasyon, laissez faire laissez passer, çapraz kur ve saire. Öyle ekonomik dalaverelere uğrarsın ki yokluk içinde halinden bile memnun olursun. Sen onlara vız gelirsin zavallı vatandaşım, vız gelir trıs gidersin... Kulağı kesik en kurnaz geçinen kabadayılar bile enayi gibi ekonomistlerin üçkâğıdına gelir keriz durumuna düşerler de haberleri bile olmaz?

IMF'nin verdiği reçeteler bu zamana kadar hiç yerde başarılı olmamış; peki niçin Türkiye'de başarılı olsun? IMF'nin kuruluş nedeni uluslararası ticaretin kesintisiz devamını sağlamak ve serbest pazar ekonomisini bütün dünyaya yaygın kılmaktır. Dünya artık müşteri odaklı bir dünyadır. Dostluk değil,  ortaklık, düşman değil müşteri olmak para ediyor.  Teknoloji öylesine geniş bir alana yayıldı ve üretim alanı öylesine arttı ki, bu malları satman lazımdır. Ya satarsın, ya atarsın... Türkiye IMF ve Dünya Bankası'nın kurucu ortağıdır ama Dünya Bankası, uzun süreli projeleri finanse etmek üzere kurulmuştur.

Kişiler ya da partiler çok değiştirildi ama görüldüğü üzere yine de problemler değişmedi; çünkü  ekonomi modeli değiştirilmedi. Şu halde siyaset finansmanı halk olmalıdır. Türkiye'de siyasetin finansmanını kim yapıyorsa siyaset onun siyasetidir. Siyasetin finansmanına halkı sokmayan ve ortak etmeyen bir anlayış var oldukça siyaseti parası olanlar yapacak ve parası olanlar olmayanların halinden asla anlamayacaktır. Zaten parası olanlardan da kaynağını yasal olarak bile soramıyorsunuz. Çünkü yasaları da halk değil, parası olanlar yapıyorlar. Parasız halkın seçilme hakkı değil, ancak seçme hakkı olabilir. Parası olanlar siyasetçi olunca da ekonomileri borsa, faiz ve dolardan ibaret oluyor. Türkiye'de milletvekilliğini fahri hale getirmek gerekir. Mesela Kanada'da milletvekilleri milletin menfaati doğrultusun da bu işe fahri olarak yapıyorlar. Biz Kanada'dan daha çok mu zenginiz ki, sayın milletvekillerimiz en yüksek maaşı alıyorlar? Aslında milletvekillerine maaş bile vermeyeceksiniz. İşte o zaman bizden olan, çıkarı olmayan, iyi niyetli ve çıkarsız yorgunluğu göze alan insanlar bize vekâlet ederler. Mesleğinde başarılı olanları milletvekili yaparsanız ülke kalkınır. Hiç meziyeti olmayan adamları milletvekili yaparak yüksek maaş ve itibarla ödüllendirmek sona ermelidir.

Refahyol dönemindeki “Kamu Tek Havuz Sistemi “tekrar hayata geçirilebilir. Genel ve katma bütçeli resmi dairelerin mevduatı özel bankalara %5'le yatırılabilir. Tekrar bankalardan %35'le kredi alınabilir ve kamu kurumlarının mevduatı havuzda toplanabilir. O dönem rantiyeden bu usulle 15 milyar dolar kurtarılmıştı. Çünkü bankaların kamu mevduatı bekleme umudu yoktu. “Ürettiğinden fazla tüketen Türkiye” demek kayıtsız ekonomiden kayıtlı ekonomiye geçiş demektir. Kâğıt değil, madeni lira (yeni lira) düşünülmüştü. Kayıt dışı ekonomi için büyük rakamlı para yardımcı unsurdur ve ancak avantacılara yarar. Küçük rakamlı (tek kupürlü) para basılacaktı ve en büyük paramız 1 lira olacaktı. Böylece küçük rakamlı çok sayıda parayı vatandaş yanında taşımayacak kredi kartı kullanacaktı. Ekonomi kayıt altına alınsın ve piyasada kara para dolanmasın diye. Zira paranın üzerinde rakam büyük olunca kara para taşımak kolaydır. Mesela 1 milyar ödemen gerekiyorsa 1'er lirayla 1 milyar lirayı yanında taşı zordur ama 10 tane 100 TL'yi yanında taşımak kolaydır.

Neyse, biz diyoruz ki daha az vergi ve daha az bürokrasi olsun; ama işlemler kayıtlı olsun. Kayıtlı ekonomiye geçmeden Türkiye ekonomik olan ve ekonominin sebep olduğu hiçbir sorununu çözemeyecektir.

(*)(Kayıt dışı ekonomi devletten gizlenen, kayda geçirilmeyen veya geçirilemeyen ve bu sebeple denetlenemeyen faaliyetlerdir. Bazı ekonomistler enformel ekonomi, bazıları illegal ekonomi, bazıları gayri resmi ekonomi ya da gizli ekonomi demektedirler. Genel olarak ise kayıt dışı ekonominin, mal ve hizmet üretimine konu olmasına karşılık ekonominin geleneksel ölçüm yöntemleriyle bütünüyle tespit edilemeyen ve GSMH hesaplamalarına yansımayan alanları kapsadığı kabul edilmektedir.)


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HUKUKUN EKONOMİYE AÇTIĞI GÜVENLİ LİMAN Ekonomi 06.07.2019
ÇOKLU BİRİM İŞLETME (ÇOBİ) ÖNERİM Ekonomi 05.06.2019
2019 YILI EKONOMİK BEKLENTİLER Ekonomi 11.03.2019
TOPRAK KAYBI VE YENİ ASKERLİK SİSTEMİ Ekonomi 09.03.2019
Tanzim Satışlar Sınırlı Süreli Olacakmış... Ekonomi 01.03.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.