Otorite

İnsanlar; kafalarının karıştığı, karar verme kabiliyetlerinin durakladığı dönemlerde bir otoritenin görüşlerine ihtiyaç duyabilirler. Fakat bu durum, “bir kere otorite kabul edilen kişinin her söylediği kayıtsız şartsız her zaman doğru olacaktır” manasına gelmemelidir.

Bir hadise cereyan eder. İçinizden o an “ah şu anda bazı karar mekanizmaları benim elimde olsaydı” diye geçirirsiniz. Bu iç geçirmeler, yerini otorite kabul ettiğiniz kişinin, bu hadise sonrasında nasıl bir açıklama yapacağına dair bekleyişe bırakır. Otorite kabul ettiğiniz kişi, düşüncelerinizin tam aksi istikamette bir açıklama yapabilir. Hatta bu düşünceleri aklından geçiren herkesi, hadisenin faillerini bir kenara koyup düşman ilân edebilir. Peki, özgür bir bilince sahip fert bu durumda ne yapmalıdır?

“Hayır, ben daha evvel birçok görüşüne katıldığım bu kişinin görüşlerine şimdi de katılmalıyım. Kafamdaki düşüncelere gem vurup susup oturmalıyım” mı demelidir?

Yoksa; “Daha evvel birçok görüşüne katılmasam bile, otorite kabul ettiğim bu şahsın görüşlerine şu anda katılmıyorum. İleride, onun direktifleri doğrultusunda susup oturduğum için pişmanlık duyacağım. Öyleyse kendi bildiğimi yapmalıyım” mı demelidir?


Hiç şüphesiz, burada doğru olan karar ikinci seçenektir. Bazı insanlar görüyoruz ki, bir olayın hemen ardından sıcağı sıcağına açıklamalar yapıyor. Ancak, otoritesinin tam tersi istikamette açıklamaları yayınlanır yayınlanmaz, dediklerini yutuyor, tükürdüğünü yalıyor ve otoritesinin istikametine geçmeye çalışıyor. Ters yönden karşıya geçtiği için muhakkak trafiğe takılıyor. O an ceza almasa bile bu tornistanı karnesine işliyor.

Atsız; “Otorite, disiplini sağlayan baş faktördür. Disiplin ise gelişmenin, sonuç almanın, büyümenin, ilerlemenin, medeniyetin şartıdır” demiştir. Elbette doğrudur ancak bu disiplin, liderinin hareketinin bünyesine girmiş kişiler için doğru olabilir. Bir başbakan ona oy verenlerin gözünde otorite olabilir ama oy vermeyenlerin onu otorite kabul etmemeleri gayet olağandır. Aynı şekilde bir siyasi parti liderinin açıklamaları da, ilk olarak o siyasi partinin yöneticilerini, daha sonra üyelerini, en son olarak da “belki” ona oy verenleri bağlayabilir. Kaldı ki; lider diye otorite diye o şahsın her dediğini kabul etmek, her sözünü amentü bellemek insan zekasına ve yaradılışına aykırıdır.

Bir başka husus da,  bir siyasi parti liderinin ne kadar kapsayıcı olduğu hususudur. Nasıl ki, bir cemaat önderi bütün İslam dünyasını kapsayamaz sadece ona intisap edenleri bağlarsa; bir siyasi parti lideri de sadece kendi partisinden olanları bağlar. Adında herhangi bir olgunun veya siyasi düşüncenin izlerini taşıyor, simgelerini çeşitli etkinliklerinde kullanıyor diye, bir siyasi parti lideri kendini o düşünceye sahip her insanın lideri zannetmemelidir.
Böyle zannetmeye devam ederse; ileride hüsrana uğraması “tekrar ve tekrar” muhakkaktır.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
SANDIK ATATÜRKÇÜLÜĞÜ Politika 16.11.2017
Arakan’da zulüm buhar oluyor (3) Politika 10.11.2017
Derin Devlet ve Yapılanma -4 Politika 10.11.2017
Gönüllerden Gelen Mi Anketlerden Gelen Sevgi Mi? Politika 10.11.2017
Sosyalleşme Politika 09.11.2017

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.