Atsız'ın 9 Mayıs Savunmasının Haklılığı

Tarihteki bazı konular yeterince araştırılmazsa, kavramlar birbirine karışır, siyasi sloganlar devreye girer. Ne yazık ki her 3 Mayıs'ta böyle durumlarla karşılaşabiliyoruz. 3 Mayıs ve sonrasındaki süreçte pek fazla öne çıkmamış, iddianamede baş suçlular arasında gösterilmemiş isimler sanki bu davaların kahramanıymış gibi yansıtılıyor. Bunda tarih bilgisinin noksanlığı kadar, siyasi bazı art niyetlerin de devreye girdiğini düşünmekteyim.
3 Mayıs'ın “Türkçüler Günü” seçilmesinin sebebi, Ankara Nümayişi'nin o gün gerçekleşmiş olmasıdır. Yoksa, 3 Mayıs'ta ne Turancılık Davası başlamış ne de Atsız savunma yapmıştır. Atsız, asıl savunmasının 3 Mayıs'ta görülen duruşmanın ertelenmesi sebebiyle 9 Mayıs 1944 günü yapabilmiştir.
9 Mayıs Savunması'nı iki şahsın değil iki düşüncenin çarpışması olarak gören Atsız, Sabahattin Ali'nin “şeref ve haysiyetinin kırıldığı” gerekçesiyle 10.000 lira istemesi ile ilgili şu yorumu yapmıştır:
“Burada iki noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Birincisi dâvâcının, benim yazımla şeref ve haysiyetinin kırılmış olduğunu iddia etmesi, ikincisi de kırılan şeref ve haysiyetini tamir etmek için benden 10.000 lira istemesidir. Dâvâcının dillere destan olan, muallim mektebindeki hayatından bahsetmeyeceğim. Fakat iki müspet hâdiseyi de anlatmadan geçemeyeceğim. Birinci hâdise Sabahattin Ali'nin 1928 yıllarında tahsil için gönderildiği Almanya'dan hırsızlık yüzünden kovulmasıdır. Bu sözlerimin şahidi o zaman ikisi de maarif erkânından bulunan iki mebustur: Reşat Şemsettin ve Cevat Dursunoğlu. İkinci hâdise aynı Sabahattin Ali'nin belki de bu kovulmanın verdiği kinle Atatürk ve İsmet İnönü aleyhinde malûm hezeyannameyi yazarak bir yıl hapse mahkûm edilmesidir. Şimdi ben soruyorum. Hırsızlık yaptığı için yabancı bir memleketten kovulan, vatanı ve büyükleri tehzil ettiği için de bir yıl hapse mahkûm eidlen ve hapiste yatan bir adam hangi yüzle şerefinin kırıldığından bahsedebiliyor? Bir hırsızın ve bir hainin şerefi var mıdır? Şerefli bir insansa bunun 10.000 lira ile tamir edilebileceğini nasıl düşünüyor?” (1)

Atsız'ın, Sabahattin Ali ile ilgili bir iddiası daha vardır ki; bizzat Sabahattin Ali'nin kitaplarını neşreden yayıncı tarafından da ispat edilmiştir. Önce iddiayı okuyalım:

“Bütün bunlardan başka Sabahattin Ali'nin nasıl bir sinsi maksatla hareket ettiğine dair size son ve kati bir delil daha vereceğim. “Değirmen” adlı hikâye kitabının sonunda pembe kâğıt üzerine yazılmış bir tavzih var. Bu tavzihte şöyle deniliyor: “Bir Orman, Kazlar, Bir Firar, Candarma Bekir, Bir Siyah Fanilâ İçin, Komik-i Şehir adlı hikâyelerin Osmanlı İmparatorluğu zamanındaki Anadolu'yu anlattığı, okunduğu zaman anlaşılmakta ise de bunu burada ayrıca tavzihe lüzum gördüm.”
Bu tavzihin ne büyük bir yalan olduğunu kitabın kendisi ispat ediyor. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu zamanını anlattığı iddia edilen “Bir Siyah Fanilâ İçin” adlı hikâyede ve kitabın 192. Sayfasında kaza kaymakamının melon şapkasından bahsolunduğu gibi, “Komiki Şehir” adlı hikâyede kitabın 199. Sayfasında da cazbanttan bahsolunuyor. Osmanlılar devrinde melon şapka ve cazbant olmadığına göre demek ki Sabahattin Ali bu hikâyeleri cumhuriyet zamanını tehzil için yazmış, fakat maksadını maskelemek için sonuna o pek zavallıca tavzihi koymaya lüzum görmüştür. Şimdi kendisine ikinci oturumdaki sözlerini hatırlatıyorum: Sözüm, hele mahkeme huzurunda verilen sözün namus demek olduğunu bilen bir insansa ve kendisinde zerre kadar şeref ve haysiyet varsa kalemini kırsın ve şimdiki mahkeme salonundan çıkıp gitsin.” (2)

İşte Atsız'ın belirttiği iki öykü ve öyküden iki cümle:

“Bunun için de evvela başından melon şapkayı, sırtından kolalı gömleği çıkarmalı ...” (3)
“Klarent, ud, trampetten ibaret olan cazbantla beraber dans başladı.” (4)

Remzi Kitaphanesi sahibi Remzi Bengi, Atsız'ın bulguları dışında başka hikâyelere de işaret etmektedir. Bengi, Sabahattin Ali'nin Değirmen adlı hikâye kitabının basıma hazırlanması sırasında Sabahattin Ali ile mektuplaşmıştır. 5 Şubat 1935'te yazdığı mektupta Bengi şöyle diyor:

“Sana gönderilen formalar içinde “Candarma Bekir” ile “Kazlar” ismindeki hikâyeleri zamanımızda geçirmektesin halbuki bunlar zabıta kuvvetlerini halk nazarında fena bir şekilde göstermektedir. Bunları bu zamana göre uydurmanı veya vakaları eski devirlere geçrimeni rica ederim.” (5)

Remzi Bengi, 18 Şubat 1935 tarihli mektupta da başka hikâyler ile ilgili Sabahattin Ali'yi uyarıyor:

“Komik-i Şehir'i zemin zamana göre değiştirmeni rica ederim. Sonra bu hikâyenin herhangi bir yerine Meşrutiyet zamanında veya daha evvel geçtiğine dair bir şey ilave edilecekse Suzan isimli kızı Ermeni veya Rum şeklinde göster.” (6)

Kim bilir... Belki de Sabahattin Ali, Bengi'nin bu tavsiyelerine uydu ve Cumhuriyet döneminde geçen bu hikâyeleri Osmanlı dönemine çevirdi. Bu çevirme esnasında da melon şapkayı, cazbantı atladı... O zaman neden kitabın başına bu uyarıyı koymak ihtiyacı hissetti?

(1) (1976) Atsız Armağanı, Ötüken Yayınları
(2) (1976) Atsız Armağanı, Ötüken Yayınları
(3) Sabahattin Ali, (1935) Değirmen, Remzi Kitaphanesi
(4) Sabahattin Ali, (1935) Değirmen, Remzi Kitaphanesi
(5) Sabahattin Ali, (2008) Hep Genç Kalacağım, Yapı Kredi Yayınları
(6) Sabahattin Ali, (2008) Hep Genç Kalacağım, Yapı Kredi Yayınları


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Atsız Bey'in İlk Eşi Mehpare Hanım Kimdir? Tarih 23.04.2014
Otorite Politika 09.02.2014
Atsız'ın Basılmamış Eserleri Hakkında Tarih 11.12.2013
Necip Fazıl'ın Kanuni Hakkındaki Düşünceleri Tarih 16.09.2012
İnkılap Tarihi Dersi ve İnkılap Tarihçileri Tarih 05.09.2012
Başlık Kategori Yayın Tarihi
10 KASIM ‘’VE ALEYKÜM SELAM’’ Tarih 09.11.2017
POLİS ALİ FEHMİ EFENDİ Tarih 20.09.2017
TARİH YAZICILIĞI ÜZERİNE Tarih 17.09.2017
OSMANLI GENERALLERİNİN GÖĞÜSLERİNDEKİ HAÇ Tarih 30.08.2017
VALİDE-İ SULTAN-İ OSMANİYYE Tarih 30.08.2017

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.