Küle Sor

Siyaset yazmak yerine bugün aldığım kül tablasını yazmayı tercih ederim. İki tane. Hem bu sefer büyük olanlardan aldım. Biri bilgisayar masamda, diğeri oturma odasında. Gerçi, hangi mekanın ağır bastığından tam emin değilim ana oturma bölgesi fakat şu bir gerçek ki şimdi artık iki kül tablam var. Öncekiler olmadık zamanlarda kırıldılardı. Sonuncusunu bu sabah yatakta kırdım. Her nasıl olduysa benimle beraber yataktan yuvarlandı yere. İzmaritler, küller ve kırık bir kül tablası. Çeşme hatırası idi bir de. Hatırası anılarımda baki kalacak.


İzmaritler hakkında bir şiir yazmıştım geçen sene. Her yazdığımı her yerde yayına vermiyorum tabii. İnsanın bir arka bahçesi olmalı her zaman. Kimsenin görmediği. Orada kendi şiirleri olmalı, sadece kendine okuduğu. Alınan notlardan motlardan ziyade bir başka dünya gibi imajı ile olmalı bu arka bahçe. Bu bahsettiği şeyi, kişinin kendine ait bir odası olması anlamında anlamamak lazım. Bakım mesela ben bu evde tekim. Evin her yeri arkada bahçe fikrinin başlangıcı olabilir sadece. Hayali bir dünya yani arka bahçe meselesi.

Evet. İzmaritler hakkında bir şiir yazdığımdan bahsediyordum. Neden yazmıştım bu şiiri? Turhal'da kaldığım dönem. Bir gün, yine kanepenin sağına oturmuş sigara içiyor idim. İçtiğim son sigaradan sonra bir baktım kül tablasına, ki kül tablası büyük bir tablaydı, izmaritleri farkında olmadan sıra ile dizmişim. İzmaritlerin etrafında külle var tabii. Bunun ne anlama geldiğini anlayamadım tabii. Sıra ile, aynı hizada hem de, görünmez bir el tarafında dizilmişlerdi. Görünmez el benim elimdi tabii. Sigaraları söndürürken elime bakmadığım için o durumdan sonra söylemiştim bu sözü. Görünmez bir el.
Şu izmaritler kadar kıymetimiz var mıydı? Çekiyordu hayat denen şey bizi içine ve  söndürüp söndürüp atıyordu. Gökyüzümüz kül oluyordu, toprağımız da. Basit bir benzetimdi bu tabii. Ama ifade ettiği gerçeklik, gerçekten gerçekçiydi. Soğuk. Kül soğuğu.

Bir arkadaşla, teras kafe türü bir yerde oturuyor, çay içiyorduk. Konu nerden açıldıysa küllerden açıldıydı yine. Söz döndü dolandı eski köy günlerine geldi. Irmak, dere, çay kenarlarında çamaşır yıkarken kullanılan küllere daldık. İçtiğim sigaraya bakıp, sigara küllerinin de bu çamaşır yıkama işlerinde kullanılıp kullanılmayacağı sorusuna takıldı. Arkadaş, o küllerin ağaçların yakılmasıyla elde dilen kül olduğunu söyledi. Sigara küllerinin kullanılamayacağını söyledi. Sanki sigara külünü anası bacısı kullanmış da, kullanılamayacağını tecrübe etmiş de bilir gibi. Kalbini kırmak istemediğim için bir şey demedimdi. Nereden biliyorduk ki kesinlikle kullanılmayacağını sigara külünün?

Şairane benzetim yapmıştım başka bir şiirimde de. Kül Yüzlü Ölüm demiştim. Şiiri hatırlamıyorum. Bu da tuhaf bir durum aslında.3-4 satırlık bir şiir olduğunu hatırlıyorum. Ve sadece adı kalmış aklımda. Birisi çok sevmişti Kül Yüzlü Ölüm sözümü. Sanki gül gibi de duruyor her ne kadar kül yüzlü desek de. Soğukluğun yanı sıra, ölüm fikrine yine de bir ara fırça darbeleri çalıyor gibi. Gri, sonuçta hayatın içinde, yani canlılığın içinde bir renktir; sanki sanki ara geçiş rengi gibi de olduğu için, ölüm kelimesinin fikrini-yüzünü biraz yumuşatır gibi de duruyor. Güle benzer, gül yüzlü'dekine benzer bir oluş katıyor. Yumuşatıyor aslında ölüm kelimesini değil mi? Soğukluk hissi verse de sonuçta yumuşak soğuk bir ışınım da oluşturuyor. Amortisman gibi renk. Yaşam hoplarken bir hayat tümseğinde bu hareketi yumuşatan bir amortisman sistemi. Bu son cümle pek şiirsel olmadı, daha çok teknik bir benzetim oldu ama olsun. Hayat bu hoplayıp zıpladığımız. Hayat teknik bir şeydir de.

Yeni aldığım kül tablaları görevlerine bugün başladılar. İzmaritlerin çokluğu, belli bir zaman sonra birikmesi sonucu bu görüntüleri toplum mezarları da andırıyor. Ölümcül, kötücül, yok olmaklı  düşüncelere-fikirlere sahip değilim. Yaşıyorum ve birtakım psikologların iddia ettiği gibi ölmeye niyetim yok tabii. Fakat süregiden şu şeylere hangi açıdan baktığımız bizi biraz farklı biri-bir şey gibi sandırabiliyor. Bugün bir yerlerde okudum –söz bana ait değil yani- : bir insan kendi hayatına baktığı zaman ne demeli? Ben yaşıyorum, mu demeli? Ben ölüyorum, mu demeli? İkisinden birini demesi hayat işareti aslında. Yani insan, o an şu an, yaşıyor; aynı zamanda ölüyor da? Bu söz üzerine pek çok kişi, e n'olmuş ki? Tabii öyle.. der, durur. İkisini bir arada düşünmek-olmak ölümü kül yüzlü gösteriyor. Gri bu yüzden gridir. Kül bu yüzden küldür. İkisini bir arada anlattığı için.

Yani sonuçta kül yüzlü her şey güzeldir bence. Kandırıkçı bir renk değil.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Tek bir şiir- Şiir 12.09.2019
Terkibat Günlüğü- Bir faşistin anatomisi Sağlık 06.09.2019
Kısa Öykü - Tüh Edebiyat 03.09.2019
Gereksiz sözler Evrensel 01.09.2019
Faşo Versiyon 4.0 Evrensel 28.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Sosyal Medya, İşsizlik mi? Özgürlük ve Mutluluk mu? Yaşam 15.09.2019
GEZİ Olayları'ndaki 3 Ağaç, Türkiye ORMANLARI'nın Yakılması, PKK ve Susanlar Yaşam 11.09.2019
Bu ilk ölüşüm değil Yaşam 09.09.2019
HAYAT SOĞUK Yaşam 08.09.2019
KENDİMİ ÇIPLAK HİSSEDİYORUM.... Yaşam 07.09.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.