İlle de Roman Olsun, İster Çamurdan Olsun

Roman yazmak konusu bence ilginç bir konu. İncelenmesi gereken bir konu. Yani, dolaylarıma şöyle bir baktığımda eski yeni bir sürü roman görüyorum, daha da önemlisi konu itibarıyla da adı en çok zikredilen bir konu.


Öykü türü de bir edebi türdür. Öykü, roman. Bilindiği üzere öykü romana göre daha kısadır. Fakat kısalığı, demin bahsettiğim romanın çok konuşulurluğunu neden hiç geçemez, neden ağır basamaz merak ederim.

Meselenin yakın bir boyutu da şu: Diyelim ki elimizde beş sayfalık bir öykü var. Birisi yazmış, yayımlamış, biz de alıp okumuşuz. Ve bizi hem estetik olarak, konu olarak vs sebeplerle öyle etkilemiş ve aklımızdan çıkmaz hale gelmiş ki bu öykü.. ve sonrasında romanlar da okumuşuz, okuduğumuz romanların belki bir-ikisi hoşumuza gitmiş, fakat deminki öykü, yılla da geçmiş diyelim ki, aklımızdan hiç çıkmamış.

Akıldan çıkamamışlık tek başına bir ölçüt sayılmaz diye kabul etsek de, bu, bir şey için -önemli bir şey için- roman yazmanın kimin için ve ne için önemli olduğu konusuna başlangıç oluşturur. Yani bir yerlerden başlamalıyız...
Roman konusuyla ilgili, kendimce ilgilenişler içerisindeydim bir süredir. Nedir roman? Neden 2010 yılı  en çok roman yazılan bir yıldı? Neden herkes roman yazmak istiyor? Derdimiz nedir? Roman şu bizim Anadolu'da neden geç meydana çıktı? gibi birtakım sorulara kendimce cevap vermeye çalışıyordum.

İlk bakışta görülen şey şu yazar için: roman bir hedeftir. Fakat, geçilmesi gerekli bir hedeftir. Yazma serüveni içerisinde, yazara gizli bir madalya verilen bir aşama, bir başarı. Romanın çok satıp satmaması önemli değildir. Yazarın ilk baktığı şey bu aşamayı iyi-kötü geçip geçemediğini sorduğunda kendine, buna buruk da olsa, gururla da olsa... evet, diyebilmektir. O aşama iyi kötü geçilmiştir, çok satmak az satmak önemli değildir, ne de olsa roman insanlara görücüye çıksa da bir çeşit antrenman..dır da. Artık arkası gelir, bir kere yazılmışsa, başka romanlar da yazılabilir...

Fakat bazen, tanınsın tanınmasın bir kısım yazara baktığımda, romanı yazmanın kişide bir takıntı olduğu izlenimini veren haller görmekteyim. Herkes benci-ldir aslında. Bu cümleyi arabesk bir tavırla söylemiyorum. Herkes gerçekten de benci-ldir. Fakat galiba bu ben-ciliği başka ben-lerde veya başka ben-lerle beraber göremediğimizde kör olma noktasına gelebiliyoruz. Yani, roman yazma isteği, sadece ben-den oluşan belirtiler saçıyorsa etrafa, kişi başka benlerle birlikte görememişse kendi benini biraz düşünmek gerekebilir, diyorum.


Balzac'la ilgili bir anı ilginçtir. Balzac, arkadaşlarıyla bir sohbette beraberdir. Onu iyi tanıyan arkadaşlarından biri, bir ara dışarı çıkar, bir süre sonra içeri girer ve Balzac'a,dışarıda Bay X'in kendisini şu şu sebeple beklediğini söyler. Balzac, Bay X'i görmek için dışarı çıkar çıkmaz arkadaşları patlatırlar kahkahayı... Bay X, Balzac'ın romanlarından birinde bir roman kahramanıdır...


Burada, hastalıklı bir durum varmış gibi gözüküyor. Çünkü, hayali bir kişinin yaşadığını düşünmek en azından basit bir paranoyaklık gibi adlandırılabilir. Öyleyse roman yazmak için hasta gibi bir şey olmak lazım'a da götürebiliriz konuyu. Ama, yazmak ile günlük hayatımızdaki yaşama içgüdümüz –ve peşinen varoluş iteneğimiz –sebebiyle yaşamamız da aslında bir nevi yazmak değil midir? İki arkadaş, yan yana yürüyoruz. Biz aslında birbirimizin bilincinde yürüyoruz ve bunu da sussak da kelimelerle, içsel bir konuşmayla gerçekleştiriyoruz. Sonra oturup bir yerlerde çay içiyoruz. Sonra ayrılıyoruz. Konuşmaya devam ediyoruz yan yana olmasak da, içsel bir-kaç oluşla. Bu oluşu'u kelimelerle olduruyoruz içimizde. Biz aslında konuşuyor muyuz? Yazıyor muyuz? Sanırım, damarı fark etmiş bir yazar için ikisi de aynı şey; diğerlerinin sandığından daha daha bir aynı şey. O zaman, kendi kendimize konuştuğumuza göre ya hepimiz deliyiz, ya da deli olmayanlarımız ikiye ayrılır.

Romanın bir hedef olarak görülmesinin gereksiz olabileceğini bize gösteren  yazarlar da vardır. Birkaç yazımda Çehov'dan bahsettim anladığımca. Yani bu büyük yazar niye büyüktür? Neden hemen hemen her öykücü onun paltosundan çıkmıştır? gibi soruları anlamak için okuyorum onu. Tüylerimi diken diken eden benim en büyük yazarım Raymond Carver'ın bu orijinalliği nereden gelmektedir?
Bu tür konuları düşünürken, bu isimlerin roman kelimesiyle anılmadığını da görüyordum elbette. Belki, onlar da bir hedef olarak gördüler roman yazmayı ve romancılıklarıyla da anılmayı. Olabilir.

Her zamanki gibi, yani genelde olduğu üzere, konuyu bağlamıyorum.

Görebildiğim kadarıyla, şu son 5-6 yıl içerisinde, öyküde bir atılım, bir sıçrama var. Bu gelişmeleri olumlu buluyorum. Bazı öykü türlerini(yalaş yılış, duygusal, eskiye özlemli, ideolojik, inancii..) hala sevemesem de genel itibarı ile bu öykü gelişimini olumlu buluyorum.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Tek bir şiir- Şiir 12.09.2019
Terkibat Günlüğü- Bir faşistin anatomisi Sağlık 06.09.2019
Kısa Öykü - Tüh Edebiyat 03.09.2019
Gereksiz sözler Evrensel 01.09.2019
Faşo Versiyon 4.0 Evrensel 28.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SEVGİLİ DEDEM: HALI YIKAMA MAKİNESİ SAÇMALIĞI (ÖYKÜ) Edebiyat 06.09.2019
EYLÜL MÜ HÜZÜN MÜ? Edebiyat 05.09.2019
KABRİSTAN Edebiyat 29.08.2019
EY SEVGİLİ Edebiyat 22.08.2019
Kendi Kendime Konuşuyorum.... Edebiyat 06.08.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.