Contac_Z

Internet ile teknik lise yıllarımda tanışamadım. Sanırım Internet üstten bir giriş yapmıştı. Yani, ilk önce birkaç devlet kurumu, yine belki birkaç üniversite... derken hayatımıza giriş yapmıştı. Ucundan bucağından duyardık sadece ve ne olduğu ile ilgili fazla olmasa da düşünürdüm.


Ağ kavramıyla ilgili basit de olsa birtakım uygulamalar vardı. Örneğin PCTools adlı programın, iki bilgisayarın birbirine bağlanmasıyla  birkaç bilgi alışverişi işlemini yerine getiren bir alt fonksiyonu vardı. Bugün de hala var olan LPT port-Paralel Port dediğimiz portlara bağlanan kabloyla yapılırdı bu bilgi alışverişi. Sadece az sayıda kişinin ilgi sahasına girebilecek çok teknik bir konuydu bu iş.

Teknik liseden sonra bir müddet ara verdim okumaya. Sonra üniversiteye gitmeye karar  verip çalışıp edip Gazi'yi kazandım.

Seviyordum teknik konuları.

Internet ile üniversite yıllarımda tanıştım. Gazi'nin merkez kampüsü içinde başka bir fakültenin bünyesinde genel kullanıma açık bir salondu ilk Internet'i görüşüm. Sonraki zamanlarda Teknik eğitim fakültemize de geliverdi. Ders için de kullanılan bir laboratuar müsait zamanlarda Internet kullanım salonu olarak da kullanılmaya başlamıştı. Ucundan kıyısından, o arkadaşın yanı bu arkadaşın yanı derken eski kahvehane yancıları gibi yanaşır oldum Internet'e.  Bir baktım, arkadaşlar web sayfalarından ziyade MIRC denen bir programla haşır neşir oluyorlardı. Şu, bildiğimiz “chat”  programı. Sağa bakınıyordum sola bakınıyordum, büyük bir çoğunluk çatır çatır “çet”leşiyordu.

İlk nick'im,ki sonrasında da epeyce kullanacağım bir “nick”ti bu, Contac_Z idi. Aslında ilk zamanlar adımla girmeyi düşünmüştüm. E, adım Ümit değil miydi, fakat  neden herkes tuhaf tuhaf isimlerle giriyordu bu çet ortamına? gibi  saf Anadolu delikanlısı modunda sorular soruyordum kendime. Erhan adlı Sivaslı bir arkadaş, kafadan kontaksın sen, kontak yaz, demişti. Sonra sonra, hadi öyle olsun deyip, törenle ilk nickimi almıştım. Fakat yine de bir hinlik edip soyadımın sonundaki Z'yi de eklemeyi unutmadım. İşte karşınızda Contac_Z! Kafadan kontak filan değildim. Benim bu sessiz duruşlarım pek çok insanda bilinç dengesizliği yaratırdı her zaman. Okumayı seven, hala platonik ruh yapısından kurtulamamış, masum, saf bir Anadolu çocuğuydum. Halbuki Ankara'ya-üniversiteye gelmeden önce sen kalkmışsın gitmişsin İstanbullara, biraz açıl, biraz sosyal ol, diğer arkadaşların gibi geneleve git.. çoğu kişini olabildiği kadar sosyal olamadım hiç.

Ama eşekler gibi okurdum. Çok şiir yazardım. Kendimi anlamakta zorluk çekerdim. Hem şiiri miri severdim hem teknik konulara bayılırdım. Bu iki farklı şey bir marazaymış gibi gelirdi bana. Kekremsi bir ruh tadı ruh dilimde.

Contac_Z Internet'teki yerini almıştı. Artık sık sık fakültemdeki Internet salonuna gidip “çet”leşiyordum. Erhan, Ayhan, Mustafa vs. arkadaşlar da olurdu salonda. Az bir zaman sonra MIRC'ta kızların da olduğunu fark ettim. Diğer arkadaşlar çoktan fark etmişlerdi. Kim bilir neler neler yapıyorlardı. Kızlar nicklerinin sağına veya soluna f (female) harfi ekliyorlardı genelde.  Kız ismini çağrıştırsın çağrıştırmasın  çoğunlukla f harfini eklerlerdi. Erkek olduğunu ifadelendirmek içinse erkekler M (Mal'e ) harfini kullanırlardı. Fakat f harfi M harfine nazaran daha çok kullanılırdı. Ben bunun, sonra sonra, kendini ifade etmek isteyen, o anki yaşayış  ortamları rahat gibi de olsa kadın kimliği sorununun veya etkilerinin bir tezahürü olduğu yorumunu yapardım. F yazarak dişil kişi vurgu yapıyordu. Gonca. Dişil bir nick. Bunu herkes anlar fakat sonunda mutlaka _f olmalıdır. Goncadır; lütfen dikkat beyler, aynı zamanda kadındır. Gonca_F'dir o.


Contac_Z. Yani felsefi bir yönü olduğu için de sevmiş olabilirim bu nicki. Yani yeni insanlarla kontak kuruyorum, yeni düşünceler. Üstelik Z harfi de var. Soyadımın sonundaki harf.

Bir süre sonra, bizim bu arkadaşlar birbirlerine takılmaya başladılar. MIRC'a kız nickleriyle girip birbirilerini keklemeye başladılar. Erhan, o sırada çet'e dalmış Ayhan'ın masasının yakınından bir sorti yapar, Ayhan'ın nickinden emin olur, sonra gelir kendi masasına MIRC'a kız dişil bir nickle giriş yapar, keki pişirmeye başlardı. İlk denemesinde Ayhan'ı Gazi Fen–Edebiyat fakültesine göndermişti. Ayhan çıktıktan sonra, bizim kekçiler de kampus içindeki başka bir yoldan Ayhan'a yedirdikleri kek için dalgalarını geçmeye  giderlerdi. Erhan puştun tekiydi fakat sevimli bir puşttu. Severdim onu. Fakat bu keklerden birini bana da yedirdiydi. Puşt! Nasıl da kırıtıyordu çet yaparken kelimelerle de olsa. Buse miydi neydi hayali sevgilimin adı. Hatırlamıyorum şimdi tam. Fakat intikamımı almıştım sonra dengince.

Şimdiki zamanlarda, bu “çet”leşme ortamlarında kimin ne olduğu pek belli değil. MIRC ile, o ilk tanıştığımız zamanlarda herhangi bir çet kanalında takılan kişilerin çoğu daha dürüsttü aslında. Yani bir kızla konuşuyorsam, telefonunu aldığımda mesela harbiden de kız çıkıyordu. Yine de bazen ilginç ilginç tipler de yok değildi. Fakat çok değildi o kadar şimdiye nazaran.

Zaman zaman yine nostalji olsun diye, biraz da başka sebeplerden giriyorum yine MIRC'a. Ama hemen söyleyeyim, oradaki kişilerin yüzde doksan dokuzu bir çıkar için gelmiştir oraya. Şebekedir, mafyadır, hırsızdır... Ve Internet'ten indirilebilir pek çok IRC-çet programı virüsler, trojanlar, Truva atları içeriyor.

İlk zamanlar, biraz daha masumluk vardı aslında. Çocuksu bir merak vardı. Çünkü, etrafımızda tanıdığımız insanlar vardı; iyi, kötü...fakat etrafımızdaki insanların sayısı, Internet'tekine göre azdı tabii ki. İlk defa MIRC'a gelen kişi nasıl düşünür? Veya hangi çapta düşünebilir? Tabii ki kendi gerçek hayatındaki daha az sayıdaki insanların sayısı-türü çapınca düşünebilirdi. Kişi, işte o hali masum halidir, o halle gelirdi konuşmaya, iletişim kurmaya. Kız tavlamaya gelse bile gerçekten sevebilme ihtimaliyle gelirdi. Zaman ilerlerdi, kişi ucun ucun fark etmeye başladı türleri, sayıları... Zihinde bir sonsuzluk yanılsaması, bir macera hissi, farklı farklı alternatiflerin çekiciliği oluştu. Masumluk o anda kayboldu işte.

Sayıların çokluğu, eksiklik hissi de yaratmaya başladı. O kadar çok insan, yaşayış... Kişinin, bu kadar çok renkli dünyada kendini zaman içinde eksik hissetmesi normaldir. Kişi, kendini olduğu gibi ifade etmekten, eksiklik hissine yol aldı ve artık kişi, tamamlayan-katılan kişi değil, tamamlanan-tamamlanması gereken bir yapı haline geldi.

Internet'e her ne araçla katış-katılım yapıyorsanız, bu, bir fazlalıktan değil, bir eksiklik hissinden kaynaklanır. Eksik değiliz, en azından sandığımız kadar eksik değiliz, fakat bunun hissi kuvvetli.

Sonuç ederine şöyle bağlayayım.. ki aslında bu konuda yazacak çok şey var; sonuç, dedim fakat bu bir başlık olsun:

Internet nedir?

Nasıl bakmak istiyorsanız o'dur.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Teşekkürler Yoldan-daş Genel 12.03.2019
Didim, Pompei olur mu? Sosyal 02.03.2019
O ayaklar iyi ayaklar değil- Mikrop-iyolojik incelemeler Anı 25.02.2019
İnsan 4.0 Genel 13.02.2019
Çete çeteye girmiş- Koko-Bonzo-Fetö Genel 09.02.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Mehmet Ali Timur Yaşam 15.06.2019
Munzur Dağlarında Gülabioğulları - İbrahim Sevindik Yaşam 06.06.2019
Maya Tutmuş Yaşam 30.05.2019
Mutlu olmak için çok sebepler var :) Yaşam 24.05.2019
Nasıl mutlu olurum ve çevremdeki insanları nasıl etkilerim ? Yaşam 19.05.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.