Otel Güvercini

Metropol Otel'de kalıyordum. 403'te. Internet'ten  ayırtmıştım odayı henüz buradayken. Akşam saatlerinde varmıştım Ankara'ya. Bir an önce otele varmak istiyordum. Metrodan çıkıp Kızılay'a bir bakış attım. Toma moma filan da vardı.
Resepsiyondaki genç kimliğime bakınca Şarkışlalı mısın? Dedi. Hayır, dedim. Orada çalışmıştım, dedim. Hafif bir sempati rüzgarı esti aramızda fakat yorgundum. Muhabbeti fazla ilerletmemek için Tokatlı olduğumu vurguladım.

Manyetik kartlı anahtarımı alıp, daha gençten biriyle yukarı çıktık. Odamı gösterdi. Sağol, dedim. Bonkörlüğüm üzerimdeydi. Neyimeyse şu memur halimle bahşiş vermek. Fakat içime doğmuş olacak ki vermişim bahşişi. Karnım açtı. Odada fazla oyalanmadan aşağı ineyim dedim. Banyoya uğrayacak oldum. Görmezden evvel bir koku duydum. Bir şeyin kokusu...

Gençten bir güvercin mesken tutmuş odayı. Küvetin içindeki, dışındaki ve küvetin bir buçuk metre yukarısındaki küçük havalandırma penceresi etrafındaki işaretlerin yoğunluğuna bakılırsaydı en az 2-3 üç gündür orada olmalıydı. Yüzümü ayna çevirmemle onu görmem bir oldu. Dişi bir güvercin. Hareketlendi, iki tur attı ayna yanında, ne yapacağını bilemedi. Korkma dedim, sanki insanmış gibi. Pencereye doğru bir uçuş denemesi yaptı, çıkamadı, havalandırma yarı açık olduğu için.  Oyana yöneldim bir adımla. Geri aynaya uçtu. Yine iki tur attı. Bir iki denemeden sonra elimle tutup korkma dedim, tekrar, sanki yine insanmış gibi. Kalbinin atışını elimde hissediyordum. Tüylerinin sıcaklığını da.  Biraz konuşayım, dedim. Fakat yorgundum. O rahatsız olmuştu ama aslında ben de rahatsız olmuştum. Kim bilir kimden kaçmıştı da gelmişti. Etrafta bir sürü dam vardı. Bir başka mekan tutabilirdi. Belki de biber gazından kaçıp gelmişti. Rahatsız oldum bundan. Keşke başka oda olsaydı da senin rahatını bozmasaydım, dedim. Bir şey anlamadı. Gözleri güzeldi.

Elimde onu hala tutmaktayken tam da bir hafta okuduğum kitap geldi aklıma. Uzun öykü. Alman yazar Patrick Süskind'in Güvercin adlı uzun öykü kitabı. Tek bir öykü vardı kitapta. Öykünün kahramanı  Bay John Banville, bir güvercinle odasının çıkışında karşılaşıp tuhaf bunalımlara giriyordu ve bir otele gidip yerleşiyordu. Epeyce bir süre otelde kalıyordu. Sonra, tabii, güvercinden haber alamıyordu. Sen o musun? dedim. Fakat rahatını bozmuştum onun. Üzülmüştüm. Fakat gitmeliydi. Sol elimde güvercin küçük pencereye uzanıp aralıktan bıraktım onu.
Bazen... değil de, çoğu zaman kelimelerin, mesela bu uzun öyküdeki kelimelerin hayata ne kadar da yakın olduğunu nasıl da farklı şekilde hissediyor insan. Bay John Banville bunalıma girmişti. Fakat ben sevinmiştim.

Aşağı indim. Resepsiyondaki personel değişmişti. 403'e bir güvercin gelmiş, dedim. İlgilenebilirseniz sevinirim, dedim. Biraz önce yukarıda bahşiş verdiğim genç personeli, ki neyimeyse şu  memur halimle bahşiş vermek, yukarı gönderdi resepsiyondaki adam.

Otelinin yanında Mor Salı Kadınlar Kıraathanesini gördüm. İspanyolca bir şarkı yayılıyordu etrafa.

Karanfil'e doğru inerken gökyüzüne baktım. Güvercin, kim bilir neredeydi.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Teşekkürler Yoldan-daş Genel 12.03.2019
Didim, Pompei olur mu? Sosyal 02.03.2019
O ayaklar iyi ayaklar değil- Mikrop-iyolojik incelemeler Anı 25.02.2019
İnsan 4.0 Genel 13.02.2019
Çete çeteye girmiş- Koko-Bonzo-Fetö Genel 09.02.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Mehmet Ali Timur Yaşam 15.06.2019
Munzur Dağlarında Gülabioğulları - İbrahim Sevindik Yaşam 06.06.2019
Maya Tutmuş Yaşam 30.05.2019
Mutlu olmak için çok sebepler var :) Yaşam 24.05.2019
Nasıl mutlu olurum ve çevremdeki insanları nasıl etkilerim ? Yaşam 19.05.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.