Muallim Mühendisim Ben

Bazen kendim de soruyorum, amaç nedir? diye. Amaçlar hiç bitmez. Bir devinim var, şüphesiz. Durağan olmak , bir şiirde de denildiği üzere, kokuşmaya sebeptir. Duran şey, açıktaki şey; veya, duran ve açıktaki şey, her ne olursa olsun, kokar. Kokan şey bir insansa, koku, başka insanları da çürütme eğilimine girdirir. En azında fikre bulaşır, düşünceye bulaşır, dile bulaşır. Yeri gelir bu kokuşmayı severiz de, bu kokuyu severiz de . İnsan sosyal bir varlıksa, sosyallik de bir çeşit kokular ortamı ise, var olunan bu koku sosyolojisini neden sosyal olmak olarak anlamasın.

Bir eğitim-öğretim yılını daha tamama erdirdik, iyi veya kötü; tanrı bizi affetsin. Taşın altına elimizi sokmaktan çıkıp gövdelerimizi bile koyma aşamalarına geldik. Daha önceki bir yazımda söylemiştim; saldırgan velilerden öğretmen arkadaşlarımı korumaya çalışırken elimi değil gövdemi araya koyduğumu. Bu durumda veli dediğimiz şeye “taş” iması da yapmış oluyoruz, tanrı bizi affetsin, gerçeğe hü.

Yine de, sınıf öğretmeni olduğum sınıfta olumlu potansiyeller gördüm. Öğrenmeye hevesli çocuklar var. Mümkün olduğunca onları, ufuklarını açmak niyetiyle, değişik olasılıklı kanalları göstermek suretiyle kanalize etmeye çalıştım.

13 yıllık öğretmenim. Öğretmenliğin, gerçekten de, öğretmenlik yaparak öğrenildiğini şimdi daha rahat söyleyebiliyorum. Mesela; öğretmenlikte kişiselleştirme denen şey yoktur-olmamalıdır. Öğrenci veya veli size farkında olarak veya olmayarak sövse bile gülümsemelisiniz. Fakat yine de öğrencilerime sürekli söylediğim bir şey vardır: “Peygamber olmaya niyetim yok.”

Kalem taşımayan insandan gıcık alırım. Bazen hıçkırık tutar insanı. Bazen de gıcık tutar. Kalem taşımayan öğrenciye, kalem taşımayan öğretmene, kalem taşımayan veliye gıcık olurum. Nasıl ki bir ustanın (motor ustası mesela)   eli-kolu İngiliz anahtarı ise, veya tornavida ise... öğretmenin eli-kolu kalemdir. Bu öğretmen benim gibi, teknik öğretmense ek olarak elim kolum tornavidadır. Gömlek cebimde her zaman kontrol kalemi vb bir alet taşırım.  Hani, her an bir cereyan kontrolü gerekebilir, veya her an bir veli saldırabilir.. diye. Sevgi insanıyım ben. Her insanda olduğu gibi bende de elbette şiddet eğilimleri var. Hayvan gibi güçlü biriyim ben. Hayvanım ben. Fakat tanrı beni seviyor olsa gerek ki sevgiyi daha iyi anlayayım diye herhalde böyle bir güç kuvvet de vermiş. Karşılaştır. Bak nasıl da daha güzel görünüyor çiçekler, diye. Sahip olduğumuz her şeyi ortaya çıkaracağız, diye bir kural yok. Yoksa yani tanrı da, bakın, saniye de yok eder hepimizi. Tanrı bizi affetsin. Gerçeğe hü.
Şu cahilleri gördükçe, eğitimin ne kadar önemli olduğunu anlıyor insan. Neden eğitmeliyim bir insanı ben? Bana benzesin diye mi? Şüphesiz ki bana benzemeye çalışan öğrenciler/ ve diğer insan türleri de gördüm. Çok da ahım şahım bir insan olduğumdan değil olmaya çalışmaları. Herkes, kendinde olana benzesin. İşte, eğitim bunu yapmalı.
Doğa/tanrı/kudret, taklitçileri sevmez. Her insanın  üretmesi gereken bir değeri vardır, uyumlu bir şekilde üst uyuma katabileceği; iş, emek, sanat, düşünce, bilim... İnsana yaklaşım bu olmalı. Göremediği şeylerden yola çıkmamalı insan; gördüğü şeylerden görünür kılınabilecek şeylere yol almalı.

***
Teknik öğretmen olduğumu söylemiştim bir yerlerde. Teknik öğretmenin, kendi alanında, mühendis olabilme hakkı vardı aslında. Fakat bu olabilme yoluna,  yökten bir sebepten mani olunuyor idiydilerdimdilerdi. Yarı şaka bir yana, ciddi tartışmalar oluyor. Mühendis odaları, bu uygulamaya karşı dava açmaya hazırlanıyor. Pek çok mühendis, sanal ortamlarda,  mühendis forumlarında bu uygulamayı uygun bulmadıklarını beyan ediyor.
Öncelikli olarak şunu söyleyeyim; ben de mühendislik tamamlama sınavına giriş için başvurdum ÖSYM'ye.  Benimkisi sırf sosyal faaliyet olsun diye yani. Sınavdan sonra tercih yapılacak; puanı tutan, belirli üniversitelerde açılacak olan mühendislik fakültelerinde fark dersleri vererek mühendis unvanı  alacak.
Ben birkaç düşüncemi söyleyeyim. Esas olan beceridir, girişkenliktir. Yani şu anda, Türkiye'deki mühendis sayısına, yaklaşık 80 bin teknik öğretmen de mühendis unvanlarıyla katılacak olsa, mühendis arkadaşların kıymetinden bir şey kaybolur mu? Teknik öğretmenlerin, mühendislerin işlerini ellerinden alacakları çekincesi bence yersiz.  Eğer ki, devlet kadrolarındaki mühendis ihtiyacının teknik öğretmenlerce azaltılacağı düşünülüyorsa, mühendis arkadaşlara şu soru sorulabilir: “Siz, devlet kadrolarında memur olmak için mi mühendis oldunuz?..”  Özel sektör içinde düşünürsek, dediğimiz gibi, özel sektörde kişinin kendini iyi derecede geliştirmiş, vasfını yükseltmiş olması tercih sebebi; bu vasfı yükseltmeyi, teknik öğretmen de iyi yapmış olabilir, mühendis de.
Bir başka yön daha var: Teknik eğitim fakültelerine çoğunlukla meslek liselerinden gelinilir. Yani bu, şu demek: Teknik öğretmen ek olarak teknisyendir de. Teknisyenlik, teknik öğretmenin ek-gizli vasfıdır.

Yani burada, bir tarafın kişisiymiş gibi bir konumda olmak istemiyorum. Şunu diyorum: iyi olan kazansın. Her teknik eğitim fakültesi kaliteli teknik öğretmen vermediği gibi, her mühendislik fakültesi de kaliteli mühendis vermiyor... bu da var. Teknik öğretmenlerin mühendislik tamamlama programı ile  ilgili  düşüncelerini söyledikleri forumlar da bir şey daha görüyorum: yazı yazmayı bilmeyen bir sürü teknik öğretmen görüyorum... Kişi, eğer ki bu kişi teknik öğretmense, yazdığı yazılara dikkat etmeli... Teknik bir adam olmakla, düzgün yazı yazmamayı uyumlu görmüyorum. Daha “-de”yi bile ayrı yazamayan bir kişinin mühendis olmayı istemesi garibime gidiyor; hırsi duygular içine giriyor, cebelleşiyorum kendimle empatik bir kişi olduğum için.

***
Yazarlığımız olduğu için biraz da dünyayı kurtarmak adına birkaç şey yazayım...
3.Köprü hakkında düşüncelerim: Trafik sorunu, diğer sorunlarla birlikte(yapılaşma, çevre kirliliği, yeşil alanların yok olması, vb.) en büyük sorun. Trafik sorunu hafifletilecek diye 3.köprü yapıldığında köprüye bağlı yol-larda yine yapılaşma başlayacak ve yine karşımıza bir trafik sorunu çıkacak (-diğer bağıl sorunlarla beraber); ikinci köprüden önce-sonra olduğu gibi. Yani, hep kısır döngüler kuruyormuşuz gibime geliyor... Öte yandan, ne kadar çok asfalt-ne kadar çok gökdelen, ne kadar çok modern bina-ne kadar çok köprü...demek, uygar modern olmak demek anlamına gelmiyor. "Modern"-lik sabit şeyleri ifade eden bir kelime değildir; insandan başlamalı "modern" kelimesi; modern insan kendi bilincine-duygusuna-bilgisine şekil verebilen insandır.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Tek bir şiir- Şiir 12.09.2019
Terkibat Günlüğü- Bir faşistin anatomisi Sağlık 06.09.2019
Kısa Öykü - Tüh Edebiyat 03.09.2019
Gereksiz sözler Evrensel 01.09.2019
Faşo Versiyon 4.0 Evrensel 28.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Sosyal Medya, İşsizlik mi? Özgürlük ve Mutluluk mu? Yaşam 15.09.2019
GEZİ Olayları'ndaki 3 Ağaç, Türkiye ORMANLARI'nın Yakılması, PKK ve Susanlar Yaşam 11.09.2019
Bu ilk ölüşüm değil Yaşam 09.09.2019
HAYAT SOĞUK Yaşam 08.09.2019
KENDİMİ ÇIPLAK HİSSEDİYORUM.... Yaşam 07.09.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.