Başkalarının Annesi

-Seni artık tanıyamıyorum, dedi, uzun zamandır hazırlığı yapılmış bir tavırla. Seni artık tanıyamıyorum ve evin içinde başka çocuklar da dolaşıyor sanki. Bana sen başka birisiymişsin gibi ve ben de başka birisiymişim gibi bakıyorsun. Cevaptan çekinirmiş gibi, koltukların gerisine saklanmış duran yemek masasının sandalyelerinden birini, annesinden gözünü ayırmadan çekti ve oturdu. Omuzlarını düşürdü, ıslak ve kırmızı eldivenli ellerini birkaç saniye nereye koyacağını bilemedi. Sağ dirseğini masaya koydu. Eldivenlerin uçlarından tek-tük, köpüklü damlalar terliklerine damlarken, annesi, çarçabuk kaçırdığı gözlerini, yaklaşık iki saattir zapladığı televizyona çevirdi tekrar. Sema hanımın duymuş da duymamışlığı yaklaşık beş dakikayı zorlayınca kızı da duyulabilir bir iç-çekişle mutfağa geri dönmek için yerinden kalktı. Nasıl olduysa zaplanmadan kalan bir kanaldaki anne ile kızının diyaloguna annesi ile bir dakika kadar takılı kaldı gözleri. Kız çocuğu bir şeye üzülüyordu ve annesi de onun yanına oturmuş ikna etmeye çalışır gibi görünüyordu. Çocuk, elindeki sarı saçlı bebeğin saçlarını karıştırıyordu. Televizyondaki anne ve kızının konuşmaları salonda dolaşmasına rağmen, bunu ne Sema hanım ne de ayakta bekleyen kızı duyuyordu. Kızının eldivenlerinden birkaç damla daha, yerdeki muşambaya damlamaya niyet etmişken kızı, oturmuş olduğu sandalyeyi düzeltmeden mutfağa yöneldi. Yeni kalkılmış sandalye ve anne salonda baş başa kaldılar. Yeni durulanmış ve seleye dizilmesi tamamlanmış kap kacaklı ıslak seleli mutfağa adım attığında annesinin tekrar zaplama yapmaya başladığını fark etti. Mutfağın içine kadar gelen seslerden tekrar tekrar anlıyordu ki, Sema hanım, dizi veya sinemalarda, diğer programlara göre daha çok duruyor; rast gelirse çocuklu anneli sahneleri izliyor ve dinliyordu. Diyaloglar bitince, zamplama yeniden başlıyordu; ta ki başka bir çocuk ve başka bir anneye kadar... Bulaşık eldivenlerini yavaşça, düşünceli ve başka biri çıkartıyormuş gibi ellerinden sıyırıyorken mutfağın küçük penceresine daldı gözleri. Apartman arka duvarlarından arta kalan bir parça mavilik vardı dışarıda. Daha da yükselmiş bir parça mavilik damlara asılı kalmıştı. Şimdi, yıllar öncesine göre daha da çoğalmış bu gri ve yüksek apartman arka yüzleri sıkıntılarını artırır olmuştu. Bazı zamanlar, tüm bu, uçsuz bucaksız, yanmış bir ormandan arta kalan ağaç yıkıntılarına benzettiği apartmanların arka duvarlarında, bir sabah kalktığında balkonlar yapılmış olduğu hayalini kurardı. Sabah akşam, her vakit, birinde olmasa diğerinde, diğerinde olmasa ötekinin balkonunda mutlaka birileri olur, bu da ona can şenliği olurdu. Çocukken, babasını güldüren sorularını hatırladı. Hayatta olsaydı ona, otuz yaşında olmasına rağmen yine de aynı soruları soracağından emindi, gülümserken. -Bu duvarlarda neden hiç balkon yok babacım?.. -Paraları yetmemiş(!), yapamamışlar kızım. Kimisi de balkonları sevmezmiş, o yüzden yapmamışlar. - Peki, neden pencereleri de yok?.. İçinde yaşayanların gözleri mi yokmuş yoksa?.. Akşam, karanlığın çökmesine iki saate yakın vardı. Sema hanımın, "Asiye! Kızııım! Gelir misin!" seslenmesi mutfağa ulaşınca, İlknur, aynı soruları tekrar tekrar sorduğu düşünden irkilerek uyanmak zorunda kaldı. Geri dönüp, annesinin iki saati aşkındır kıpırdamadan televizyon izlediği salona yürüdü. -Efendim, anne!.. -Asiye, gel kızım. -Anne, Asiye kim?! -Sensin ya kızım! -Adım İlknur, anne!.. -Olsun... Birazdan ben çıkacağım. Settekiler hazır olunca beni ve diğerlerini çağıracaklar. -Çekimin akşam olması şart mıymış! -Evet, kızım. Dışarıda ve akşam sahnesi. Misafirlerim gelecek ve ailenin büyüğü olaraktan onları evin geniş avlulu bahçesinde karşılayacağım. Oğlum ve eşi, iki çocuğu ve İstanbul'daki birkaç aile dostu. Sema hanım, bunları anlatırken oturduğu üçlü koltuğun bir yanına nizami katlayarak koyduğu süt-kahverengi renkli oyalı tülbentini başına takıp iki köşesini gerdan hizasına kadar boşluğa bırakmıştı. Tülbentin altından bir tutam akı bol saç alnına düşmüştü. Bu bir tutam saçı sağ şakağı tarafına, tülbentin altına iteklemeye çalışırken İlknur'un yüzünde acı bir ifade belirdi. -Anne! Doktora gidelim. Yarın gidelim. Yoksa, delireceğim! -Sen delireceksen ben neden gidiyor muşum? Hem, benim başka dizi çekimim var, gelemem. Sen git doktora. -Anne! Ne demek istediğimi anlıyorsun. Senin için... demek istedim ben. Bal gibi de anlıyorsun. -Kızım, işim var, çekimlerim var, dedim; neden anlamak istemiyorsun. Halini hiç iyi görmüyorum. -Görmediğin doğru; hele de bir an bile halimi görecek kadar bile iyi değilsin Ve bu beni çok üzüyor. -Lafa tutma beni. Rollerime odaklanmam lazım, Ceyda. -Evet..ben Ceyda'yım, değil mi!!. dedi İlknur; içi yanan gözleri, tutmakta zorlandığı gözyaşlarını otuz yıllık halının soluk desenlerine bırakırken. Hemen hemen her çocuğun yaptığı gibi, babasına, ellerinin de üstüne, diz çöktürüp sırtına bindiği zamanlarda renklerinin capcanlı olduğu halının desenlerine takıldı gözleri. Gülümsedi tavus kuşuna. - Babacım! Böyle bir kuş var mı gerçekten? Sanki onlarca gözü var. -Evet kızım. Onlarca renkli gözleri vardır onların. -Onlarca şeye mi bakarlar, o kadar çok gözle? -Tabii ki öyle. Aynı anda onlarca şeye... -Keşke, tavus kuşu olabilsem... Telefonun sesini, ikinci çalışında duyabildi ikisi de; ilk çalışını sadece duvarlar. Sema hanım, tülbentinin iki köşesini çene altına telaş etmeden bağladı. Televizyonu kapadı. Yerinden kalkarken, genç kızlık zamanından kalma altın renkli pullu çantasını omzuna taktı. Telefona cevap verdi: -Hemen iniyorum aşağıya, tamam... Kızının yüzüne bile bakmadan çıkış kapısına yöneldi. Kapıya bir adım kala, yine yüzünü dönmeden: -Babana, gecikeceğimi söyle, Arzu, dedi. Kapı kapandığında İlknur, annesinin bıraktığı boşluğa bakarak: -Yirmi üç yıldır gecikiyorsun anne; çünkü babam hiç gelmeyecek! dedi. Mutfağa yöneldi. Salonda, yirmi dakika önce yeni kalkılmış sandalye ile annesinin boşluğu baş başa kaldılar.

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Teşekkürler Yoldan-daş Genel 12.03.2019
Didim, Pompei olur mu? Sosyal 02.03.2019
O ayaklar iyi ayaklar değil- Mikrop-iyolojik incelemeler Anı 25.02.2019
İnsan 4.0 Genel 13.02.2019
Çete çeteye girmiş- Koko-Bonzo-Fetö Genel 09.02.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
DÜŞ SATICISI Edebiyat 25.06.2019
zaman nedir? Ben bilemedim Edebiyat 01.06.2019
........... ? ! Edebiyat 21.05.2019
Bir Garip Günlük gibi "Ömürlük" Edebiyat 15.04.2019
Parçalarım Eksikti Edebiyat 10.04.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.