Mimar Ümit Hoca'nın İncelemeleri

[KALIN]Şehirler nasıl nefes alır?[/KALIN] diye bir soru takıldı aklıma. Şehirlere nefes aldıranlar mimarlardır, denebilir. Çünkü, bir şehrin içinde gözümüze çarpan, gelip geçen pek çok şey olsa da, hep kalıcı duran bina, ev, işyeri vs. yerlerdir. Haliyle, bu yerler de , mimari ile, dolayısıyla mimarlar ile çokça ilgilidir. Geçen günlerde, can sıkıntısı sebebiyle dışarı çıktığımda, şehir merkezinin biraz daha yukarısında olan bir durakta indim. Amacım, geçen dönemlerde gittiğim lüks bir restoranda yemek yemekti. Lüks dediğime bakmayın; lüks olmakla birlikte gayet ekonomik olan bir restorandı. Masaların sandalyelerin ve diğer akla gelebilecek aksesuarların şekil ve renk uyumları, çalışanların tavırları, yüz ifadeleri bir bütünlük içerisindeydi. Bence en önemli unsurlardan bir tanesi renk uyumuydu. Kahverengi ve parlak gümüş renginin muhteşem uyumu. Zaten, ağırlıklı olarak bir yerin ön planda olan bir öğesini uyumlu ve şık hale getirirseniz, diğer öğeler o uyuma katılırlar, en azından , göz böyle algılar. Ve birde dış cephesinin ahşap işçiliği takdire şayandı. Bu restorana ilk gittiğimde hoşuma gitmekle birlikte, ömrünün pekte uzun olmayacağına dair , kendimce, bir kehanette bulunmuştum. Zaten en son gidişim olan bu gidişimde, buranın el değiştirdiğini ve yemek çeşitlerinin, sunumlarının epeyce değiştiğinin farkına vardım. Bize yakın olan bir tarzın, bizim-bu şehrin yaşatmayacağını bilmek birazcık üzüyordu beni,fakat olan oldu. (Eski) Dedeman restoran, şimdiki ana cadde ile eski [KALIN]Niksar[/KALIN] yolunun caddeye çıktığı-kesiştiği kavşakta. Sırtımı [KALIN]Behzat deresi [/KALIN]tarafına dönüp oturmuştum. Karşımda cadde boyunca uzanan en 6 şar katlı binalar uzanıyordu. Şimdi, bu binaları, nüfus artışına paralel olarak şehrin ihtiyacını karşılamak amacıyla yapıldığını hepiniz düşünebilirsiniz. İhtiyaçlar, zorunlulukları doğurur da diyebilirsiniz; bu noktada size katılabilirim. Fakat bir sorun var, nefes alınmıyor... Ve [KALIN]Tokat [/KALIN]şehri nefes alamıyor. Bir yandan yemeğimi yerken arada bir de olsa, arka taraflar bakıp duruyordum. Dağ eteklerinden aşağılar inen eski ahşap evler,bir yandan da gecekondumsu evler, biraz daha iç ferahlatan görünüme sahiptiler. [KALIN]Behzat deresi[/KALIN] gürül gürül akıyordu fakat bir çeşit huzur da veriyordu aklıma ve ruhuma. Dediğim gibi, yüzümü ana caddeye döndüğümde yaşadığım şehirle birlikte nefes alamadığımı hissediyordum. Buranın insanlarına, buraya ait görsel miraslarının haricinde çizgiler, tarzlar sunarsanız veya "eski" ve bize ait olanla, yeni algılayışları da harman edemezseniz insanları şehirden koparırsınız.-Bu son cümle mimari ile ilgili- Nefes alabilen insanların nefes alan şehirlerini yok ederseniz insanlar - bir şekilde- yaşarlar fakat ait olmak ait olunmak terimleri şehirlerin kendilerine ait ruhlarını, karakterlerini oluştururlar. Dayatmacı olmayan bir yaklaşımla, bu insanlara, evlerini, işyerlerini inşa ederlerken mimari alternatifler sunabilmeli bu şehrin sahipleri. Ben, ne olursam olayım bu şehrin sahibiyim ve kendime düşen pay ederince söz hakkımı kullanmak istedim. ... [KALIN]Ankara[/KALIN], isteyen beğenir isteyen beğenmez, [KALIN]Cumhuriyet'[/KALIN]in ilk döneminin, "yeni" [KALIN]Türk mimarisi [/KALIN]ürünlerinin-örneklerinin çokça olduğu bir şehirdir. [KALIN]Ulus [/KALIN]ve [KALIN]Sıhhiye[/KALIN] tarafında bu oluşumu daha çok görürsünüz. Fakat şehrin ana damarları özellikle [KALIN]Kızılay [/KALIN]tarafına doğru kayarken , benim gördüğüm kadarıyla, bu oluşum da kaybolmuş. Elbette, bu konuları sanat tarihçilerinin ve mimarların detaylı incelemeleri daha doğru olur fakat iki şeye ben dikkat çekmek istiyorum: şehirlerin mimari karakterleri kayboluyor ve insanlarına hitap edemeyen, onları bir anne şefkatiyle bağrına basamayan bu şehirler insanları da kaybediyor. Ayrı ayrı, şehirlerin kendilerine has mimarilerinden ülkeye açılan bir bakış sağlayan,aracılık eden yapı örnekleri tren istasyonlarıdır. Bence , tren istasyonları şehirlerin ruhları ile ülke ruhunu bir eden, hem dem eden aracılardır. Fakat, onlar öylece kaldılar, kendi hallerinde. Her şehrin, mimarisi, mimari detayları bir sanat ürünüdür. Ben, ilk önce, ahşap bir evin bilmem hangi bölümünün hangi işleme-oyma sanatından bahsetmiyorum. Şehri duyumsayan insanların o evin o bölümüne aksettirdiği incelikten-karakterinden bahsediyorum; oluşturulan şey, değil, oluşturan bakış sanattır, demek istiyorum. Kendi insanlarına ait motifler taşıdığı için bir yapı bir ev o yere aittir, diyorum ki yapılar ile insanlar birbirlerini yadsımadan yaşarlar. Kültür adına, kültürü korumak adına yapılan çalışmalar var. Vakıflar iyi çalışıyorlar. Eski ve belirgin özellikleri olan yapıları, bir [KALIN]Mevlevihaneyi, Taşhan'ı, Suluhan'ı, Larifoğlu konağını[/KALIN] vs. yapıların korunması için yetkililer ellerinden geleni yapıyorlar [KALIN]Tokat'[/KALIN]ta. Fakat, birlikte çalışılması gereken bir hayati önem taşıyan konu; yukarda bahsettiğim şehrin karakteri, ruhu, şehrin nefes alması adına yapılması gerekenler... [KALIN]Turhal[/KALIN] tarafındaki yolda , bir bakıyorum, hilkat garibesi veya diğer bir anlatımla "[KALIN]amele sümüğü[/KALIN]" bir "yapmacık" şelale inşa edilmiş. [KALIN]Turhal[/KALIN]'da da [KALIN]Zile[/KALIN] yolu üzerinde bir tane var. Kim bilir hangi ilçelerde de var bu saçma şelalelerden. [KALIN]Ankara'da, Maltepe'de, Keçiören'[/KALIN]de... ve kim bilir daha başka nerelerde saçma şelaleler var. Bir de , genelde adları "[KALIN]Sevgi yolu[/KALIN]" olan renkli karo taşların döşeli olduğu , eski, fitilli sokak fenerlerini andıran aydınlatmaların olduğu sokaklar yapılıyor, pek çok şehirde. Bu tür sokaklarda gezintilerin hoş olduğunu kabul etmekle birlikte işaret ettiği başka şeyleri düşündüğümde rahatsız oluyorum Bu bahsettiğim şelale örnekleri vs., aslında başka şeylere de işaret ediyor fakat işaret ettiği en önemli şey kopyacı ve çıktığı yerin belli olmadığı bir zihniyetin varlığını işaret etmesi... Sözün özü: ben nefes alamıyorum... Meselenin, başka konularla da alakalandırılabilecek yönleri de var. Yeni çağ ile ilgili pek çok yazı görüyorum, mesela Internet'te. Genelde "bunalım" türünden yazılar veya bunalım olmasa da yabancılaşma üzerine yazılar, konular, hikayeler.. Bunların, bu sorunların en önemli sebeplerinden biri de, bize nefes aldırmayan şehircilik-mimari anlayışlar-ı olmasın?

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Teşekkürler Yoldan-daş Genel 12.03.2019
Didim, Pompei olur mu? Sosyal 02.03.2019
O ayaklar iyi ayaklar değil- Mikrop-iyolojik incelemeler Anı 25.02.2019
İnsan 4.0 Genel 13.02.2019
Çete çeteye girmiş- Koko-Bonzo-Fetö Genel 09.02.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Mehmet Ali Timur Yaşam 15.06.2019
Munzur Dağlarında Gülabioğulları - İbrahim Sevindik Yaşam 06.06.2019
Maya Tutmuş Yaşam 30.05.2019
Mutlu olmak için çok sebepler var :) Yaşam 24.05.2019
Nasıl mutlu olurum ve çevremdeki insanları nasıl etkilerim ? Yaşam 19.05.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.