Büyük Enver

Kaset oyunları sonrasında CHP'nin başına "getirtilen" Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu eleştirirken "Küçük Enver" tabirini kullandı. Üstüne fazla konuşulmayan ve Enver Paşa'nın torunu Osman Mayatepek'in mektubu dışında cevap verilmeyen bu konu, benim ziyadesiyle canımı sıktı. Canımı sıktı çünkü, yaşadıkları ile "maceracı ve hayalperest" olarak anılan lâkin "talihsiz" olarak anılması lâzım gelen Enver Paşa'nın hâlâ siyasete malzeme ediliyor oluşunu üzülerek gördüm. Dış politikadaki başarısızlıkları, tarihten isim vererek betimlemek, tarih bilgisi ilkokul düzeyinde olanların haddi değildir ve olmamalıdır. Siyasetçiler, en azından Tarih bölümü üniversite birinci sınıf öğrencisi düzeyinde tarihi bilgiye sahip olmak zorundadır. Onların ağzından çıkan her söz, bu konularda bilgi sahibi olmayan insanların kulağında yer eder ve gerçekmiş gibi kabul edilir. Nitekim, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Dersim İsyanı başladığı sırada İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olduğunu iddia etmesi halkın büyük çoğunluğunun bunun gerçek olduğunu zannetmesine neden olmuştur. Aynı İsmet İnönü'nün İstiklâl Harbi sırasında bıraktığı ve dönemine bakılırsa "moda" olarak kabul edilecek bıyık modelinin, 1933'de ünlenmeye başlayan Adolf Hitler'in bıyığından esinlenerek bırakıldığını iddia etmesi, iki fotoğraf arasındaki tarih farkını bilmeyenler tarafından doğru kabul edilir olmuştur. Aynı başbakanın camilerin amacı dışında kullanılması yahut yıkılması gibi olayların yalnızca tek parti iktidarında yaşandığını ima eder bir şekilde konuşması, halkta bu iddianın meşruluğunu kuvvetlendirmiştir. İlber Ortaylı'nın "Cami Olmaktan Çıkan Camiler" başlıklı makalesini acaba kaç kişi okudu ve aydınlandı? Büyük tarihçimiz bu makalesinde Camiler konusunda en sert hareketlerin Menderes döneminde yaşandığını şu sözler ile anlatıyordu: "Falan mahallelerdeki camilerin depo yapıldığı söyleniyor ama Menderes'in imar çalışmaları sırasında rölöveleri ve albümleri bile çıkarılmadan tarihe gömülen Mimar Sinan mescitlerinden, Beyazıt'ta yıkılan Kemankeş Kara Mustafa Paşa Camii ve medresesinden, Topkapı'daki Kara Ahmet Paşa'nın Mimar Sinan eseri zarif sebilinden (ki bence istisnai bir Rönesans tipi fontanaydı, inşaat makinelerini dayayıp yıkılışını gözümle gördüm) bahseden Müslüman yok. Bu memleketin tahribi şu veya bu grubun işi değildir. Toptan yaptığımız bir kepazeliktir. " CHP Genel Başkanı'nın ise bu ne ilk tarih gafıydı, görünüşe göre ne de son olacak. Kılıçdaroğlu'nun Hz. Ali'den bahsederken halifeliğini, peygamberin amca çocuğu oluşundan ötürü ehlibeytten oluşunu bir kenara bırakıp "Büyük İslam Düşünürü" tabirini kullanması, Erdoğan'ın Türk tarihine iz bırakmış isimleri saymasından sonra Hüseyin Nihâl Atsız ile birlikte Türklükle zerre ilgisi olmamasına rağmen Pavlus'u sayması ve son olarak Davutoğlu'na yaptığı "Küçük Enver" benzetmesi... Türk tarihine ismini lekeli olarak kaydetmiş birçok bürokrat, gazeteci varken ömrünü Osmanlı'nın daha müreffeh olması için harcayan, ülkeyi terk ettikten sonra tüm gayesini Orta Asya'daki soydaşlarımızın uyanması yolunda harcayan ve bu uğurda şehit olan Enver Paşa mı kötüleme aracı olarak bulundu? Kendini İngilizlere pazarlamak için onlara "Aslen Mısırlıyım. Kahire'de doğdum" diyerek gayrı Türk olduğunu ispata kalkan Damat Ferit varken Ali Kemal gibi gazeteciler varken Türk tarihinden Enver Paşa'yı çıkarıp kötüleme malzemesi olarak kullanmaya kalkmak en hafif tabirle tarih bilmemezliktir, haksızlıktır. Tarihte bugünkü mantık ile bakıldığında bazı isimlerin yaptıkları "hata, kusur" olarak görülebilir. Bu çok olağandır. Elbette Enver Paşa da kusursuz bir insan değildi, ama şunu tüm kalbimle söylüyorum bir insan bana "Küçük Enver" deseydi ona sadece şu cevabı verirdim: "Küçük diyerek onu alçalttığını sanıyorsan yanlıyorsun. Ona benzetilmek beni gururlandırır, onu anlayamaman da seni gözümde "küçük" yapar."


Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.