Atsız'ı Anlatıyorum (Dördüncü Bölüm)

("Ruh Adam: Atsız" adlı izletinin düzyazı halinin dördüncü bölümüdür.) 1943 yılında Türkçü düşünceye gönül vermiş kişiler, iki Türkçünün hesaplaşmasını izlediler. Bu hesaplaşma Hüseyin Nihal Atsız ile Reha Oğuz Türkkan arasında gerçekleşmiş ve Türkçü camiada epey ses getirmişti. Reha Oğuz Türkkan'ın "Hesap Veriyoruz" adlı yazısında Atsız'ı hedef alması, Atsız'ın "Hesap Böyle Verilir" adlı cevap yazısını yazmaya mecbur kılmıştı. Cihat Savaş Fer adıyla yazılan yazı Atsız'a göre Reha Oğuz Türkan tarafından yazılmıştı. Bunun için Atsız, yanıtı Türkkan'a hitaben yazmıştı. "Hesap Veriyoruz" adlı makalede Atsız'ın şiirlerini Türkkan'ın dergisinde kendi imzası ile yayınlamaktan korktuğu, Türkçülüğü Türkkan'ın dirilttiği, Atsız'ın Türkkan'ın çıkardığı Bozkurt dergisi sayesinde meşhur olduğu, Atsız'ın Türkçülere şef olmayı teklif ettiği, şeflik verilmediği için Atsız'ın bu guruptan çıktığı ve Ankara'ya dergi aleyhinde ihbar yaptığı iddia edilmektedir. Atsız bu iftiralara çok sert bir yanıt yazmıştır. "Hesap Böyle Verilir" Türkçülerin hesaplaşmasının sonlandığı makaledir. Atsız, kendi cemiyetinden ayrılan her Türkçüye "Türk değil" iftirası atan Türkkan'ın köyünün Ermeni köyü olduğunu dolayısıyla kendisinin de bir Ermeni olabileceğini söyler. Kendisi hakkında ortaya konan iftiralara da madde madde yanıt veren Atsız, elindeki belgeleri ve mektupları da Türkçülerin görüşüne sunar. "Hesap Veriyoruz" adlı makaleden sonra dergiye yazı gönderen bütün Türkçüler, dergi ile ilişiğini kestiğini ve artık yazı yazmayacağını Türkkan'a bildirir. Türkan, Cihat Savaş ile baş başa kalmıştır. Türkçülerin neredeyse tamamı bu hesaplaşmada Atsız'ın yanındadır. Atsız makalesinin sonunda Türkçüler arasında aleni iç hesaplaşmaların yalnızca solcuları memnun edeceğini de açıklamıştır. Türkçülerin hesaplaşması da denilebilecek, aslında büyük bir Türkçünün, Türklüğe ve Türkçülüğe hevesli bir gence öğütleri sayılan bu yazı savaşı Türkçülerin tamamen aleyhinde olmuştur. Atsız'ın da dediği gibi bu makalelere en çok komünistler sevinmiştir. Türkçüler arasında yaşanan gerginlikleri sonlandırmak isteyen bazı kişiler Nihal Atsız ile Reha Oğuz Türkkan arasında yaşanan gerginliğe son vermek için 7 Mart günü bir görüşme tertiplerler. Aralarında Zeki Velidi Togan, Hasan Ferid Cansever, İsmet Tümtürk'ün de yer aldığı bu görüşme sonucunda adına barışma denmese de bir "birbirine saldırmama" görüşü yerleşir. Bütün bu hesaplaşmalar olup biterken,"Türk'üz, Türkçüyüz ve her gün biraz daha Türkçü olacağız?"diyen Başvekil Şükrü Saraçoğlu Türkçülerin gönlünü okşamış hatta kimi Türkçü dergilerin kapak sözü olmuştu. Dönemin başbakanı olan Şükrü Saraçoğlu'nun Türkçülük üzerine yaptığı olumlu konuşmalar, devlet kadroları içerisinde bulunan komünist örgütlenmeden rahatsız olan Atsız'ı harekete geçirir. "Başvekil Saraçoğlu Şükrü'ye Açık Mektup" adlı ilk mektubu 15. sayıda yayınlar. Bu mektuba müspet karşılık verileceğinden bazı Türkçüler ümitlidir. Bazıları da bunun beyhude bir çaba olduğunu düşünecektir. Nitekim Irkçılık Turancılık Davası sırasında Atsız'ın evi arandığında ünlü şair ve dava sanıklarından Orhan Şaik Gökyay'ın Atsız'a "Bu mektuplar başına iş açabilir, yazma" dediği görülmektedir. Atsız, mektubunda verilen sözlere rağmen Türkçülüğün iş alanına geçemediğini söyler. Daha sonra Saraçoğlu'na İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun verdiği konferansın solcular tarafından işgal edildiğini ve konferansın sabote edildiğini anlatır. Bu protestoyu yapanlar arasında Sabahattin Ali'nin de olduğunu isim vermeden bildirir. Atsız, devlet içine sızmış bulunan solcuların ayıklanması konusunda, devletle milletin işbirliği yapmasından yana olan İnönü'nün sözlerini örnek vererek destek verdiğini beyan eder. İkinci mektubu da 16. sayıda yayınlanır. İkinci mektupta devlet içerisinde görevli bulunan komünistleri başvekile bildiren Atsız, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'i istifaya çağırır. Atsız'ın "devlet kadrolarına sızmış komünistler" olarak ifade ettiği kişilerin başında Sabahattin Ali gelir. Atsız, Ali'nin yazdığı şiirden örnek vererek bu kişinin devlet kadrolarında çalışmaması gerektiğini söyler. 1 Nisan 1944'de çıkan 16. sayı Orhun'un son sayısı olacaktır. 7 Nisan'da Hasan Ali Yücel, Atsız'ın Boğaziçi Lisesi'ndeki öğretmenlik görevine son verir. Öncesinde Yücel'in bir istifa denemesi olmuş ama İnönü tarafından istifaya engel olunmuştur. Orhun da mahkeme kararıyla ikinci kez kapatılmıştır. Sabahattin Ali'nin ilk niyeti bu mektuba aynı tarzda, yani kaleme alacağı bir yazı ile cevap vermekti. Orhan Şaik Gökyay'ın ifadesinde de belirttiği gibi Sabahattin Ali'ye Hasan Ali Yücel ve Falih Rıfkı Atay, dava açması için baskı yapmışlardır. Gökyay'ın arabuluculuk teklifine rağmen Ali, Nihal Atsız'a dava açar ve tarihe geçecek olan büyük dava başlar. Sabahattin Ali'nin aleyhinde dava açtığını öğrenen Atsız, trenle İstanbul'dan Ankara'ya gelmiştir. Türkçü gençler onu tren istasyonunda karşılamıştır. Atsız'a düşman olanlar olduğu kadar destek çıkanların sayısı da fazladır. Çarşamba günü mahkeme başlar. Atsız'a mal edilen suç "Neşir yoluyla hakaret ve sövme"dir. Sabahattin Ali, kendisine "vatan haini" dediği için Atsız'a on bin lira para cezası verilmesini talep eder. Bütün bunlar olurken üniversiteli Türkçü gençler mahkeme salonunu doldurmuştur. İlk oturumda Sabahattin Ali, kalabalıktan korkup kaçmak zorunda kalmıştır. Mahkeme 3 Mayıs 1944 tarihine ertelenir. 3 Mayıs 1944 tarihi davanın ikinci duruşması yapılır Komünizm aleyhine gösteri yapan Türkçüler mahkeme binasına giremeyince Ulus Meydanı'na doğru ilerlemiştir. Atatürk heykelinin önünde bazı konuşmacılar konuşma yaparlar. Başvekil Şükrü Saraçoğlu ile de görüşmek isteyen Türkçüler polis tarafından şiddet görürler. Yüz altmış küsur Türkçü tutuklanır. Bu isimlerin yirmi dördü tarihi davada sorgulanacaktır. İlerleyen yıllarda bu olayların yaşandığı gün yani 3 Mayıs günü, Türkçülük Günü olarak ilan edilecektir. 9 Mayıs 1944 günü yapılan üçüncü duruşmada Atsız, Sabahattin Ali'ye "vatan haini" dediği için altı ay hapse mahkûm edilir. Hâkim cezayı milli tahrik gerekçesiyle dört aya indirir. Dört aylık ceza da ertelenir. Fakat ceza ertelenmesine rağmen, Atsız duruşma çıkışında tutuklanır. Bütün bunlar olurken de Atsız'ın fahri avukatı Hamit Şevket İnce, Falih Rıfkı Atay'ın Atsız hakkındaki abartılı iddiaları nedeniyle avukatlıktan vazgeçer. DEVAM EDECEK


Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.