Berlin in Berlin

Yağmurlu bir gündü... O zamanlar, eski mahallemizdeki evimizin ikinci katında kalıyorduk. İlkbahar yağmurları...denir ya. Öyle bir yağmur, çisenti. Evin arka bahçesindeki kayısı ağacının taptaze ve parlak yeşilli yapraklarına değiyordu, kimiz zaman iri damlalar, kimiz zaman çisentinin ince, sim gibi su tozları. Suyun da tozu olur. Şaşırmayın. Bunlar saydam ve ince tanelerdir, belirteyim hemen. Evimiz, üçyolağzı diye bilinen ve çok kaza olan bir yerdeydi. Sessiz ve sakin bir kavşak olmasına rağmen, kaza hatıralarımız sebebiyle zihnimizde sürekli canlı-işlek olduğunu tahayyül ettiğimiz bir kavşaktı. Yağmur veya çisenti devam ediyordu. Çoğu zaman, yağmurlu havalarda göründüğü üzere, göğün belli başlı yerlerinden bir yerlerden, ki bu bunlara rastlantısal gök kapıları diyelim, güneş de kendini gösteriyordu. Tam bir hava şenliği yani, de diyebiliriz.. Herkes evlerinde. Çisenti, bazen yağmur, durduğunda dışarı çıktımdı. Şimdi artık pek de duyamadığım toprak kokusunu o zamanlarda duyduğumu duyumsuyorum şimdi. Her yer ıpıslak. Yağmur dinmesine rağmen, belli belirsiz bir yerlerde bodrum veya çardak sundurmalara ev damlarından, tahliye borularından damlayan suların pıtırtısı yağmurun devam ettiği algısı oluşturuyor. Kavşağın tam ortasına, örümcek şeklini andıran kırmızı bir şekil çizmiş biri. Asfaltın üzerindeki küçük kanalcıklar, çizilmek istenen kırmızı boyalı resmin boyalarını bu kanallardan suyun yardımıyla dağıtırken örümcek oluşturmuş. Kısa bir süre sonra öğreniyoruz ki az ilerdeki komşumuzun 30'lu yaşlardaki kızı, kavşağın tam ortasında balta ile babasını öldürmüş. Kan lekeleri, kızın babasının başı veya boynundan akmış olan kanın lekeleriymiş. Adamın karısı çoktan ölmüş. Bir zaman sonra, tutup kalkmışlar ve az ilerde dediğim, demiryoluna komşu, üç katlı, puşt Selman dediğimiz kişinin üç katlı apartmanının birinci katına taşınmışlar. Adam tutmuş, ki gönül bu istediğini tutar, dul bir kadına tutulmuş. Kızı, bu işi öğrendiği andan beridir- karşı dururmuş, anamın hatırası, anamın hatırası.. diye diye. En son, işte o yağmurlu gün, ki çisentili gün de diyebiliriz, herkes evinde barkında iken evlerinde kavgaya tutuşmuşlar, babası kızına postayı koyup dışarı atmış kendini. Yürümeye koyulmuş, kavşağa gelene kadarki 20 metrelik yolu. Kızı, baltayı kaptığı gibi , babası kavşağa yaklaşmaya birkaç adım kalmışken geçirmiş baltayı babasının kafasına. Bir iki balta darbesi daha, derken oracakta can vermiş babası. Polis, nerden geldiyse hemen, gelmiş. Almış götürmüşler, babasını morga, kızı da emniyete. Duymamış, görmemiş komşuların çoğu. Ben de çıkmışım dışarı, hani sanatçı damarımız da var ya, demişim ne güzel resim, örümceğe benziyor. İlginç şeyler bunlar. Bugün, yine pek çok gün olduğu gibi, göğe bakıyordum. Buranın yani Turhal'ın göğü bir laboratuar gibi. Yarısı açık, yarısı kapalı. Bir yanına bakıyorsunuz günlük güneşlik, bir yanına bakıyorsunuz karakış, kapkara bulutlar ve ovanın zeminine yakın bulutlar. Ve tüm kış boyunca hepi topu iki veya üç gün kar yağdı. O da , sanki hatırına..der gibi yağdı. Yani, güne bakıyorsunuz, bahar mı deseniz doğru olur yoksa kış mı - sonbahar mı deseniz doğru olur bilemiyorsunuz. Laboratuar gibi. Burada test ediliyor hepsi, sonra gidip yapıyor yapacağını atmosfer efendi. Bulutların hemen üstünde biri sanki oynuyor gök ile. Atmosfer efendi. Doktor Atmosfer efendi. Bizim cinayetlerimiz ne kadar ilginçtir. Cinayet vakalarında çoğunlukla direkt bir saldırış var. Yani biri mesela alıyor eline bıçağı, tak! geçiriyor böğrüne diğerinin. Veya, baltayı alıyor eline tak! geçiriyor kafasına. Olayların, ilkesel özünde bir sadelik-samimiyet var. Plan program yok. Tak! Vahşice bir yön de var tabii. İnsan önce bir oturur, öldürme istediği kişiyle konuşur. Meseleyi halletmek için değil tabii. Ee, hey gidi. Nasıl da bu hallere düştük. Yazık. Birazdan seni öldüreceğim. Neler hissediyorsun!. Biraz korku var, tabii haliyle. Hem, kim korkmaz ki zaten. Demin, balkonda dolanırken, bir yandan da sigara tüttürürken değişik birkaç bağlantı bulduğumu hatırlıyorum, fakat sadece bulduğumu hatırlıyorum, ne bulduğu hatırlamıyorum. Sanırım konuyu bağlayamayacağım. Dün bir kitap bitirdim. Çok tuhaf bir zamanda elime geçti. Bir arkadaşım verdi. Oku bunu, seversin bu yazarı dedi. [KALIN]J.M.Simmel [/KALIN]adlı, bir zamanlar bazı kitapları ülkemizde yasaklanmış bir yazarın bir kitabı. [KALIN]Tanrı Sevenleri Korur [/KALIN]adlı bir kitap. [KALIN]Sibille[/KALIN] ve [KALIN]Paul[/KALIN] adlı iki baş- kahramanı var. İlk sahne [KALIN]Berlin[/KALIN]'de, bir otel odasında başlıyor. Sonra, [KALIN]Sibille[/KALIN] ortadan aniden ve gizemli bir şekilde kayboluyor. Arkasında kan lekeli ipuçları bırakarak. Romanın ekseni buradan başlıyor. Paul, sonra, Sibille adlı, ilerde evlenmeyi düşündüğü kadının aslında bir Alman ajanı olduğunu ve gerçek adının da [KALIN]Victoria[/KALIN] olduğunu anlıyor, öğreniyor. Beni en çek etkileyen ise, ki yazar bunu özellikle mi vurguladı bilemiyorum, betondan bir duvarın -[KALIN]Berlin Duvarı[/KALIN]'nın- insanların kişiliklerini nasıl da bölebileceği. Demin balkonda geziyordum, demiştim. Evimiz, babamgilin evi, demiryolunun bitişiğinde. 4-5 metre yakınımızdan geçiyor. 2-3 sene öncesine kadar bu rayların kenarında dökme beton duvarlar yoktu. Duvardan önce, liseli bir genç kız trenin altında kalıyor ve ölüyor. Kızın ailesi ile [KALIN]TCDD[/KALIN] arasında davalar, mahkemeler..filan başlıyor. En sonunda, [KALIN]Zile[/KALIN] tarafındaki şehre giriş noktasından, şehir içindeki İstasyona kadar duvarlar örülüyor. İnsanlar eskiden karşı mahalleye geçmek için iki adım yürüyorlardı rayların üzerinde geçip. Şimdi ise baya bir dolanmaları gerek. Duvar, gerçekten de bir baskı oluşturuyor insanın üzerinde. İlginç şeyler bunlar. Yazarın diğer romanlarının özetlerine de baktım. Dünya savaşları sırasında yaşanan olaylar işlenmiş romanlarda. Hayırlısı, diyelim. Kim öle kim kala. Bugün de böyle oldu.

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Teşekkürler Yoldan-daş Genel 12.03.2019
Didim, Pompei olur mu? Sosyal 02.03.2019
O ayaklar iyi ayaklar değil- Mikrop-iyolojik incelemeler Anı 25.02.2019
İnsan 4.0 Genel 13.02.2019
Çete çeteye girmiş- Koko-Bonzo-Fetö Genel 09.02.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Yeni Yol Anı 25.04.2019
Bir Özlem Ancak Bu Kadar Yakabilirdi İçimi.. Anı 08.04.2019
Doğu Türkistan'da Yaşam. Benim Hayatım, Yaşananlar ve yasaklarlar Anı 18.01.2019
32 Yaşımdan 32 Öğüt Anı 10.12.2018
geçiyor mu Anı 07.12.2018

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.