Kireç Önleyici

"Dila Hanım" filmine dalmışım akşamüzeri. Zor uyanmışım, psikolojim darmadağınık. Belki ortam değişikliği iyi olur diye halının üzerinde uzanmışım bir süre diğer oda da fakat işte günün aşırı sosyallik yükseltisi yüzünden yorgun düşmüşüm. Olur olmaz kişileri görmüşüm. Bir de yine akşamüzeri, evin arka balkonunun sağ çaprazında kına gecesi oyun havaları ile hafif bir gerinti de başlamıştı. Menşure beni yine bulmuştu. Bunlar bir çeteydi eminim. Tokat'ta kalırken de bir akşamüzeri yakalamışlardı beni. Dört saat, çalgıcının Menşure'ye aşkını dinlemiştim. Kulaklarımdaki pamuk hayretmemişti. Bir Tokat'lı olaraktan, tokat oyun havalarında beni geren ince bir şey var ama nedir hala çözemedim. Normal türküleri güzeldir. Fakat Menşure'ye aşık olduğunu düşündüğüm çalgıcı ve çetesi baya bir çekmiş Menşure'den. Ondörtlü'yü ata bitiremedi akşam akşam. Çok canlar yakmış Menşure. Fakat bunlar çete. Biliyorum. Beni taklip ediyorlar. İnce ince ayar veriyorlar bana. Dila hanım;adı üstünde: hanım idi, hanım ağa idi. Türkan. En son, raksa durmuşlardı. Kadir baba, saçındaki akı ile ve kaytan bıyıkları ile yine tekil sevişgenlerin hayalini süslüyordu.. Raksa, yani o bilmediğim yörenin raksına durmuşlardı.Zeybek, evet Zeybek. Az sonra kurşunu yiyeceklerdi. Arkalarındaki kötücül adamlar davranmış bekliyorlardı.Raks başladı idi o iç yakan müzik eşliğinde. Çünkü kadir ağa Çal! diye emir vermişti davulcu-zurnacıya. Çal!.. Gün öğleyi geçmiş iken işçi emeklileri derneğinin yanındaki yarısı bekar yarısı ayle(aile) yeri bahçede oturmuş çay içmiş ve daha sonra aynı cadde üzerindeki bankamatiğe doğru yönelmiştim. Ne zaman bir bankamatiğe yönelsem 50-60 metre öncesinden bankamatiğe bakarım varana dek. Mesafeyi alırken bankamatiğin önünde kimse yoktur. İki-üç adım kalmıştı ki biri arabadan iner, biri ağaçtan iner...nerden geldiğini bir türlü anlamadığım insanlar sırayı kaparlar hemen. İşte yine bankamatiğe doğru gidiyordum. Biliyordum ne olacağını... İki-üç adım kalmıştı ki iki kişi yine aniden belirdi bankamatiğin önünde. Bunlarım çete oldukları kesindi. Bu kadar tesadüf, bu kadar dakiklik olmazdı, olamazdı. Birine bunu ispatlamak istedim içimden. Bak, gel, çarşıdaki bankamatiğe de gidelim. 50-60 metre mesafeden yürümeye başlayalım, iki-üç adım kala kaç kişi önümüzde yığılıyor? diyesim geldi. Bu içgeçişin amacı, hayali de olsa birine anlatma isteği olayların üstündeki gerinti yaratan sis perdesini bir nebze olsun dağıtabilmekti. Biliyordum bunu. Gerintim hiç yok olmuyordu. Akşamüzeri karşılaşacağım Menşure çetesinin bir kolu da bunlar olmalıydı. Bu kadar da tesadüf olmazdı. Polat Alemdar, aynı gün içinde üç defa gördüğü tanımadığı kişileri aynı gün çiviliyordu. Haklıydı adam. Huy var, sinir var. Kimsenin sinirini oynatmaya kimin hakkı vardı. Sıra geldi. Bankamatik para vermedi teknik bir arızadan dolayı. İki gün önce bir teknik servis elemanı ön paneli sökmüş, elektrik süpürgesi ile temizlik yapıyordu. Paraları da çekmiş olmalı. Karşı geçmekteki maksadım, okulumun da bulunduğu caddeye girmek ve oradaki bir süper markete gitmekti. İlerledim. Göründü süper market. Bir ara yol kalmıştı. O yolu da geçsem süper markete gelmiştim. Kaldırımda durdum. Sol taraftan bir ses geliyordu. Bir adam birini azarlıyordu. Tam anlaşılmıyordu. Sesinde bir köpeği azarlamakla bir çocuğu azarlamak arasında kalmış bir tını, bir harmonik sezinledim. "Houştenelen!...Höpst...Dıt!" şeklinde kelimeler duydum. Tabii bunlara kelime denirseydi!.. Ne demekti, Houştelen? Houşt, bir köpek azar imgesi, "e-len" kısmı da bir insan, bir çocuğa azar imgesi çağrıştırıyordu. Başımı çevirdim...Eyvah! Dedim. Beni yine buldular!.. İnce yapılı, ince bıyıklı, bol saçlı, biraz yassı kafalı, beyaz gömlekli, ön cephesi bana dönük şekilde kaldırıma doğru hafiften eğilmiş, işaret parmağı ile kaldırımı azarlıyordu. İyice baktım, nereye bakıyor diye. Hiçbir şey yoktu baktığı yönde. Düpedüz kaldırımdı. Bir böceği azarlıyorduysa bilemiyordum, fakat böyle olsa iş daha vahimdi. Değildi. Bomboş kaldırımı azarlıyordu, tehdit parmağını sallayarak. "Deıt!" En son, Tokat'tayken, bir akşamüzeri Behzat deresinin kıyısından yürürken bir kadını asfaltın bir noktası ile konuşurken görmüştüm. Üzülmüştüm, çünkü çok yakınından geçmiş ve yüzündeki üzgüyü görmüştüm...Neyse. Fakat bu adam biraz komik unsurlar da barındırıyordu. Öyle gibime geldi yani. Dedim, oğlum uzaklaş. Yine üzülürsün müzülürsün. Tez kaç buradan. Çarçabuk karşıya geçtim. Süper markete daldım. Oh dedim. Ferah ve güvenli bir mekan. Girişteki, ekmek ve bisküviler raflarını direkt geçtim. Sağda solda dolandım. Bir bisküvi bakayım diye giriş kısmına geri doğru yönelmiştim ki..Onu gördüm; kaldırımla dövüşen adamı... Ekmek raflarının önünde durmuş, sol eline iki ekmek almış, sağ eline de şeffaf poşet, poşetin açılmak bilmez ağzını baş ve işaret parmağıyla, burun boku ovalar gibi bir hareketle açmaya çalışıyor, aradan bir poşete üflüyor, ağzından ise birkaç kelime ha çıktı ha çıkacak gibi duruyordu. Kaşları bir çatılıyor bir kalkıyor, ince bıyıkları ise dudaklarının şeklince bir düz bir yay oluyordu. Ha sövdü ha sövecek olduğunu hissedip yan yan gerilemeye başladım yavaş yavaş. Henüz fazla uzaklaşmadımdı ki homur homur bir şeye söylenmeye başladı. Sol elindeki ekmekleri rafa geri bıraktı. Boşta kalan elini geriye doğru kırıp beline attı. Sağ elinin parmaklarıyla poşetin ağzını ovalamaya devam etti. Kaşları ve bıyıkları kıvrılıp kıvrılıp duruyordu. Homurtuları sıklaşmaya başladı. Bana saldırır mıydı acaba? 23 yıl öncesinden kirli beyaz kuşak taek-wondo kuşağım vardı. Tek öğrendiğim saldırı "Apçagi" idi. Bir çakışta yere sererdim onu. Fakat, bu olay sonrasında, onun benimle değil de ayağımla diyaloğa girmesi düşüncesi sırtımdan soğuk bir ürperti geçirtti. Böğrüne Apçagiyi çaktığım ayağımla tehdit parmağı ile diyaloga girmesi manzarası geçti gözümün önünden. Kurtul kurtulabilirsendi. O sırada gören de sanır ki ümit hoca bisküvilere bakıyor... Yan yan , ağır ilerleyip tam dönemeç noktasına gelmiştim ki diğer araya saptım, bir sağa bir sola döndüm..En son, kendimi temizlik ürünlerinin bulunduğu arada, rafların orada buldum. Çamaşır suları, deterjanlar..gibi ürünleri seyre koyuldum. Marketin kasa caddesine açılan rafların sonuna geldiğimde...kasa caddesine girmedim. Sondaki ürünleri seyre koyulmuştum ki...Kısa boylu, pas rengi saçlı, saçlarını üstten ve arkadan bağlayıp atkuyruğumsu yapmış, mor eşofmanlı, mor tişörtlü, memeleri tişörtünü yırtacakmış gibi duran, küpümsü bir kadın söylene söylene köşeyi dönüm karşımda dikildi. Bana baktı. Söylenmeye devam etti. Dertli bir ses tonu vardı. Lavabo açıcı şişesine uzanırken bana baktı...Bunların her zaman iyi iş yapmadığını, diğer yandaki kireç önleyicinin ise her zaman bulunmadığını, çok kızdığını...gibi şeyleri anlatmaya başladı. Ah dedim ah! Bu benim vahşi cazibem yok mu! Halbuki buraya birkaç şey almaya gelmiştim, hepsi buydu. Fakat, sanırsamdı, vahşi cazibem yine benden habersiz devreye girmiş ve kadını şakır şakır konuşturuyordu.Konuşuyor, konuşuyordu...Bir elinde Lavabo açıcı, bir elinde Kireç Önleyici kutusu...Fakat o ellerin kadını idi, onu sevemezdim. Bir yandan da vahşi cazibeme kızıyordum. Öylesine dolaşıyordum, kadın ise hayatını anlatıp, ilerdeki öykülerimde yer almak istercesine dumurumu zorluyordu...Menşure önce.., Bankamatik takip çetesi, Kaldırım dövüşçüsü "kavgaşcıl" adam , Moğol savaşçısı dertli kadın...Evet...Böyle bir kader olamazdı... Dila Hanım aşk ile baktı Devran'a. Devrandı galiba. Kadir, Kadir! Adamları davranmışlardı silaha; he çekti he çekecekler idi silahları...İlk kurşunu Dila Hanım yedi. Sonra Kadir!..Dahası vardı. Töreler doymaz idi;birkaç kurşun daha lazım idi... Oyun havaları bir yandan mahalleden akşam akşam, davul zurnalar bir yandan filmden derken...Bir bakmışım komşu kınasında meydanda o marketteki mor tişörtlü kadın ile Zeybeğe durmuşum, açmışım kollarımı iki yana; kadın da açmış kollarını iki yana, fakat onun bir elinde lavabo açıcı, bir elinde kireç önleyici kutusu... çekmişler silahları -Niye!? Çünkü o ellerin kadını. Vahşi caziben bile yetmez bu filmi kurtarmaya- .Evet, açmışız karşılıklı ellerimizi, kollarınızı...Birazdan dizlerimizi de kırıp raksa devam edeceğiz. Kurşunlar geliyor...Kadın bir yana seriliyor ben bir yana soğuk asfaltta. Lavabo açıcı bir yana, kireç önleyici kutusu bir yana...dağılıyorlar... Çal Üleyn! Çal!

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Teşekkürler Yoldan-daş Genel 12.03.2019
Didim, Pompei olur mu? Sosyal 02.03.2019
O ayaklar iyi ayaklar değil- Mikrop-iyolojik incelemeler Anı 25.02.2019
İnsan 4.0 Genel 13.02.2019
Çete çeteye girmiş- Koko-Bonzo-Fetö Genel 09.02.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Yeni Yol Anı 25.04.2019
Bir Özlem Ancak Bu Kadar Yakabilirdi İçimi.. Anı 08.04.2019
Doğu Türkistan'da Yaşam. Benim Hayatım, Yaşananlar ve yasaklarlar Anı 18.01.2019
32 Yaşımdan 32 Öğüt Anı 10.12.2018
geçiyor mu Anı 07.12.2018

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.