Umutsuzluğa Yer Yoktur

Halkoylamasında ortaya çıkan %58'lik "evet" tercihi, evet oyu verenlerde sevinç, hayır oyu verenlerde ise derin bir üzüntü yarattı.

Ben oyumu "hayır"dan yana kullandım. Bunu geçmişe not düşmüş olmak ve gelecekte olabilecek olumsuzluklarsa "evet" demiş olmasına karşın "Ben de hayır demiştim" diyecek düzenbazların suskunluğuna inat yazıyorum. Baktığınızda 1982 anayasasına %92'lik bir "evet" çıkmasına karşın, bugün hiçbir yüreklinin "Ben o anayasaya evet demiştim" dediğini duyamazsınız. Bunlar, buhar olup uçmadığına göre sinmişlerdir. Korkak ve zavallılardır. İleride de kimilerinin "Hayır" oyuna sahip çıkacağını göreceksiniz.

Bugün demokrasi çığırtkanlığı yapanların, 12 Eylül darbesinden sonra neler yazdıklarını tarihi vesikaları inceleyerek elde edebilirsiniz.

Halkoylamasından sonra "hayır" oyu verenlerdeki üzüntü, yerini umutsuzluğa bıraktı. Kimileri vatandan ve milletten ümidini kestiğini, kimileri artık ideolojilerini sorgulamaya başladığını söylemeye başladı. "Biz kimin için uğraşıyoruz" türü saçmalıklar geçici bir üzüntünün eseridir. Bu sözlerin devamlılığına kanaat getirmek çok yanlıştır. Bu sözleri hele hele bir Atatürkçü ya da bir Türkçü söylüyorsa bu tamamen üzüntünün eseridir. Aynı şekilde, evet oyu fazla çıkan illerin tümünü birden vatan hainliğiyle, bir bölgenin insanlarının tümünü balık yemekten ötürü beyni uyuşmakla itham edenler, oradaki taraftarlarını da kaybedeceklerdir. Bizim en fazla yapabileceğimiz "Sen de mi Erzurum?" ya da "Sen de mi Karadeniz?" demektir. Milletin tümünü aşağılamak, evet demiş olsalar bile vatan hainliği ile suçlamak, toplumun yüzde bilmem kaçı aptaldır diyerek bütün evet diyenleri aptal yerine koymak bir milliyetçiye yakışmayan hareketlerdir.

Evet, Türk milleti içinden evet diyenler fazla çıkmış olabilir. Milletler hak ettiği gibi yönetilmeye mahkûmdur. Türkiye bu anayasayı kendi oylarıyla kabul etmiştir. Sonuçlarına da katlanmaya mahkûm olacaktır. Ama bu durum, bizim susup oturmamızı ve olan biteni seyretmemizi gerektirmez. Milleti suçlamak yerine, milletin bu adamlara neden oy verdiğini, sekiz senedir neden hala Tayyip Erdoğan'a bağlı olduğunu Türkçüler kendi içlerinde sorgulamak zorundadır. Apolitik bir gençliğin, hayatı birahanede içilen bir bira sananların, "Bunlar Müslüman" diyerek AKP'ye oy veren insanlarımızın var olduğunu unutmamak gerekir. Öğretmen yetiştirmek konusunda ne kadar kötü bir durumda olduğumuzu, bu uyduruk sınavlardan geçen basiretsiz ve kültürsüz öğretmenlerin öğrencilerinin aynı şekilde yetiştiğini unutmamak gerekir. Okuma yazma dahi bilmeyenlerin seçmen sayıldığı bir ülkede yaşadığımızı unutmamak gerekir.

Bu sorunların çözümü için yapılacak reformlar küçük ama büyük tesirlidir. İlk yapılacak hareket, okuma yazma bilmeyen kişilerin oy verme hakkının ellerinden alınmasıdır. Bunu okuma yazma bilmeyenleri aşağılamak anlamında söylemiyorum. Televizyondaki yazıyı ya da gazetedeki haberi dahi okuyamayan birinin, ülkenin kaderini etkileyen bir konuda oy verme hakkının olması vatandaşlık eşitliği ile anlatılamaz. Bu durumda aynı eşitliğin neden askerlik görevi yapanlar için kullanılmadığı akla gelir. Öyleyse askerler de vatandaşlarla eşit değildir. Bu hareket, şüphesiz okuma yazma öğrenimine yönelmeyi kolaylaştıracak ve insanların okumasını ve okuduğunu anlamasını küçük çapta da olsa sağlayacaktır.

İkinci yapılacak hareket de, saçma sınav soruları, cemaat torpili ile alınan öğretmenlerin düzgün bir sınav ve içlerinde düzgün psikologların, kuvvetli hatiplerin ve bizzat Milli Eğitim Bakanı'nın da içinde olduğu bir jürinin önünde mülakat yapılmasıdır. Öğretmen adayı olan kişilerin ne kadar bilgili olursa olsun düzgün konuşamayan biriyse öğretmen olma hakkının elinden alınması gerekmektedir. Doğaldır ki bu seçim, öğretmen olmak için üniversiteye girileceği sırada yapılmalıdır. Ancak iyi öğretmenler iyi öğrenci yetiştirebilir. Tarih öğretmenini sevmeyen bir öğrencinin tarih dersini sevebilmesi tahayyül edilemez. Bunlar küçük ama yerinde hareketlerdir. Millete sövmek, milleti aşağı görmek yerine milleti aydınlatmaya çalışmak daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.

Unutulmamalıdır ki, padişahın emriyle Mustafa Kemal'in idam edilmesi için çıkarılan ordu da bu millettendi, onu baş tacı eden de... Yeter ki umutsuzluğa düşmeyelim.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Atsız Bey'in İlk Eşi Mehpare Hanım Kimdir? Tarih 23.04.2014
Otorite Politika 09.02.2014
Atsız'ın 9 Mayıs Savunmasının Haklılığı Tarih 12.01.2014
Atsız'ın Basılmamış Eserleri Hakkında Tarih 11.12.2013
Necip Fazıl'ın Kanuni Hakkındaki Düşünceleri Tarih 16.09.2012
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Avrupalılar Siz Sömürdünüz Biz Yönettik Politika 19.02.2021
İSTİKBAL GÖKLERDEDİR Politika 12.02.2021
Türk Birliği Politika 25.01.2021
Güvenir Halim Kalmadı Politika 29.12.2020
KKTC SECİMLERİ ÜZERİNE Politika 26.10.2020

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.