Atsız ve Türkeş Arasında

Kimilerinin tereddütte kaldığı, kimilerinin kati hüküm verdiği olaylardan biri de Hüseyin Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş arasında olan bitenler ve iki ismin birbirlerine nasıl baktığıdır. Kimileri iki ismin ezeli düşman, kimileri ise ebedi dost olduğu şeklinde hüküm verirler. Tarihi vesikaların, röportajların ve makalelerin yardımıyla bu olayı kendimce aydınlatmayı borç bilirim.

Benim şahsi kanaatim şudur. Hüseyin Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş arasındaki en önemli ayrılık sebebi Alparslan Türkeş'in Türkçülük düşüncesinin İslam'dan bağımsız olamayacağını düşünmesi, Nihal Atsız'ın da tam ters istikamette olarak; İslam'ın Türkleri değil, Türklerin İslam'ı yücelttiğini düşünmesi ve İslamsız da Türk ve Türkçü olabileceğini düşünmesiydi. İki isim, Atsız'ın öğretmen Türkeş'in ise asker olduğu dönemde tanıştırılmıştı. Atsız'ın fikirlerinden ve ülkülerinden epey etkilenen Alpaslan Türkeş, bu etkilenmeyi mektuplaşmayla pekiştiriyordu. O mektuplarda Alpaslan Türkeş, ordudaki durumu Atsız'a şöyle özetliyordu.

"Ordumuzun malzeme ve her şeyden evvel yüksek bir ırk seviyesine ihtiyacı vardır. Orduda subay, er, çavuş olarak bir hayli Türk olmayanlar vardır. Bunların kesinlikle ordudan atılması ve silah taşıma şerefinden mahrum edilmesi lazımdır. Orduyu, subayları temizlemek icap etmektedir. Kan bakımından Türk subaylardan gayrı diğer unsurların gözyaşına bakılmadan uzaklaştırılması lazımdır. Bütün Türkleri bir devlet, bir millet halinde toplamaya herhalde muvaffak olacağız. Atsız'ın kılıcından keskin olan kalemi bu işi herhalde muvaffakiyete erdirecektir. Kalem kifayet etmezse o zaman işi silahlara bırakacağız. Ruhumuz, yüreğimiz, kılıçlarımız seninle beraberdir." (1)

Bunlar şüphe yok ki Nihal Atsız'ın düşünceleriyle örtüşüyordu. Atsız da Arap soylu bir subaya selam vermediği için ordudan atılmış bir tıbbiyeliydi. Devletin İnönü eliyle 1944 yılında Türkçülere ve Turancılara açtığı savaş sonucunda tutuklanan isimler arasında Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş de bulunuyordu. Yukarıda yayınlanan mektup da o dava öncesinde evi aranan Nihal Atsız'ın evinde bulunmuştu. Bu mektuptan ve ordudaki hareketlerinden güç alarak Türkeş için "Atsız'dan bile ırkçı" suçlaması yapılmıştı. Alparslan Türkeş malum davada mahkeme heyetine şöyle yanıt vermişti:

"Son tahkikat kararında benim hakkımda: "Atsız'ı gölgede bırakacak kadar Turancı, ırkçı ve menfi" buyrulmaktadır. Bu mefhumlar hakkında kanaatlerimi yüksek mahkemenize sunmak isterim. Ben daima devletimin kabul ettiği prensiplere inandım. Ve onlara hürmet ve riayetten ayrılmadım. Ben koyu bir milliyetçiyim, fakat zannedildiği manada ırkçı değilim. Yani memleket içerisinde ayrılıklara ve düşmanlıklara yol açacak hiç bir fikrim yoktur. Yalnız ben Türk Milleti'nin yeryüzünde eşsiz bir yaradılışa sahip olduğunu ve kahramanlıkta bu milletten üstün bir millet bulunmadığına iman ediyorum" "Türklüğü her şeyden üstün görmekle beraber, gayri Türk unsurları da gerek kültür, gerek telkin yoluyla çok kısa zamanda temsil etmek... Ben de bunu doğru görüyorum. İdare işine gelince: Benim de şahsi kanaatim mühim işlerimizi görecek şahsiyetleri ya tamamıyla Türk olan, yani temsil olunmuş ve kendisini Türk'ten başka bir şey saymayan veyahut da Türk ırkından gelen kimseler tarafından idare edilmesini uygun bulurum."

Mahkemede ırkçı olmadığını fakat Turancı görüşlere sahip olduğunu söyleyen Türkeş, Atsız ile nasıl tanıştıkları sorusuna şu yanıtı veriyordu: "Efendim, ben Harbiye'de iken, hatta daha eskiden bile bilhassa Türk tarihine ve edebiyatına meraklı idim. Harbiye'de Hüseyin adlı bir sınıf arkadaşım vardı. Konuşurken bana Atsız'dan bahsederdi. Edirne'de iken talebesi imiş. Bir gün Atsız'ın "Kahramanlık" ve "Toprak-Mazi" adlı şiirlerini okudu. Kendisini bu suretle tanıdım. Bir yaz tatili kendisini İstanbul'da ziyaret ettim. Bu suretle tanıştık."

Mahkemeler sürerken, o sırada gün ışığına çıkmayan fakat daha sonra yayınlanan bir belge çıkar. Belge mahkeme heyetine gönderilmiştir. Alparslan Türkeş, Nihal Atsız'a yazdığı mektuplar için şöyle demektedir: "Taşıdığım milli duyguların verdiği heyecanla, hiç düşünmediğim ve hatırımdan geçirmediğim manaları da ifade edebilecek olan şeyler yazdığımı sorguya çekildikten sonra anladım. Fakat lütfen emin olmanızı isterim ki, ben bunları bir maksatla yazmış değilim. Edebi ve parlak cümleler yazmak için millete şamil umumi bir mana kastederek yazdım. Şimdi sizlerin beni affetmenizi bir an evvel tahliye etmenizi istirham ediyorum." (2)

Alparslan Türkeş bu mektuba rağmen, tıpkı Nihal Atsız gibi tutuklanır. İşkenceler görürler. Bu çerçevede Atsız ve Türkeş arasında; Türkeş ırkçı olmadığını söylemesine rağmen; bilinen bir gerginlik yaşanmamıştır. Fakat tarih 8 Şubat 1969'u gösterdiğinde Türkçülük tarihinde bir dönüm noktası olacak olaylar başlamıştır. CKMP'nin adını MHP olarak değiştirdiği, partinin logosunun üç hilal olarak seçildiği bu kongrede yapılan İslami söylemler Atsız ve çevresindekileri partiden küstürmüştür. Bu arada Hüseyin Nihal Atsız makaleler yazmaya ve Türkçülük düşüncesinin sönmemesi için uğraşmaya çalışmaktadır. 1970 yılında yazdığı "Türkçülüğe Karşı Yobazlık" adlı makalesinde Alparslan Türkeş ve MHP için şu tabirleri kullanır:

"Milliyetçi Hareket Partisi, adından da anlaşılacağı gibi milliyetçi bir partidir ve başkanı Alparslan Türkeş eski Türkçülerden biridir. Bu parti yobazların barınacağı bir parti değildir. İslâmiyet'i yobazlık sananların bu partide işi yoktur."

Fakat bu olumsuz olmayan değerlendirmeye karşın, Alparslan Türkeş yıllar sonra bu makale hakkındaki görüşlerini şöyle belirtiyordu: "Nihal Atsız Bey'le 30'lu yıllardan beri beraberdik. Her zaman görüşür, konuşurduk. Ben, kendisini ziyarete giderdim. Konya'da 70'li yıllarda 'Oku' adında bir dergi yayınlanıyordu. Derginin bir sayısında Ziya Gökalp Bey aleyhinde yazılar çıkmış. Nihal Atsız Bey bu yazıya çok kızmış. Yazıyı kaleme alan vaize, Ötüken Dergisi'nde cevap verdi ve çok aykırı şeyler yazdı. Nihal Atsız Bey, bu cevap yazısında Hz. Mevlâna için, 'Mevlâna bir homoseksüeldi, sapıktı'; Yunus Emre için 'Beynelmilelci bir serseridir', diyordu. Sonra, Kuran-ı Kerim için -sümmehaşa- 'Kuran-ı Kerim, Allah'ın kelâmı değil, Muhammed'in kendi talimatı' vs. böyle bir takım şeyler yazıyor. Ve kendisinin Irkçı, Türkçü, Turancı olduğunu söylüyor. Konya'da bir parti çalışması dolayısıyla bulunduğum sırada basın toplantısı yaptım, gazeteciler bana bu konuda şu soruyu yönelttiler.

-Nihal Atsız Bey, partinizin Gizli Başkanı olduğunu söylüyor. Partiyi, perde arkasından onun idare ettiği söyleniyor. Ötüken Dergisi'nde kendisinin bu tarz yazıları var. Bunları nasıl karşılıyorsunuz? Ben gazetecilere şu cevabı verdim:

-Hayır, partinin Genel Başkanı benim. Nihal Atsız Bey, partiyi perde arkasından idare etmiyor, öyle bir şey yok. Bu gerçek değil Ama kendisiyle eskiden beri tanışırız, dostluğumuz var. Fakat fikirleri bakımından aramızda farklı görüşler var.

Gazeteciler o basın toplantısında, Oku Dergisi'ne verdiği cevabı da konu ettiler. Ben buna, şu karşılıkta bulundum:

-O görüşleri kabul etmiyorum. Ben, onlara katılmıyorum. Onun kendi görüşüdür, bizi bağlamaz. Ötüken Dergisi, bizim partimizin yayın organı değildir. Onun şahsî fikirleridir. Biz, ona katılmıyoruz ve benimsemiyoruz.' Nihal Atsız Bey, benim bu cevabım karşısında çok alınmış ve gücenmiş..." (3)

DEVAMI YARIN



Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.