Keneli Günler

-İşte burası benim kaldığım ev. Fakirhaneden hallice. Daha ne olsun, değil mi! Hele de senin için burası villa, köşk, kasr vb. türden bir yapı anlamına geliyor. Hatta senin için küçük göletler, denizler bile yapabilirim. Gemiler, limanlar bile yaparım. Bir koridorun ucundaki oda tamamen boş, onun yanındaki odada ise ıvır zıvır eşyalar var. İstediğini varsayabilirsin. Senin, varsayman ile gerçek arasında da bir fark yok. Küçük olmana rağmen sen bir projeksiyon gibisin...Metaforik Projeksiyon ne demek bilmeyebilirsin,fakat şimdilik bil ki öyle gibisin. Adın nedir?..o kadar konuştuk... Seni tür adınla çağırmamdan rahatsız olabilirsin. Nasıl ki sen bana tür adımla, "hey! İnsan!" diye seslenmedin, sıfatımla seslendin, benim de sana bir ad ile seslenmem lazım... -Adım Kenecan, hocam. - Çok konuştuk seninle, fakat şimdi memnun olabiliriz, memnun oldum Kenecan. - Ben de, hocam... -Daha önce, aylar aylar önce, benimle konuşmayan bir fare ile diyaloglarımın geçtiği bir hikaye yazmıştım. Alope'nin Odası'ndaki fare ölüyordu. Zehirlenip ölüyordu fakat ben kendi faremi öldürmedimdi. Öldürmeyişimin bir sebebi vardı: Birgün, [KALIN]Şarkışla[/KALIN]'da kaldığım küçük bahçe evimin içinde iki oda arasında kalan dar bir odacıkta, atıl durumdaki kutu mutu ne varsa çöpe atmaya niyetlenmiştim. Bir kutu...iki kutu... derken en sondan ikinci kutuyu yerden kaldırdığımda halıfleksin üzerinde dört tane, küçük çocuk parmağı büyüklüğünde bir şeylerin kımıldadığını fark ettimdi. İyice yaklaştığımda, bunların fare yavruları olduğunu anladım. Hatta, biraz daha dikkatli incelediğimde bu dört fare bebeği hemen yanlarında bir takım lekelerin izlerini gördüm. Evet, doğum esnasında oluşmuş doğum salgı izleriydi bunlar. Garip olan bir şey vardı. O evin içinde ne zaman bir fare görsem, mutlaka ki benim bulunduğum konumun arkasına yani benim arka tarafıma kaçmaya çalışırlardı. O sefer böyle olmamıştı. Ben, fare bebekleri incelerken, içimde tuhaf ve güçlü bir merhamet dalgalanırken, dakikalar sonra iki metre kadar uzağımda duran son kutunun içinden tıkırtılar gelmeye başladı. Kutuya doğru yaklaştım ve kutuyu iki elimle kaldırdım. Kutunun içinde bir fare vardı, emin oldum. Kutuyu, kapağını açıp yan çevirerek eski aldığım yerine koydum. Amacım, farenin çekip gitmesine izin vermekti. Koridorumsu o aradan geri çıktım. Yan odanın kapı aralığından koridorumsu o kısmı seyretmeye başladım. Kutunun içindeki fare, bir ara başını gösterdi, bebeklerine doğru baktı. Geri girdi, bir daha çıkardı başını...Asıl mesele şuydu: benden kaçmak ve uzaklaşmak için fırsatı olmasına rağmen kaçmıyordu. Sürekli bebeklerini kutunun ağzından izleyip duruyordu. Daha da rahat olsun diye bir berideki uzak odaya geçtim ve gazete, kitap karıştırmaya başladımdı. Aradan bir yarım saat geçti geçmedi, gittim baktım ki bebekler kaybolmuş. Sanırım, anne fare onları teker teker ağzı ile yüklenip güvenli bulduğu bir yerlere götürmüştü... -... - Bunları sana neden anlattım, emin değilim. Sanırım, senin biraz rahat olmanı istiyorum. Evet. Bir kene ile daha önce konuşmamıştım fakat bir fare ile böyle, benzer bir diyalogumuz olmuştu. O konuşmamıştı hiç fakat ben onu konuşturmuştum hikayemde. Değişik bir dil-yol kullanıyorduk. Ben yazılar yazıyordum küçük küçük kağıt parçalarına, kelimeler... O da ,anlatmak istediği şeyleri o kağıttaki kelimeleri ,kenarlarından kemirip yan yana getiriyordu, cümleler kuruyordu. Sizin türün konuşmayı çabuk öğrenmesi ne garip! Onlar bizimle daha içli dışlılar aslında...Şöyle bir şey olabilir: Onlar daha çok bizimleler, ve bizi o kadar iyi tanıyorlar ki , konuşmak monuşmak..boş diyorlar herhalde. Bir çeşit protesto da olabilir. Bu arada..sen okumayı biliyor musun, Kenecan? - Hocam, valla çok değil. Rüzgarlarla uçuşup çalıya çırpıya takılan gazete parçalarını birkaç kene yardımıyla okumaya çalışıyorduk. Onlar da , çat pat okumayı, yakındaki bir ilköğretim okulunda birinci sınıfların sınıflarında öğrenmişler, dediklerine göre. Şehir hayatı başka imiş. Hepimizi değişik faaliyetlere itti. Ne yapsa idik ki başka? ..Hımm! Etrafa bakıyorum da , baya kitabın var... Okuyor musun bunları bari hocam? - Ara ara kriz geliyor, sakinleşmek için okuyorum. Kriz..derken , deli filan değilim, yanlış anlama. dışarıda harala gürele bir hayat var...Bazı zamanlar çekemiyorum dışarıyı;fazla geliyor...veya az..bilemiyorum.. Toplumu dövesim geliyor. Bir bakıma senin gibiyim aslında...Senin bana "Abi, baksana.." diyerek ilk iletişim çaban, sonrasında seni biraz tanımam zihin evrenime bir tümleyen-bütünleyen oldu sanki. Sana bir bakan ve gören lazımmış, bana da aynısı ki şu an karşılıklı konuşuyoruz. Olmazların olmayacak gibi görünmesini sanmanın ötesinde bilmek için bakmak gerekiyormuş demek ki. "Abi, baksana!.." ve baktım. - Hocam, bu afili sözler kitaplardan mı, hı? - Yok be ya Kenecan! Ben kitaplara pek önem vermem aslında. Bir sürü kitabı tuvalet kağıdı yerine kullanmışlığım çoktur...Vallaha bak! Ne kitabı okursam okuyayım, amacım, hiçbir zaman bilgi seviyemi yükseltmek değildir!.. Gençliğimde bir hikaye dinlemiştim; kitapların hem değerli hem değersiz olduğuna dair...Bir sığır çobanı anlatmıştı. Bilginin kendi bileceği iş, artıyorsa artsın. Ne düşünüyorlar merak ediyorum sadece. Sonra, hım, diyorum. Bu kadar. Hem artık yani, onların, onları okuyanların Metaforik Projeksiyon Keneleri yok ki... - Hocam seni anlamakta zorluk çekiyorum..fakat..sanırım ucun ucun bir şeyler sezinliyorum... - Dert etme Kenecan!.. Anlarız yavaş yavaş birbirimizi... Şimdilik bu kasan konuları bir yana bırakalım... Gel, sana kalacağın odayı göstereyim. Sonra devam ederiz muhabbete. ....

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Tek bir şiir- Şiir 12.09.2019
Terkibat Günlüğü- Bir faşistin anatomisi Sağlık 06.09.2019
Kısa Öykü - Tüh Edebiyat 03.09.2019
Gereksiz sözler Evrensel 01.09.2019
Faşo Versiyon 4.0 Evrensel 28.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
KİMSE YOK MUUUUU!? Anı 27.08.2019
Yaşlı Amca Ve Kur'an Öğrenme Anı 14.07.2019
hayırlısı:) Anı 05.07.2019
Yeni Yol Anı 25.04.2019
Bir Özlem Ancak Bu Kadar Yakabilirdi İçimi.. Anı 08.04.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.