Atatürk Masondu Diyenlere

İnternette isim belirtmeden imzasız yazılar yazabilmek, rumuzların ardına saklanarak sokakta konuşamadıklarını dışarı vurmak, böylelikle kendi kendini tatmin ederek rahatlamak moda oldu. Rumuzların ardından videolar hazırlayıp, yazılar ve hakaretleri dizip sonra da sırra kadem basmak kolay... Asıl olan ismini, cismini ortaya koyup yazdıklarının arkasında kendi adınla durabilmektir.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün elini göğsünün altına koymuş bir şekilde çektirdiği fotoğrafları delil olarak sunup, ardından da "Bakın Atatürk masondur" diyen ve toplumdaki mason nefretini kullanarak insanların Atatürk'ten nefret etmesini sağlamak Atatürk sevmezlerin yeni taktiğidir. Yıllar boyu Atatürk'e neler denmedi ki! Kimisi dinsiz olduğunu, kimisi her gece Kuran dinleyen bir sofu olduğunu, kimisi resmi dini Hıristiyanlık yapmak istediğini söyledi. Masonluk eksik kalmıştı, onu da görmüş bulunduk.

Fotoğrafları delil olarak sunmak ne kolaydır. Kolaya alışan nesil, kitap okumak yerine kitabın filmini ya da dizisini izlemeyi seçerse Yaprak Dökümü'nü üç ciltlik kitap sanması doğaldır. Hazıra konmayı alışkanlık haline getirenler, herkesi Atatürkçü zannedenler, Atatürk hakkında doğru dürüst bir kitap dahi okumamış olanlar için bu görüntüler pekâlâ yanıltıcı olabilir.

Nihal Atsız'ı camideki Türkeş'in yanına montajlayarak "Bakın Atsız Müslüman'dır" diyenlere üç sayfa yazı yazdım da ancak anlayabildiler. Bu tür saçma iddiaları ciddiye alıp yanıtlamayı nedense marifet sanıyorum. Yine taraf gözetmeden, belki de masondur iddialarına dahi yardımcı olabilecek kaynakları ortaya koyacağım. Fakat makalenin sonu okunduğunda işin içyüzü ortaya çıkacaktır.

İlk olarak 1916 yılına gidelim. Manevi kızı olan Afet İnan'ın Atatürk'ün hatıra defterlerini yayınlamasıyla ortaya çıkan günlüğün 22 Kasım 1916 tarihli notları şöyledir.

Kurmay başkanı ile kadınların örtünmesinin lağvı ve sosyal hayatımızın düzeltilmesi hakkında konuşma:

1) Muktedir ve hayatı bilen anneler yetiştirmek

2) Kadınlara serbestîsini vermek

3) Kadınlarla beraber olmak, erkeklerin ahlakı, fikirleri, hissiyatı üzerinde etkendir.

Gece saat 12'ye kadar sohbet. Resmi selamın merhaba tarzında elin göğse konulması şeklinde.

"Elin göğse konması" hareketinin masonların üçüncü derece nizam duruşu olduğu için, Atatürk'ün bu selamlaşmayı resmi selam olarak seçmek istediği kimi masonlarca ve Atatürk'ü mason olarak göstermek isteyenlerce iddia edilir. Ayrıca bu duruşun kaynağının da Eski Ahit ve Kuran'da geçen Musa Peygamber'in öyküsü olduğu söylenir. Kuran'daki Kasas Suresi'nin bu konu ile ilgili ayetleri şöyledir:

31. Ve "asanı at!" (denildi). Musa (attığı) asayı yılan gibi deprenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "ey Musa! beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın" (buyuruldu).

32. "Elini koynuna sok; kusursuz, bembeyaz çıkacaktır. Korkudan (açılan) kollarını kendine çek. İşte bu ikisi firavun ve onun adamlarına karşı rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır" (diye seslenildi).

Eski Ahit Bap 4'te de aynı olay şöyle anlatılmaktadır:

1. Musa, "Ya bana inanmazlarsa?" dedi, "Sözümü dinlemez, 'Rab sana görünmedi' derlerse, ne olacak?"

2. Rab, "Elinde ne var?" diye sordu. Musa, "Değnek" diye yanıtladı.

3. Rab, "Onu yere at" dedi. Musa değneğini yere atınca, değnek yılan oldu. Musa yılandan kaçtı.

4. Rab, "Elini uzat, kuyruğundan tut" dedi. Musa elini uzatıp kuyruğunu tutunca yılan yine değnek oldu.

5. Rab, "Bunu yap ki, ataları İbrahim'in, İshak'ın, Yakup'un Tanrısı Rabbin sana göründüğüne inansınlar" dedi.

6. Sonra, "Elini koynuna koy" dedi. Musa elini koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli bir deri hastalığına yakalanmış, kar gibi bembeyaz olmuştu.

7. Rab, "Elini yine koynuna koy" dedi. Musa elini yine koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli eski haline dönmüştü.

8. Rab, "Eğer sana inanmaz, ilk belirtiyi önemsemezlerse, ikinci belirtiye inanabilirler" dedi,

İki kitapta da "elini koynuna koy" olarak geçen bu duruş, masonlarca da kullanılmıştır. Fakat bu duruşu Atatürk'ün de kullanması onun mason olduğunun delili değildir. Aynı fotoğraflarda Fevzi Çakmak'ın da aynı duruşu uyguladığı görülmektedir. Her ne kadar 1916 yılında resmi selam olarak "elin göğse konması" düşünülmüşse de Atatürk'ün Çanakkale Savaşı'nda kalp çevresinden yaralandığı da malumdur. Ayrıca böbrek ve karaciğer sorunları ve yaşadığı acı da elin göğüs ya da göğsün altında konmasını fazlalaştıran etmenlerdir.

Atatürk'ün mason olduğunu iddia edenlerin bir kısmı da, tüm tekke ver dergâhların 1925'te kapatıldığını ama onlar kapanırken mason localarının kapanmadığını söylerler. Evet, bu doğrudur. Mason locaları tekkeler kapatıldıktan tam on yıl sonra yani 1935 yılında kapatılmamış, kapanmıştır. Masonluk bir din sayılmadığı gibi locaları da dini bir örgütlenme olarak sayılmamıştı. Bugün Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın "Masonluk Nedir?" bölümünde amaç olarak "Dünyada din, dil ve ırk ayırımı olmaksızın tüm insanların eşitlik ve barış içinde kardeşçe yaşayacakları bir sevgi düzeninin kurulmasını sağlamaya çalışmaktır" yazmaktadır. 1935 yılında kendisi de bir mason olan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya "Mason localarını kapatma" emri veren aynı Atatürk'tür. Kapatma emri üzerine mason locaları kendi kendini feshetmiştir. O dönem Van Milletvekilliği yapmış olan İbrahim Arvas anılarını topladığı "Tarihi Hakikatler" kitabında bu olayları şöyle anlatıyor.

"Mustafa Kemal'in sevmediği iki zümre vardı. Birincisi dönmeler ikinci ise masonlardı... Bir gün eski Adliye Vekil Mahmud Esat Bozkurt'u çağırdı. Kendisine masonların taksimat, teşkilat, ahvalini bildirir bir kitap verdi. "Bunu güzelce mutalaa et, bir takrirle Halk Partisi grup başkanlığına ver, grupta bunlara şiddetli hücum yap ve grupça kapanmasına dalalet et. Senin de bu işte büyük şeref payın olacaktır." dedi. Grup danışmanı Mahmut Esat Bozkurt riyaset makamına bir takrir verdi ve takririnin okunmasını reisten rica etti. Hülasası şöyleydi: "Masonluk kökü dışarıda bir yahudi tarikatından başka bir şey değildir, memleketimizde bunun ne işi vardır? Bunu da grup kararıyla kapatalım... Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi: "Arkadaşlar yarından itibaren Türkiye'de masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır..." salonda bir kıyamet koptu, alkışlar, bağırmalar "kahrolsun Yahudi uşakları" sesleri tavanları çınlatıyordu. Şükrü Kaya ve arkadaşları sırra kadem basmışlardı. Grup dağıldıktan sonra Dr. Mim Kemal'i öne katarak meclisteki masonlar toplu olarak Reis-i Cumhur'a gitmişlerdi. Mim Kemal Reis-i Cumhur'a hitaben: "Efendimiz biz zaten maiyet-i devletindeyiz fakat siz Meşrik-i Azam'ımız olursanız, bir pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız" demiş. Reis-i Cumhur: "Peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra... Siz Avrupa'da hangi locaya bağlısınız ve mektubunuzun ismi nedir? "Biz Cenovaya tabiiz ve Reisimiz Barca Mişon cenaplarıdır." demiş. Bunun üzerine küplere binen Mustafa Kemal Paşa onlara hitaben: "Haydi defolun buradan cehennem olun gidin. Yahudi uşakları!" Benim milletim bana kahraman sıfatı verdi ben sizin gibi bir çift Yahudiye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün locaları kapatmadığınız takdirde, yarın teşkil edeceğim, Divan'ı Harb-i Örfi'ye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karşımdan." diyerek onları kovdu, onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla vaziyeti İzmir, İstanbul ve Adana'ya bildiriler ve sabah olmadan hepsini kapanma kararlarını getirip, henüz sofrasından kalmayan Reis-i Cumhur'a verdiler ve derin bir nefes aldılar. Reis-i Cumhur Mustafa Kemal bu suretle bütün mason localarını kapattı."

Evet, mason locaları dolaylı yolla kapatılmıştır. Bu localar İnönü döneminde yeniden açılmıştır. Elini göğsünde tutuyor diye Atatürk'ü mason ilan etmek, resimlerle hüküm vermek ancak hazıra alışmış nesillerin yapabileceği türden bir iddiadır. Bu iddiaya gülüp geçmek yerine üç sayfa yazı hazırlayarak ben de bu neslin etkinliğine ortak oluyorum ama mevzu bahis Atatürk olunca başka bir seçeneğim kalmıyor.



Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.