Yeni bir şey öğrenmek utanç vermiştir her zaman bana. Bu gün yeni bir şey öğrendim, yine utandım.
Yer yarılsa da içine girsem diye düşündüğüm an bir Kızılderili atasözünü hatırladım, "Ağlamaktan korkma!" diyordu okyanus ötesinden bir bilge, "Çünkü zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir."
Bu toprağın pîrleri de "Bir göz ağlarken öbür göz gülmez" demişti. Öyleyse iki gözü iki çeşme ağlayacaksın. Hem de doya doya.
Hem, ağlamak kalbi yıkamak değil mi?
Ben, tüm bedenim erinç içinde gülse bile, bir gözümün sürekli ağlamasını isterim.
Bedenimin ve ruhumun iyiliğine karşı duyduğum utançla.
Evet, utanç duyarım.
Diri diri toprağa gömülen kızlarımı unutun hele.
Sokakta selpak satan,
Sırtına alıp tartıyormuş gibi yorgun bir halde tartalım abi diye bağıran,
Utangaç bir tavırla terlikleri gösterip ayakkabımı boyamaya çalışan,
Bir ekmek alabilmek için on simit satmak zorunda kalan,
Daha gün doğmadan sanayi sitesinin yolunu tutan çocukları gördükçe bozum kaplar bedenimi.
Utanırım.
Hoş, okul ve ev arasında sırtında çantasıyla yürüyen çocukların daha iyi durumda olduklarını kim söyleyebilir ki!
Evde kendilerini yorgun, tatminsiz ve asabi bir annenin,
Sorumluluklarını yerine getirememenin verdiği öfkeyle bağırıp çağıran bir babanın beklemediğini kim bilebilir ki!
Ya okulda?
Esir kampını denetleyen bir Fransız generali edasıyla koridorda yürüyen okul müdürleri görmedik mi?
Peki ya tüm sınıfın karşısında, genellikle arka sıralarda oturan bir öğrenciye "aptal!" diye bağırmamış kaç öğretmen var?
Okul, ev ve iş dışında bir yaşama alanları daha var çocukların; yaşıtlarıyla oyun oynamak için toplandıkları sokaklar.
Peki, sokaklar çocuğun ruhsal ve bedensel gelişimi açısından daha mı sağlıklı?
Kim demiş!
İşte, buyurun:
Ayağımı kaldırıma çarpmam, kırmasam tırnağımı, yaşıyor olduğumu hatırlamayacaktım belki... Ve canımı yakmasam, hayatta olduğumu fark etmeyecektim...
Acımasız geceler çökünce şehre. Bir ürkek türküyü mırıldanır dudaklar. Dile düğüm düşer, kil keser çehre. Kimsesiz çocuklarla oyalanır sokaklar.
Çıngar koptu! Ve şimdi, Adım adım boşalıyor sokaklar. Geride, Kırık topuklar, Kaldırıma taşmış çöp yığınları, Tedavülden kalkmış bozuk paralar, Boş bira kutuları, Ve ben varım...
Ben mi? Şiirle tanıştırıp Elimden mi tuttunuz, Siz mi? Yazık ki sokaklarda bir çocuk unuttunuz...
|