Zaman öyle bir güçtür ki, o gücü anlayamanlar bir yaprak gibi savrulur gider. Savrulurken tutunamaz ve başka yapraklarıda arkasına takar. Çarpmanın etkisiyle binlerce yaprağın yerlere düştüğünü görürsünüz ki, içlerinden bazıları hala taze ve yemyeşildir. Harcanmış ve kullanılmış bir hayatın simgesi gibidir, zamansız düşen yeşil yapraklar...
12 Eylül 1980 tarihi bir ülkenin dönüm noktası olmuştu. O tarihe kadar Ordu darbeleriyle karşılaşan Türk halkı o tarihten sonra Amerikan darbeleriyle karşılaştı. Kimse ama hiç kimse 80 darbesini anlayamadı. Darbenin oluşumu, gelişimi ve sonuçları darbeyi yapanları bile şaşırtmıştı. 30 yıl sonra bir not o şaşkınlığın nedenini çok güzel açıklıyordu ; ''Bizim çocuklar iyi iş yapmış.'' Notu yazan ABD Büyükelçi'siydi.
Zaman su gibi akıp giderken, eskinin güçlüleri yerlerini yenilere bırakıyor; yeni haritalarla süslü ekonomik politikalar devreye sokuluyordu. Bir nesil harcanırken yerine bambaşka bir nesil üretiliyordu. O öyle bir nesildi ki, Vatan kavramı olmayan, özgürlüğü akli değil inanç boyutunda ele alan, kendine göre tarih yaratıp birde buna cehaleti ekleyebilen bir nesildi.
Nuray Canan Bezirgan isimli bir kadın Üniversite'yi kazanıp okula kaydını yaptırır. Başörtülü olarak okula girebilmektedir ve hiç bir sorun yaşamamaktadır. 2 yıllık okulunu okurken birden Başörtüsü yasağı Üniversitelerde uygulanmaya başlar...İktidarda Refah Partisi ve o partinin lideri olan Erbakan 28 Şubat sürecini hazırlayacak bir dizi eylem sürecine girmiş, işi öyle bir noktaya getirmiştir ki ; ''Kanlı mı gelicez kansız mı ? '' diyerek korkulanın gerçekliğine vurguda bulunmuştur. Derken Ordu müdahele etmiş, Erbakan ve Erdoğan dahil bir çok kişi siyasetten men ve hapis cevası almıştır. Postmodern Darbe olarak adlandırılan bu girişim geride Postmodernci denilen bir gurubu oluşturmuştu. Türk halkı ilerleyen yıllarda Liberalizm ile tanışacaktı. Erdoğan'ın yargılanmasına neden olan şiir, 10 yıl sonra, aşırı sağcı BNP tarafından İngiltere'deki seçimler de, propaganda olarak kullanılacaktı. Neydi o şiir ;
Minareler süngümüz, Kubbeler miğferimiz, Camiler kışlamız, Müminler askerimiz.
İbadet mekanını tanka, topa, askere, silaha benzeten Erdoğan, ilerleyen yıllarda değişecek, Cumhuriyet'in ve onun temellerini oluşturan Demokrasi ve Laiklik'in sarsılmaz bir savunucusu olucaktı. Hatta o kadar ileriye gidicekti ki, ''Başörtüsü %4,5'un sorunudur'' diyerek ilgisiz kalacaktı.
Baş döndürücü bir hızla ilerleyen zamanı durdurup en başa, 1998-1999 da geri dönelim. Üniversite önlerinde toplanan Başörtülü kızlar protesto gösterisi düzenliyor, özgürlük diye bağırarak seslerini duyurmaya çalışıyorlardı. O gurubun içinde bende vardım. Olup bitenleri çok iyi bilirim. Bildiklerimin bazıları bende kalsın. Saydığım ve sevdiğim iki kişinin yüzü suyu hürmetine yazılmayacaktır.
Nuray Canan Bezirgan televizyonların önünde kendini yerlere atarken de , izinsiz yürüyüş yaparken de ben hep ordaydım. Yanında değil elbet ama aynı davanın içinde başka bir şehirde...Derken kendisine 6 aylık bir ceza verilip, irticacı damgası yediğinde çok üzülmüştüm. Üzülmem gereksizmiş, çünkü kendisi 2,5 saat içinde Kanada'ya iltica ediverdi. 7 yıl süren bu ayrılık hem onun hemde benim hayatımda derin izler bıraktı. Ben Başörtülü'lere bakış açımı değiştirdim, o da Ülke'ye...Teketek programında Nene Hatunu Maraşlı, savaştığı ülkeyi Fransız, savaşma nedenini Başörtüsü, Sütçü İmamı ilk kurşunu sıkan adam olarak anlatınca hiç şaşırmadım. Herkesin aksine onu çok iyi tanıyordum. Resmi tarihi reddeden, kendilerine göre tarih yazan, yazdıkları tarihin bazı şahıslarını şişirip ön pilana çıkaran bir öğretinin ürünüydü bu kadın...Konuşması boyunca SİZ -BİZ ayrımı yapan, ayrımcılığın dibine inip birde bunun haklılığını savunan Bezirgan'ın kimlerden nasıl bir eğitim aldığı belliydi. Bezirgan'ın yanında oturan diğeri ise, tüm bu gerçekle bağdaşmayan tamamen uydurma sözcükleri onaylıyor ve ''Bize böyle öğretildi'' diyerek öğretinin altını çiziyordu. Humeyni'yi seven Atatürk'ü sevmeyen, İngilizlerin yönetimini tercih edip birde bütün bu sözlerinden pişman olmadığının altını çizen Bezirgan, Polis copu yemekten şikayetçi olunca kafamın tası attı. Anlıyorum; Humeyni'nin Şii şeriatına hayran ama İran rejime karşı olacak kadar ikilem içindesin, Şehirleri ve kişileri birbirine karıştıracak kadar körsün, ülkeyi kuran adama saygısızlık yapıp onun yerine İngiliz borusunu kabul edecek kadar gurursuzsun ama Cop yediğin yalan...O kızları coplamadı polis, defalarca uyardı.Copu yiyen,yerlerde sürüklenen, erkek polisler tarafından üzerleri aranan Sol görüşlü kadınlardı. Polis o gösterilerde o kadar özenliydi ki, kadın polisleri kullandı.Vicutlarına dokunan eller erkeklerin değil, kadınlarındı ! Sadece bu örnek bile gösteriler sırasında polisin tutumunu göstermek için yeterlidir.
Zaman tekrar yoluna devam etti.Günler ayları kovalarken Başbakana önce;
''Padişah'' dedi bir ümmetçi
Sonra ''İkinci Atatürk'' dedi bir Ateist
Ve bombayı patlatan bir İslamcı oldu ; ''Peygamber''..
Demokrat, Liberal, Postmadernci, Muhafezekar, İslamcı denilen guruplardan ses çıkmadı. MHP ve CHP dışında durumdan rahatsız olanda olmadı. Sadece ''Son Peygamber gelmiştir başka Peygamber gelmeyecektir'' gibi bilgilendirmeler yapılarak durumu cehalete, bilgi eksikliğine bağlanmaya çalışıldı. Ama bu bağlama çabaları çok doyurucu olmadı ki, AKP'li vekiller sıralara yürümeye başladı.Kavga kaçınılmazdı.
Ümmetçi düşünce 80 öncesinde, hem MHP hemde Milli Görüş hareketinin içinde sağlam bir yere sahipti. MHP milliyetçi gibi dursada aslında ümmetçiydi ve İslamcılık daha güçlüydü. Süreç içinde Refah Partisi'ni iktidara taşıyan bu Milliyetçi görünümündeki İslamcılar, ilerleyen yıllarda AKP yi iktidar yapacaktı. MHP'nin gücünü kıran içindeki İslamcılar'dı. AKP iktidarı Türklük kavramlarına, Ulus devlet anlayışına, ordu-millet geleneğine savaş açınca MHP sarsıldı. Sert tartışmalar birbirini izlerken MHP'nin içindeki İslamcı kesim son kozunuda oynayarak Başörtüsü yasağını ortadan kaldırmak için AKP ile ortaklığa girdi. AKP'nin koltuk deyneği olmakla suçlanan MHP'yi savunan bugünlerin MHP düşmanlarından başkası değildi.
CHP'nin durumu ise MHP ile aynı durumda ilerlemiştir. Erdoğan 4 yıl boyunca Başbakanlık yapabilmişse bu CHP'nin oyları ileydi. Kadir kıymet bilen bizim gibi bir toplumda, CHP'liler sadece bu davranışlarından dolayı saygıyı hak ediyorlardı. Ama karşılarında sertleşerek yürüyen bir iktidar buldular. CHP ve MHP koltuk deyneği olmaktan kurtulamadığı gibi, bir zamanlar destekçileri olanlar tarafından da yerin dibine sokuldu. O destekçiler eskilerin solcusu, eskilerin ülkücüsü, eskilerin kapitalistleriydi. Eskiler yıllarca inanmadıkları düşünceleri savunmuş, inanmadıkları düşünceler için onca arkadaşları can vermiş ve onlar geçmişlerine ihanet ederek yollarına devam etmişti. Değişim böyle birşeydi. Fikirlere kurşun işlemez belki ama fikre inanmayan adamın ihaneti kadar büyük kurşunda olamaz. İşte o kuru, inançsız, döne döne savrulan yapraklar, nice taze, inançlı ve düz yaprağıda beraberinde götürmüştür.
İslamcı'dan Milliyetçi olmaz. Vatan, Millet , Dil, Kültür, Anayasa, Bayrak, Tarihi Kökler gibi kavramlar anlamsızdır. Nerede bir Müslüman görse orası onun Vatan'ıdır. Sınırlar onun için geçersizdir, korunması gerekmez. Korunması ve uğruna ölünmesi gereken tek şey Yeşil Bayraktır. Yeşil Bayrak'ın dili Arapça, Milleti Müslümanlığı kabul eden tüm ırklardır. Müslümandan Irkçı çıkmaz. Kuran-ı Kerim tüm insalığıa gelmiştir ve Devlet sınırları arasında tutulamaz. İşte İslam'ın siyasi uzantısı olan İslamcılar, ümmetçiliğin savaşını vermektedir. Bu yüzden Türküm demek onlar için bir anlam ifade etmez.Türklük için ölünmez. Atatürk hiç kuşkusuz Türlüğün en büyük savunucusuydu.Türk olmaktan gurur duyarken onu geliştirmek için Türk Tarih ve Türk Dil Kurumu kuracak kadar işi ilerletmişti.Miliiyetçiliğin temel direği Atatürk olduğu için CHP ve MHP nin ortak noktada birleşmesi doğaldır.Ancak bu iki partide gelecek için yeterli teminatı vermiyor.Yeni bir Parti kurulması artık zorunluluk olmuştur.
Nuray Canan Bezirgan işte bu İslamcı profile çok uymaktadır.İngilizlerin yönetiminde yaşamayı tercih etmek gurursuzluk değil, inanç özgürlüğüdür. Ona o özgürlüğü kim veriyorsa onun tarafıdır. Bu yüzden Kanada'ya iltica etmiş, ailesiyle İngilizce yazışacak kadar Türkçeyi unutabilmiştir. Hatta kendi çocukları türkçeyi unutup kendi aralarında ingilizce konuşmaya başlamıştı.
Daha öncede yazdım. Laiklik İslam'ın siyasallaşmasını engeller. Onu engellerken hem Din'in politikayla kirletilmesinin önüne geçer hem de Kültür erezyonunu bertaraf eder.
|