Derler ki; hüsnü dillere destan olan Yusuf'u muhabbetine ikna edemeyen Zeliha, kamçısını ister mah yüzlünün. Avucuna alır kamçının gümüş sapını, " hoh" deyip geri verir. Gümüş sap, kor olmuştur; almasıyla atması bir olur Yusuf'un.
Benim ateşimin cinsi buna benzer ki, tasviri kabil değildir. O harlı körüğün içine, kör adamları ve kadınları daldıran, benim elimdir. Benim adım Sıla'dır.
Tam da bu şehrin, dar sokaklarıdır. Savurduğum taş geri gelmez, kendime aldığım kendini bilmez ! Benim adım, çünkü Sıla'dır.
Ben ki kendimi bildirmeye tenezzül etmeyecek kadar maruf idim. Yakmadığım, böylece kıvama sokmadığım yürek yok idi. Veyl ki devran döndü , zaten kendi öncesinden daha iyisi asla gelmeyecek olan çağların en kötüsüne düştüm. Ümit ettim ki, benim gezdirdiğim ateş, gözlerden akanla yatışsın. Yüreklere hasret çöksün.
Artık yalnız adım kaldı benim ahşap evden; Sıla. Hiçbir çalgının terennüm edemediği adım; Sıla.
Bir de, dar vakitlerde muzdarip adamların işittiği bir türkü: "Bu ayrılık bize, ölüm getirir, Geçti dost kervanı, eyleme beni..."
Onu söyleyen benim. Çünkü anlaşıldı ki, ahir ömrümde Kadir Mevlam, beni bana atmıştır. Maşuk kalmamıştır, yahut kalmışsa da benim elimin ermediği dağlar ardındadır. Ve bu kırık havayı söylemek sırası bendedir. İşte böylece, yalnız adım kalmıştır ki, Sıla.
O kartal bakışlı o rengarenk gözler, asıl görülmesi gerekenin ne olduğu hususunda nasıl da kördür. İhtiyaçları hususunda aldanmış müşteri. Biriktirmek ve hep biriktirmek hususunda ise ihtiraslı ve aceleci. Ak sakallı bir pirden işittiydim; Dedi ki " Dünya fani, rızk kaygısı gereksiz ve hırs, mil çeker gözlere.." Ben tekrar tekrar sitem ederken, "dönmeyecekmisiniz ? " derken, istedim ki, ben dahi, bu şehrin çocuklarında biriktirmek hasebiyle uykuya dalanlar var ise, serptiğim su yüreklere kor düşürsün. Ahşabın kokusu, burunlarda tütsün.
Eleğimi sallayınca, iki şey takıldı kaldı. Biri, Zühre Yıldızı diğeri Sıla'ya hasret.
Zühre'yi anlatmak yakışıksız. O'nun parıltısı, gören gözler için, ahşap evlerin dar sokaklarındadır. Bilenler bilir, bilmeyenler ise, ancak dinledikleriyle yetinir.
Şimdi bana kalan; O yıldızının aydınlattığı bu şehirde, Kesik Minare'ye "müezzin" olmak. Size de; Sılaya hasret, köz içinde yanan bir yürek.
Ve sizi temin ederim, siz dönene kadar, gidenlere müşahit bir anıt gibi şehrin orta yerinde duran Kesik Minare'nin bu günahkar müezzini, asla ölmeyecek. Zulmü ise, devam edecek.
|