Osiris ve Anubis
1. Mezara ve alt dünyaya erişebilmek için Ölü bir çok tehlikeyle karşılaşırdı; bunlardan en önemlisi yukarda bahsettiğimiz Apophis adındaki çok büyük ve uzun bir yılandan kurtulabilmesiydi. 2. Ölüm gecesinde, sabaha karşı Ölü, genç güneş olarak tekrar dirilirdi: Bu devrede ağzı açılır, sözler geri gelir, kalbini tekrar elde eder, böylece hava, su ve ateş gibi elemanlar üzerinde güç sahibi olurdu. 3. Ancak bundan sonra Güneş Kayığına binebilirdi: Yeryüzünde Ölü olan (mumya) Maddi bölümde tekrar canlanır ve gökteki seyahatinde 12 metamorfozu geçiren ruhu, değişime hak kazanırdı; zamanın sınırlarını aşmış olduğu için artık aynı zamanda hem Osiris, hem de Ra olurdu: Zaman tünelinden kurtulduğu için hem dün, hem bugün, hem yarın olarak görünürdü, ama o da Ra gibi gökte Doğudan Batıya Evren yasasını uygulamak zorundaydı. 4. Ve akşam olunca, alt dünyaya gider ve gece değişime uğramış haliyle Thot ' un yardımı ile Gece Kayığına biner ve Osiris mahkemesinin karşısına çıkardı. Burada kalbi Maat tüyü ile tartılır, Thot itiraflarını yazar ve eğer günahsız görülürse timsah başlı, aslan yeleli ve vücudu su aygırından oluşan Amemet (Ham Ham) adlı canavardan kurtulur, suçsuz ve doğru kişi ilan edilir, ancak bundan sonra ruhunu sonsuzluğa sunabilirdi.
Güneş ışınlarıyla tekrar dirilir ve ancak bundan sonra güneşin yanında yeni bir yıldız olarak parlayabilirdi.
Demek ki ruh yolculuğu sayesinde, ölü oluşumunu tekrar yaşar, ve büyüdüğünün ters yönünde yol alırdı: ilk nedeni saptayabilmek için zamanın ve uzayın içinde yükselirdi. Aslında bu sembolik görev görüldüğü kadar basit değildi; çünkü Gök Mısırlılar için basit bir yer veya bir boşluk değildi: Gök, Mısırlılar için iyiliklerle dolu olan Tanrıça Nut' un ta kendisiydi. Nut yıldızlı elbisesiyle güneşin batışından doğuşuna kadar gök kubbesiyle yeryüzünün üstünü örtüyordu. Her akşam Güneşi ağzı ile yutarak kabul eder, ertesi sabah ise Güneşi taptaze olarak tekrar doğururdu. Fakat yeryüzü Tanrısı Geb, erkeksi bir arzuyla Nut' a doğru uzanırdı; zaten tüm bitkilerin ve ağaçların yerçekim gücüne rağmen göğe doğru yükselmelerinin nedeni, Nut ile Geb' in bu birleşme arzularıdır. Demek ki eski Mısır' da ışığa dönüşüm gibi basit bir olay yaşanmıyor... Çok daha ilerisi gökyüzünün bağrında bir füzyon ve yeni bir oluşumun doğuşu yaşanmaktadır. Bu nedenle, lahitlerin kapaklarının iç yüzleri, açılmış kollarıyla ölüyü kucaklamaya hazır Nut' u tasvir eder. Osiris' in rehberliğindeki Ölü, Nut' un kollarında tanrıçanın bir öpücüğü ile canlanır, tanrıçanın ulu kişiliğine bürünür, böylece Nut Ölü' yü dünyaüstü değişmez bir varlığa olarak dönüştürürdü.
Görüldüğü üzere Osiris Mitinde eski Mısırlıların bilincine, ümit etme ile esas ve sonsuz olan öbür dünya düşüncesi beraberce işlenmektedir. Bu da bize Hz. Muhammed' in :
"Hiç ölmeyecekmiş gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi ibadet et." sözünü hatırlatmıyor mu ?
Özet olarak bu mitin ana teması : "Ölüme karşı duyulan sonsuz aşktır" diyebiliriz.
devamı var..
|