Geçenlerde yayımlanan bir gazete haberine göre dindar insanlar daha doğrusu ''tek tanrıya'' inanan insanlar diğer insanlara nazaran daha az stresli oluyor ve daha çok yaşıyorlarmış.
Ben işin test ve anket kısmından pek bir şey anlamam,benim tespitlerim sadece sosyolojik ve psikolojük değerlendirmelerdir.
Ben nerede huzurlu bir insan görsem,aynı zamanda onun dindar olduğunu çok rahat tahmin ederim,sebebine gelirse ki sebebi şudur;''Bir Yaratıcıya'' inanan insan ''tatmin'' olur,çünkü onun dünyasında ''şükür'' denen bir kavram vardır,başına gelen her kötü hadise de kendi cüz-i ihtiyarisini yok saymadan her şeyin taa çok önceleri bizlerin ezel dediği bir demde ilm-i ilahide olduğunu bilir,ve O Sonsuz Kudret-i Mutlakanın, her hadiseden sonra kulunun nasıl tepkiler vereceğini bildiğini bilir.Bu çok önemli bir olaydır,çoğumuzun kaldıramıyacağı meseleleri ,sükunet ve itidal içerisinde sanki hiç bir şey olmamış gibi olayları karşılayan insanlar vardır,bunlar bir çok insanı şaşırtan tiplerdir,oysa asıl şaşılması gerekenler,bu davranışın aksi hareket edenlerdir.
İnançlı insan,her şeyin emanet olduğu şuuruyla yaşar.Attığı adımdan aldığı nefese,her şeyin bir gün hesabını vereceğini bilir.
Ve yine bilir ki kendi inanç dünyasında ki ''sırat köprüsü'' dünyada geçilir,mizan(terazi) dünya da kurulur,ve sevap-günahlarımız burada tartılır.
Yani anlayacağımız,inançlı insan için ''diğer tarafda'' kendisine dünyada yaptığından başka bir şey yoktur. İnsanımız bu şuurla yaşadığı dönemler de dünyanın toplumlar tarihine baktığımız zaman,bu güzel zaman dilimlerinde insanların refah seviyesinin tavan yaptığını görürüz.
Burada ki refah ekonomik düzlemden siyasi arenaya,askeriye işlerinden sanatsal faaliyetlere kadar olan koca bir daireye kapsar.
İnançlı insanın aklının bir köşesinde sürekli bir düstur vardır ''Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir.''
Ama bu düstur inançlı insanın dünyadan nasibini almayan ''ahmak'' insan şeklinde anlaşılmasına sebebiyet vermemelidir,zira inançlı insan oyun ve eğlencedende mümkün mertebe hazzını almalıdır.Ama oyunu kurallarına göre oynamayı bilir.Tam bir profosyonel gibi davranır.Düdük çalınca maçın bittiğini bilir.Son düdükten sonra topu alıp sağo-sola fırlatmaz.İnançlı insan oyun süresince o oyunun en iyisi olmalıdır,bu amaçla koşmalı bu amaçla diyaloglara girmeli bu amaçla vaktini geçirmelidir ama biraz sonra oyunun biteceğini bilmelidir,zaten oyun bu şuurla oynanırsa zevk verir.
Küçükken oyun oynayan çocukların oyun içerisinde farklı statüleri vardır, kimi doktor,kimi anne-baba veya hasta. Oyunu büyükler uzaktan izler ,hiç bir reel anne-baba oyun içerisinde ki çocuklarına kolay kolay kızmaz,diğer arkadaşlarıyla hoş vakit geçirmesini hem arzu ederler hem de arkadaşlarıyla oynarken çocuklarının güzel davranışları anne-babayı gururlandırır,onurlandırır,mutlu eder.Ama ebeveyn ''oyun bitti'' dediği zaman çocuk oyun içerisinde ki statüsü ne olursa olsun onu geride bırakarak tekrar gerçek dünyaya ve gerçek konumuna dönüş yapar.
Bütün bir insanlığın bu dünyanın yalnızca bie oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu anlaması dileklerimle..
|