Biz muhasebeciler, birer süt anneyiz. Kurulan her firma bize emanet edilen bir bebeciktir adeta, bizim nazarımızda. Doğumundan ölümüne kadar bakarız yavrumuza, her şeyi ile ilgileniriz onun. Başlangıçta gelişip, büyümesi ve kendi ayakları üzerinde durabilmesidir, ilk hedefimiz... Ardından, serpilip gelişmeye başlayan bebek firmanın daha da büyümesi ve sürekliliği, yani sağlıklı bir yaşama sahip olması önem kazanır bizim için. Bir anne şefkati ile, yemeyiz yediririz, giymeyiz giydiririz, geceler boyu uykusuz kalırız onun için. Onun başı ağrısa bizim başımız çatlar; o hafifçe ateşlense biz yanarız ateşler içinde... Yeter ki yavrumuz büyüsün, serpilsin, kendi ayakları üzerinde durabilecek çağa gelsin.
O kazandıkça biz de mutlu oluruz, o büyüdükçe bizim de büyür sevincimiz, gururumuz. "Bu bebek benim elime doğdu, daha dün gibi hatırlıyorum, el kadarcıktı, şimdi büyüdü koskocaman adam oldu" derler ya hani süt anneler ve ebeler ; işte bizim için bu söz; "Bu firmayı ben kurdum, ben büyüttüm, stopaj sütünü eksik etmedim, kdv mamasını hiç geciktirmedim, gelir vergisi, geçici vergi, ssk, bağkur bebeğimin ek gıdaları oldu, bu günlere geldi, maşaallah çok iyi gelişiyor, iyi kazanıyor, gün geçtikçe daha da büyüyor, daha düne kadar ufacık bir firma iken şimdi cirosu milyona yaklaşan kocaman şirket oldu," anlamına gelir.
Büyüyüp gelişen, her geçen gün bir önceki günün bir adım ilerisinde olan, ciroları her geçen yıl katlanarak artan, bunun yanında gerek kapasite, gerekse işçi sayısı ve diğer yönlerden büyüme gösteren her firma - bizim kucağımıza doğmuş olan dünkü bebecik- bizim için bir övünç kaynağıdır, göğsümüz kabarır onun başarısı ile.
Bizler bu bebecik gibi bir sürü bebek firmanın süt annesi oluruz, ömrümüz boyunca..Hep onları gözetler, besler büyütürüz, tabii beş parmağın beşi bir olmadığı gibi bebeciklerde farklıdır birbirlerinden. Kimi şişman-kazancı iyi bir şirket-, kimi sıska -az kazanan bir esnaf-, kimi de normal- kendine yetebilen bir işletme- olur. Bazen de bu bebecikler fazla yaşamazlar, göçüp giderler bu hayattan, kimi daha bir yaşını bile doldurmamıştır, kimi iki, kimi de üç... İşte bu yıkar bizi, ellerimizde hayat bulan bu bebecikler yine ellerimizde sonlandırır yaşamlarını; ama elden ne gelir, her fani gibi onlar da ölümlüdür, bir gün bitecektir sayılı saatleri...
Bizler, bizim yaşam kaynağımız olan firmalarımıza -bebeciklerimize- sımsıkı sarılmalı yız. Kendimizinkinden çok onların yaşamıdır önemli olan... Aman ha bebeklerimize iyi bakalım. Onları ağlatmayalım. Bebekler ağlamasın.
SMMM Zeki ÖZBAY
|