Yazarport  

Eposta: Şifre:
05 Eylül 2010 Pazar - 14:16

Düşler Ve Kelimeler

Onur Özyılmaz Onur Özyılmaz

29 Temmuz 2010 Perşembe

Tarih

Resmi Tarih Yalanı

Gelişmiş ülkelerde Resmi Tarih olarak kabul edilen bulgular asla değişmez...Sadece ek yapılır...Ek olan şeyin var olma nedeni ise, ortaya çıkarılan yeni bulgulardır ki; ya arkeolojik kazılardan ya da belgelerin karbon yöntemiyle yeniden okunmasıyla ortaya çıkarılmıştır. Yeni olan şeyin çapı ya da ayrıcalığı ne kadar büyük olursa olsun, temel konu asla değişmez...Çünkü Tarih değişen değil, ek yapılan bir bilim dalıdır..Zaten olayın püf noktasıda Tarih'in bir bilim dalı olmasından kaynaklanıyor....Bazıları için Tarih, efsanelerden ve masallardan ibaret, bol şaşalı bir anı yumağıdır...Batıda bu şaşayı Roma İmparatorluğu, doğu da ise Osmanlı İmparatorluğu temsil eder...Halbuki ikisi de Moğul İmparatorluğu karşısında küçük kalır....Çünkü gelmiş geçmiş en büyük hükümdar ne Sezar ne Büyük İskender ne de Fatih Sultan Mehmed'dir....Tek isim, dünyanın üçte ikisine hakim olabilmişti ; ''Cengiz Han !''

Ancak Cengiz Han din konusunda Şaman-Budist tarzı bir noktadaydı...Müslüman olmadığı gibi Hristiyan da değildi...Bu yüzden midir nedir, ne Batı ne de Doğu onu sahiplenmemiştir. Din köklerin yayılımına, kültür ortaklığına bazen engel olur...Cengiz Han, Türkçeyi kendi yönettiği topraklarda Resmi Dil yapacak kadar ileriye gitmiş bir lider olmasına rağmen, biz de adı dahi anılmaz....Adı anılmaz derken, Moğul ordusunun nasıl Anadolu'ya girdiği ve Müslümanlar'ı kılıçdan geçirdiği ballandıra ballandıra anlatılır...Müslümanlar'ın Cengiz Han'ı sevmemesi anlaşılır bir durum...Asıl anlaşılamayan ; neden Türkler'in de sevmediği...

Tarih hiç bir lideri katil, soykırımcı olarak belirlemez...1900 yıllardan sonra gelişen siyasal akımlar, tarihin bazı şahsiyetlerini kendi ideolojileri için ön pilana çıkarmış, bazılarını ise yok saymıştır...Bu ideolojilere tabii olan her birey, kafasına göre tarih yazarken, bulguları abartmış ve olmayacak şeyler haline getirmiştir....''Dinime küfreden Müslüman olsa !'' sözü durumu çok güzel özetler...Herkes karşısındakinin Tarih algısını ideolojik bulurken, katlettiği Tarih'i umursamamaktadır...Halbuki katledilen Ortak Tarih'dir.

Meşhur hikayedir; İstanbul'un Fethi ! ! Bu öyle bir fetihdir ki, Dünya'yı değiştirmiştir...Ama değişim ve beraberinde oluşan gelişim, fethi yapanı değil fetihten korkanı etkilemişti. Batı hızla modernleşirken doğu daha otokratik ve içine kapanan bir hal almıştı. Durum o kadar vahimde ki; gelmiş geçmiş en aşşalayıcı antlaşma, fetihden 600 yıl sonra Fatih'in torunu tarafından imzalanacaktı...Müslümanlar'ın Halifesi, Doğu'nun hakimi Saray'da hapis edilecekti...İstanbul'un fethinin sonuçları bir yazı konus değil, tez konusudur...Bu yüzden biz başa dönelim...İşin kilit noktasındaki o tek adama bakalım ; ''Fatih Sultan Mehmet'te!!

7 dil bilen, şairliiğin yanı sıra Felsefe ile de ilgilenen, Matematik'ten Astronomi'ye kadar bir çok bilim dalında kitap yazacak kadar bilgi sahibi olan, Latince eserleri okuyup Büyük İskender'in savaş taktikleri üzerinde uzun araştırmalar yapan, Kanunname isimli ilk Anayasa'yı yazan, 25 askeri harekata bizzat komutanlık eden, ömrü boyunca 2 imparatorluk - 4 Krallık - 11 Prensliği kendine bağlayan bir adamdan bahsediyoruz, aslında....Aslında diyorum. çünkü Fatih İstanbul'u hiç almasaydı da, bu özellikleri hava da kalmasaydı....İstanbul'u alıp, bir çağın sonunu getiren bu dahi adamın, kimlere karşı nasıl bir mücadele verdiği iyi anlaşılsaydı...Ama yazdığım gibi, İstanbul masalı İstanbıl gerçeğinden hep daha çok sevilmiştir...Ve hatta Resmi Tarih Yalanı şekline bile bürünmüştür...

Meşhur tarih 1453'den çok önce, bir adam gizlice pilan yapıyordu...Pilanın merkezin de İstanbul değil, Vatikan vardı. Bu pilana ulaşmanın tek yolu İstanbul'u almaktı...Fatih'e göre İstanbul'u almak kolaydı, bunu yapabileceğine inanıyordu...Ancak etrafındaki kimse buna inanmıyordu...Vatikan ile Ulema arasına sıkışacağını, en yakın vezirlerinin ona karşı komplo kuracağını, Ulema'nın önde gelen şahıslarının onun arkasından iş çevireceğini asla tahmin edemezdi....Venedik yardım gemileri, tüm Osmalı Kadırgalar'ını aşıp Haliç'e girmeyi başarınca sinirden atını suya sürmüştü. O meşhur resim, bilinenin aksine fetihden çok öncedir. Gemileri gönderen Venedik Kralı , 14 kez suikast düzenleyecek, ama bir türlü Fatih'i öldürtemeyecekti. Yardım gemilerinin Haliç'e girmesi, Fatih için dönüm noktası oldu...Şehir alınamıyordu ve bu gidişle alınamayacaktı. Kuşatma ne kadar uzarsa, Fatih için çember o kadar çok daralıyordu...Ordu da huzursuzluk ve ümitsizlik başlamıştı ve bu durumu kullanacak çok sayıda üst düzey komutan ve vezir gizlice iş çevirmektedi...O zamana kadar söylediği şeyin tam aksini söylemek zorunda kaldı : ''Şehri yamalayın !''

Tam da burda Resmi Tarih Yalanı devreye girer...Yıllarca bize Fatih'in hoşgörüsünden, şehirdeki insanların malına ve canına zarar gelmediğinden, ibaadete karışılmadığından bahsettiler...Hangi kitabı açarsanız açın, hep aynı şeydi ; ''Adil davranan bir Padişah'ın, hoşgörüsüne sığınan insanlar''....Halbuki külliyen yalandı...Şehir yamalanmıştı...Kadınlar cariye olarak satılmış, Rumlar'ın mallarına el konulmuş, Kiliseler Cami'ye çevrilmişti... Ortodoks Rumlar'ın söylediği rivayet edilen "İstanbul'da Kardinal Külahı görmektense, Türk sarığı görmeye razıyız" sözü olsa olsa dedikodudan başka birşey değildi...Çünkü fetihden bir hafta sonra Ayasofya Kilisesi Cami'ye çevrilecek, içerideki İsa ve Melek tasfirleri sıva ile kapatılacaktı.... Ortodokslar için bu durum bir nevi, Kabe'nin Kilise'ye çevrilmesi gibi bir şeydi,...Çünkü bizim için Kabe ne ise onlar için Ayasofya o idi...

Avrupa tarihinde İstanbul'un fethi, kanlı bir barbarlık olarak yazılmıştır...Hatta o derecedir ki, Dünya Klasikleri arasında girmiş bir çok eserde İstanbul yanan ve yıkılan bir şehir olarak tasvir edilmiştir...Hangi din ya da ideoloji nasıl çarpıtırsa çarpıtsın, değişmeyen tek şey İstanbul'un yamalandığıdır. Yamalama çok mu olmuş az mı olmuş konusu, ideolojilerin oyuncağıdır, Tarih'in değil !

Tam da burda kesip, tekrar başa dönelim...Tarihçiler'in bıkıp usanmadan söylediği, ama kalın ve bir o kadar sivri kafalıların anlamakdan kaçtığı o tek cümleyi yineliyelim : ''Her Lider kendi dönemine göre değerlendirilmelidir ! '' Fatih Sultan Mehmet yapması gerekeni yapmıştır. Şartlar onu gerketirmiştir ve o seçimi o şartların doğrultusunda vermiştir. Şöyle olsaydı, böyle yapılsaydı demek günümüzün bakış açısıdır...600 yüzyıl öncekinin bakış açısı olamaz... Fatih'i yerlere göklere sığdıramayanlar, Osmanlı'yı kusursuz olarak anlatanlar bu Resmi Tarih Yalanı'nı görmezlikten gelirler...Çünkü ideolojileri için Fatih Sultan Mehmet'in ruhu gerekmektedir...Ama aynı ideoloji için Mustafa Kemal'in ruhuna da ihtiyaç vardır...İki büyük komutan tek bir ideoloji de birbirine düşman edilebilmektedir... Birine dua edilir, diğerine küfür...Halbuki ne Fatih İstanbul'u siyasi malzeme olmak için fet etti, ne de Atatürk İngilizler tarafından fet edilen İstanbul'u gene siyasi malzeme olmak için geri aldı...Her ikiside inandıkları şey uğruna hayatlarını riske attı...Ne acıdır ki, bugün onların mirasını yiyenler, onlar kadar inaçlı ve cesur değiller....

Herkes için Fatih Sultan Mehmet'in adı tek birşey ifade eder; ''Büyük Komutan !'' Onun dehası kılıcın ucunda hapis bırakılmıştır İstanbul'u fet edemeseydi, 36 Padişah'dan sadece biri olarak bilinecekti. Benim içinse durum tam tersi.. Çünkü ben, liderlere aldığı topraklara göre değil, şahsiyetlerinde oluşan inanç ve cesarete göre değer veririm...36 Padişah'dan sadece 3 üçü devrimciydi. Fatih bu üç kişinin arasında başarılı olmuş tek kişidir.

Bilindiği gibi Osmanlı da Minyatür Sanatı caizdi...Resim, heykel gibi sanatlar caiz değildi... Buna rağmen Fatih, Venedikli ressam Gentile Bellini'ye kendi resmini çizdirmiştir. Fatih, Uleman'ın kendisine karşı yürüttüğü sinsi planlara karşı en güzel cevabı o meşhur resimle vermiştir....Ama Ulema ölümsüzdür, Fatih ise bir ölümlü...İkici Beyazıt döneminde Topkapı Sarayı'nda yer alan ne kadar insan suretinde Tablo varsa, günah olduğu gerekçesiyle toplatıldı. Kimi yok edildi, kimi satıldı...Bu katliamdan kurtulan meşhur Fatih Tablosu, kolleksiyoncuların elinde dolaştıkdan sonra arkeolog Henry Layard'ın vasiyeti üzerine, 1916 yılında Londra'daki National Museum'a bağışlandı...

Bugün Fatih'in torunları onun mirasına sahip çıktıklarını söylüyorlar....İşin aslı, onun tek resmine bile sahip çıkamadılar...



Yazarın önceki yazıları:


Çünkü ''Görmek'' onun işidir !
Ölü Bir Adam
Empati
Dünyalı
Beyaz Köpekbalığı
Tek ve Mutlak
Satılık Tabelası
Nasıl bu hale geldik ?
Pilastik
Yazar, herşeyden önce kendisi için yazar.
Yazarın TÜM YAZILARI
Yazarı takibe al

Yazıya yapılan yorumlar:

Didem Kıran 30.07.2010 20:00:14
Yazınızı büyük bir merakla okudum. Ancak merak etmeye devam ettiğim bir şey var: Bu bilgileri hangi kaynaktan edindiniz? Bir de küçük bir tavsiye: Yazınızda çok fazla imla hatası var. Bazı kelimeleri hatalı yazmışsınız. Bunlara dikkat ettiğiniz takdirde, inanıyorum ki, yazılarınız daha keyifle okunacaktır.
 
Onur Özyılmaz 31.07.2010 04:45:42
NTV Tarih ve Popier Tarih dergilerinin haziran sayısında konu detaylarıyla incelenmişti...Temel kaynak olarak aldım...Ek kaynaklar dünya Klasiklerinden Walter Scott, Popiler tarihden Martina Kempff gib 20 ye yakın tarihçi, sosyolog ve Roman yazarı...Bunula birlikte internetten Wikipedi, Bilgicik, Tarih Sayfam, Mitoloji gibi 50 yakın siteden aldığım notlar...

Yazılarım tamamı derlemedir...Yani kaynakların dağılımı ve sıralaması çok çeşitlidir...Hepsini bir araya getirip, kendime göre şekil veriyorum...Burdaki kendimden kasıt, konuyu yönlendirme ve örneklendirme kısımlarıdır...Çünkü aynı konu hakkında herkes bambaşka bir yazı yazabilir...Bu yüzden taraflı ve tek bir açıdan bakılmış izlenimi yaratabilir...Zaten bunun böyle olması doğaldır, çünkü yazılanlar bir tez ya da bilimsel bir çalışma değil, kendi fikirlerimin aktarılmasır...Bu son yazdığım paragraf, bir türlü kurtulamadığım bir kişi için yazılmıştır, Didem hanım....Sizinle ilgisi yok....Onunda sorularına burdan cevap vereğim dedim...

Eleştiriniz kesinlikle doğru ve olumlu...Yazım kurallarına uymak,anlatımı ve anlatılmak istenen vurguyu dışa yansıtması bakımından çok önemlidir...Bunda dikkatli olmam ve özen göstermem gerekir...Ancak sizin de dikkat ettiğiniz gibi, bu kurallara hiç bir yazımda uymadığım görülmektedir...Kendimi düzeltmek istesemde bunu yapmayacağımı iyi biliyorum, çünkü bu saate kadar düzelmedi...Düzelmeli mi ? Kesinlikle evet ama ne zaman olur ? onu ben de bilmiyorum...

Saygılarımla....

 
Onur Özyılmaz 31.07.2010 04:47:20
Didem hanım, gördüğünüz gibi yorumum da bile hatalar var....Durum bu kadar vahim ! (Yazım Kuralları)
 

Yazıya eklenen yorumları takibe al
Yorumunuz:
 Numarayı giriniz
Not: Yorumunuz, yazar tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.
Editörden

ModeratörModeratör
Merhaba


Bugünkü yazılardan
En çok okunanlar

Ahmet AyAhmet Ay
BEN DE ''HAYIR'' DİYORUM!

Polat CanPolat Can
Genç Kız

Kağan BahadırKağan Bahadır
Nihal Atsız ve Kemalizm

Ümit SönmezÜmit Sönmez
Arka Sokaklarda Şak!Şak!lı Geceler

İbrahim Akınİbrahim Akın
Darwinizm Sanat Akımı ve Öncüleri


Geçen Sene Bugün...

Mustafa Nevruz SınacıMustafa Nevruz Sınacı
GÖNÜLLERDEKİ BAŞBAKAN

Ahmet Doğan ŞimşekAhmet Doğan Şimşek
Ülkeyi kim satabilir (1)


RSS | Tavsiye edin | İletişim Formu | Yazım Kuralları | Bağlantılar
Yazarport'ta yayımlanan köşe yazılarının içeriğinden yazarlar sorumludur.
Yazartport'ta yayımlanan köşe yazıları kaynak gösterilmeden alınamaz.