Oruç antrenmanlarına başlamış bulunuyorum.. Hayati içeceğim Nescafe'yi % 20, döneri % 30, akşamleyin arkadaşlarla götürülen Kola & Çekirdek ikilisini % 10 kestim.. Tofita, delikli polo ve sadece Bim'de bulunan cevizli macun türü kısıntılarım da cabası.. E yavaş yavaş..
Geçen seneyi hatırlıyorum da, hiç antrenmansız - idmansız çıkmıştım Ramazan'a.. Yüzüm getto gibi, kafam bi milyon gezmiştim koca ay.. Göbeğimin yarı çapı sabahleyin 3'se akşamleyin 10'a çıkıyordu.. Zavallı bedenim dombililikle çirozluk arasında mekik dokudu durdu.. Tabi bu dengesiz vücut afetinin en büyük sorumlusu hiç şüphesiz "ana yüreği" idi..
Zira benim annemde, normal annelerde bulunandan iki katı daha kocaman olan "ana yüreği", Ramazan ayında yüreklikten çıkarak iftar akşamlarını kral ziyafetine çeviren lokanta şefine dönüşüveriyor.. Söz konusu ana yüreği, oğlunu bütün gün Avatar gibi beti benzi kaçmış, Kemal Kılıçdaroğlu gibi suradı erimiş bitmiş, bir Tekel işçisi gibi göbeği göbeklikten çıkmış vaziyette görünce hırs yapıp kendini mutfaklara atıyor.. Tencerelere abanan, erzaklara saldıran, kaşık - çatal kuşanan ana yüreği, evet, mutfak diye bildiğimiz dört duvarı Yemekteyiz'de finale kalan yarışmacı gibi yekpare kullanır.. Oğlu için savaşır, mutfaklarda harap olur bi hale geliyor.. Bi koşu bakkala gidip gelmeler, üst komşudan bi fincan tuz falan almalar hep oğlu için..
Ve İftar.. Akşamleyin Camiler "Allahüekber" dediğindeyse, biz ana yüreğini sömürmeyi iyi bilen oğlanlar oruçlarını kuş sütüyle açıyor.. Yine duygulandım, yine boynum büküldü, Ramazan dedik, ana yüreği dedik, içim bi karıştı.. Her ne kadar maneviyata kapılıp yazıyı arapça sürdürmek istesem de, tamam, susuyorum.. Erkenden hayırlı Ramazanlar, ana yürekli iftarlar efendim..
|