Uluslararası Bakış
|
|
Göktürk Tüysüzoğlu
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Dünya
|
|
|
KOSOVA CUMHURİYETİ ARTIK MEŞRU
|
17 Şubat 2008 tarihinde Sırbistan'dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden, buna karşın yalnızca 69 devlet tarafından tanınan Kosova Cumhuriyeti, Lahey'de bulunan BM'ye bağlı Uluslararası Adalet Divanı tarafından meşru bir devlet olarak kabul edildi. Buna göre, tek yanlı bir kararla bağımsızlığını ilan etmiş olan Kosova Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının uluslararası hukuka uygun olarak temerküz ettiği zira, uluslararası hukukun bağımsızlık ilan edilmesine ilişkin uygulanabilir bir yasak içermediği ortaya konuldu. Sırbistan'ın başvurusu üzerine konuyu inceleyen 'BM'ye bağlı' bir mahkemenin bu kararı alması, Sırbistan'ın geleceği, Balkanlar ve genel olarak ayrılıkçı hareketler konusunda çok sayıda sorunun ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor.
Bilindiği gibi Kosova, Yugoslavya döneminde Sırbistan Federe Cumhuriyeti'ne bağlı bir özerk bölge idi ve 1974 tarihli Yugoslavya Anayasası'na göre özerk bölgelerin federe cumhuriyetlerden farklı olarak Yugoslavya'dan ayrılma hakları bulunmuyordu. Bu durum, her ne kadar çok kanlı ve sancılı da olsa Yugoslavya'nın dağılması esnasında uygulamaya konuldu ve federe cumhuriyet olan Bosna-Hersek, Slovenya, Hırvatistan, Makedonya gibi entiteler kendi bağımsızlıklarını ilan ederlerken, Kosova ve bir diğer özerk bölge olan Voyvodina'nın bağımsızlık istekleri kabul edilmemiştir. Yugoslavya Sosyalist Cumhuriyeti'nin dağılmasının ardından 2000'e kadar bu Yugoslavya Cumhuriyeti adıyla yaşayan Sırbistan ve Karadağ, Kosova ve Voyvodina'ya geniş çaplı özerklik verilebileceğini ancak bu bölgelerin bağımsızlığının ülkenin toprak bütünlüğüne aykırı olduğunu ve Yugoslav Anayasası'nda da ifadesini bulmayan bir girişim olduğunu ifade etmişlerdir. Nitekim, Kosova'nın bağımsızlığını kabul etmeyen Sırbistan ve Karadağ, 2006 yılında gerçekleştirilen bir referandum neticesinde barışçıl bir şekilde ayrılmışlar ve her ikisi de ayrı birer devlet olmuştur. Bu hareket herhangi bir sıkıntı yaratmamıştır. Çünkü, Karadağ da Sırbistan da Yugoslavya döneminde federe birer cumhuriyetti ve kendi geleceklerini belirleme hakkına sahiplerdi. Yugoslavya'nın devamı olarak görebileceğimiz Sırbistan, milliyetçi duygular ile bu bağımsızlık girişimlerine karşı çıkmış ve Bosna'da gördüğümüz üzere iç savaşların yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Ne var ki, Sırbistan'ın bu girişimleri yalnızca bir terör ve tedhiş hareketi olarak görülebilir. Çünkü, bu federe birimler uluslararası hukuktan ve Yugoslav Anayasası'ndan doğan haklarını kullanmışlardı ve bu durumda devletlerin toprak bütünlüğü ilkesinden söz edilemezdi.
17 Şubat 2008'de ABD ve İngiltere'nin yoğun siyasi ve askeri desteği neticesinde bağımsızlığını ilan eden Kosova'nın durumu, daha ilk günden itibaren tartışmalara konu oluyordu. Kosova, Sırbistan'dan koparılmıştı. Zira, Sırplar ile Arnavutların bir arada yaşayamayacakları 1999'da NATO'nun düzenlediği operasyon sonrasında anlaşılmıştı. Bu operasyonun öncesinde Kosova'da yaşanan kanlı iç savaş ve bölgenin etnik bir çatışma içerisine sürüklenmesi, hem ABD'yi hem de İngiltere başta olmak üzere birçok AB üyesi ülkeyi Kosova'nın Sırbistan'dan koparılması konusunda harekete geçirmişti. Sırbistan'ın, Balkanlar'da huzursuzluk yaratan bir numaralı faktör olması, etnik terör konusunda sabıkalı oluşu ve geleneksel bir Rus müttefiki oluşu da ABD'nin başını çektiği bloğun Kosova lehinde hareket etmesini sağlamıştır. AB, Kosova konusunda ciddi bir bölünme yaşasa da çoğunlukla bu bölgenin Sırbistan'dan bağımsızlığını ilan etmesine destek vermiştir. Çünkü, bu örgüt Batı Balkanlar'ı da içerecek bir genişleme dalgasının hazırlıklarını yapmaktadır. İspanya, Slovakya, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan gibi AB üyeleri ise gerek kendi topraklarındaki ayrılıkçı hareketlere emsal teşkil eder düşüncesi ile gerekse de Rusya ve Sırbistan ile yakınlık derecelerinin fazla olması gibi sebeplerle Kosova'nın bağımsızlığına destek olmamışlardır.
Kosova'nın bağımsızlığını ilan etmesi ve ABD, İngiltere, Fransa ve Türkiye gibi ülkeler tarafından tanınması uluslararası hukukun çiğnendiği saptamalarını beraberinde getirmiştir. Zira, uygulanagelen uluslararası hukuk kaidelerine göre devletlerin toprak bütünlüğü, her şeyden önce gelen bir ilkedir. Ulusların kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesi, ancak ve ancak belli bir ülkenin toprağında yaşayan herkes tarafından kabul edilirse geçerlidir. İkincil olarak da o bölgenin bağlı olduğu ülkenin anayasal teşkilatlanmasına bakılır. Bu ilkelere göre Kosova'yı incelediğimizde, bu ülkenin bağımsızlığının yeni bir dönemin kapısını açtığını görüyoruz. Çünkü, Yugoslavya'nın 1974'te kabul ettiği Anayasa'ya göre Kosova özerk bir bölgedir ve ayrılma hakkı yoktur. Bunun yanı sıra, Kosova'nın bağlı olduğu Sırbistan, bu bölgenin ülkeden kopmasını istememektedir. Ülke çapında bu konuyu işleyen bir referandum düzenlenmemiş olmasına karşın Sırpların Kosova'nın bağımsızlığına büyük çoğunlukla hayır demiş olmaları durumu özetlemektedir. Bu kriterleri göz önüne alırsak, Kosova ve bu bölgenin bağımsızlığını destekleyen ülkeler, uluslararası hukukun en temel ilkelerinden biri olan devletlerin toprak bütünlüğü ilkesine karşı çıkmış olmaktaydılar. BM Güvenlik Konseyi üyelerinden Rusya ve Çin'in karşı çıkışı ve topraklarında ayrılıkçı bölgeler bulunan ülkelerin de desteği ile Kosova, BM tarafından bağımsız bir devlet olarak tanınmamıştı.
Ne var ki, Uluslararası Adalet Divanı'nın Kosova'nın bağımsızlığının meşru olduğuna dair aldığı karar ile yeni bir içtihat yaratılmıştır. Bundan sonraki dönemde bu kararı emsal göstererek çok sayıda ayrılıkçı hareketin bağımsız olma girişiminde bulunabileceğini söyleyebiliriz. Moldova'dan ayrılmak isteyen Transdinyester, Rusya'nın bağımsızlıklarını tanıdığı Abhazya ve Güney Osetya, Azerbaycan'dan kopmaya çalışan Dağlık Karabağ, Ukrayna ile ciddi sorunlar yaşayan Kırım, Bosna-Hersek'ten ayrılmaya çabalayan Bosna Sırp Cumhuriyeti ve tabii ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilk akla gelen örneklerdir.
Küreselleşmenin beraberinde getirdiği mikro milliyetçilik akımı son yıllarda oldukça güçlenmiş ve ulus devletleri tehdit etmeye başlamıştı. Ulus devletlerin temsil edildikleri en önemli kurum olan BM'ye bağlı bir mahkemenin, bu zamana kadar uygulanan hukuku bir yana iterek yeni bir içtihat oluşturması, bu kurumun da kendisini yenilemeye ve küreselleşmenin ruhuna kendisini uydurmaya çalıştığını göstermektedir. Alınan karar Sırbistan ve en önemli destekçisi Rusya ve Çin tarafından tanınmamıştır. Fakat, önümüzdeki dönemde Kosova'nın bağımsızlığını tanıyan ülke sayısının 2'ye katlanabileceği söylenebilir. Peki, Uluslararası Adalet Divanı'nın aldığı karar dünya üzerindeki tüm ayrılıkçı hareketler için geçerli olabilir mi? Sanırım bu sorunun cevabı hayır olacaktır. Zira küresel güçlerin desteğini arkasına alamayan ve bu güçlere kendisini desteklemeleri için ikna edici bir dayanak sunamayan ayrılıkçı bölgelerin konumlarında resmi anlamda bir değişiklik yaşanmayacaktır. Ancak, geleceğin dünyası anlaşıldığı kadarıyla bazı ülkelerin tanıdığı bazılarının da çıkarlarına uymadığı için tanımadığı çok sayıda küçük devlet ile dolu olacaktır. Kosova, Batı'nın, özellikle de ABD'nin desteğini aldığı için kazandı. Peki, aynı durum Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için geçerli olabilir mi? Alınan karar ve biz evet desek de, ne ABD'nin ne de Rusya'nın desteğini almadığımız sürece adanın statüsünde bir değişiklik olamayacaktır. Çünkü, günümüz dünyasında uluslararası hukuk geçmişe nazaran çok daha fazla bir şekilde güçlünün işine gelecek şekilde dizayn edilmektedir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sponsor
Bugünkü yazılardan En çok okunanlar
|