E-POSTA :
ŞİFRE :
Şifremi Unuttum
Osman Aydemir
TakipBizlik
10/21/2014 | Siyaset
Deniz Ada
Başka Başka...
10/21/2014 | Yaşam
Ümit Sönmez
Günlük Gerçeküstücülük bağlamında İspiyonizm
10/21/2014 | Anı-Günce
SEFA KAR
Bir Sevdadır Kıbrıs
10/20/2014 | Yaşam
Gülüm Çamlısoy
GÖNÜL GÖZÜM
10/20/2014 | Edebiyat
Hüseyin Çakır
“Milli Güvenlik Siyaset Belgesi”: Güvensizlik belgesi v...
10/20/2014 | Siyaset
Ümit Sönmez
Günlük - Kurban'da timsaha girelim
10/20/2014 | Anı-Günce
Osman Aydemir
İmaj Hiçbirşey Başörtüsü Herşey (3)
10/19/2014 | Siyaset
Mehmet Şener
Direksiyon Sınavı
10/19/2014 | Yaşam
Gülüm Çamlısoy
CENNET
10/19/2014 | Edebiyat
Ümit Sönmez
Günlük – Makul bir yazı
10/19/2014 | Anı-Günce
Osman Aydemir
Tarihimizi Kim Yazmış?
10/18/2014 | Siyaset
Tarih : 6/9/2011
Kategori : Yaşam
Yazarı şikayet et
MİLLİ EĞİTİM'İ HADIM ETME ÇABALARI
Milli Eğitim'imiz, 27 Aralık 1947'de imzalanan ve adı tarihe, "Fulbright Antlaşması" olarak geçen; "Türkiye ve ABD Hükümetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkında Antlaşma" sonucu müfredat bütünüyle Amerikalı uzmanlar ve CIA tarafından, ABD çıkarları doğrultusunda biçimlendiriliyordu. Senatör Haydar Tunçkanat'ın "İkili antlaşmaların iç yüzü" ve "Amerikan Emperyalizmi ve CIA" adlı kitabında açıkladığı üzere, 27 Aralık 1947'de imza edilen Eğitim Komisyonu'yla ilgili anlaşmanın 5.maddesi şöyleydi:
"Komisyon; dördü TC vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden kurulu olacaktır. Bunlara ek olarak Türkiye'deki ABD diplomatik heyetin başı (Büyükelçi) komisyonun fahri başkanı olacaktır. Komisyonda oyların eşit olması durumunda kesin oyu misyon şefi (büyükelçi) verecektir." Komisyonun ABD vatandaşı olan 4 üyesinden ikisinin elçilikteki CIA mensupları arasından seçileceğinden kuşku duymamak gerek. Böylece CIA, MEB'na rahatça sızma imkânı bulacak, komisyon üyesi sıfatıyla öğrenci ve eğitim üyeleri arasında ajanlar devşirmekte hiçbir güçlükle karşılaşmayacak; Ayrıca, ders kitaplarına ABD propagandasının etkinliğini artırmak için malzeme hazırlayacaklardır.
O günden 2007 ye 58 yıldır, "Milli Eğitimimizi" ve daha pek çok icracı bakanlığımızı Amerikalı uzmanlar yönlendiriyor. Bu durun, 2007'de de böyledir ve "Fulbright Commision" adı altında Türk "Milli" Eğitimini biçimlendiren kurulun başında 2007'de Amerikan Büyük elçisi oturmaktadır.(bu gün de o kadar taviz verdiğimize göre bu şartlar muhtemelen aynı şekilde, belki daha da ağır şekilde devam etmektedir. Bundan daha ağır ne olacaksa?)
İsmet İnönü, Türkiye'nin "Amerikan Yarı-Sömürgesi" olduğunu açıklıyor:
Yalnızca MEB'nın değil, daha pek çok bakanlığın1949'dan beri Amerikalı uzmanlarca güdümlendiğine ilişkin acı gerçek, Türkiye'yi Amerikan yarı- sömürgesi durumuna düşürerek Türk ulusunun anlına bu lekeyi süren İsmet İnönü tarafından, yıllar sonra,1963'de "timsah gözyaşlarıyla" şöyle itiraf etmişti: "Hükümetin daha bağımsız ve kişilik sahibi bir dış politika izlemesi isteniyor. Herkes aynı şeyden söz ediyor. Nasıl yapacağım? Karar vereceğim ve işi ilgili teknisyenlere havale edeceğim. Onlar çalışma yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu? Yapamazlar. Çünkü hepsinin çevresinde uzman denen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Başaramazlarsa işi sürüncemede bırakmaya çalışırlar. O da olmazsa karşı tedbir alırlar. Bir görev veriyorum, sonuç bana gelmeden, Washington'un haberi oluyor. Sonucu memurlardan önce sefirden öğreniyorum. Bağımsızlık savaşından sonra Lozan'da asıl mücadele de bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa sınırlar zaten fiili durumdu. Tazminat işini 2 devlet aramızda çözerdik. Bütün mesele ve mücadele idaremize yapılmak istenen müdahale yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük ödünler vermeye hazırdılar. Dayattık. Biz onların neden ısrar ettiklerini biliyorduk. Onlar da, bizim neden inatla red ettiğimizi çok iyi biliyorlardı. Böyledir bu işler, peygamber edasıyla size dünyaları vaad ederler. İmzayı attınız mı ertesi günü gelirler. Uzman personeli gelmiştir, teçhizatı gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök artık. Gitmezler. Ancak, bu sorunun üzerine vakit geçirmeden mutlaka gitmek gerek. Yoksa ne bağımsız dış politika ne bağımsız iç politika güdemez, havanda su döversiniz. Sanmayın ki bu kolay bir iştir. Denediğinizde başınıza neler geleceği bilinmez..."
Türkiye'nin Şubat 1948'de 705 bin dolar olan döviz varlığını; Mayıs 1950'de eksi 12 milyon dolara; 1946'da 214 ton olan altın varlığını 1949 sonunda 123 tona indiren;, Devlet kasasında yeterince altın ve döviz bulunmasına karşın, borç alarak ülkeyi Amerika güdümüne sokan İsmet İnönü'nün bu yüz kızartıcı açıklamaları karşısında: "Madem bunları biliyordunuz, öyleyse niçin ABD ile antlaşmalar yaparken Türkiye'ye Amerikalı uzmanlar dolmasına neden olacak maddelere imza addınız?" demek gerekiyor. İ. İnönü'nün bu sözleri, kendisinin ülkeyi içine düşürdüğü durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdiği gibi, onu, sözde bir kahraman, Cumhurbaşkanı, Başbakan olarak ne denli çaresiz olduğunu da ortaya koymaktaydı.
(*) ABD Türk eğitim sistemini nasıl ele geçirdi-3, Ahmet Efeoğlu.
Türkiye'nin Siyasal İntiharı - Yeni Osmanlı Tuzağı, Cengiz Önakıncı


Bu yazı 1033 kere okundu.
Yazıya yapılan yorum bulunmamaktadır.
* Ad/Soyad Yazınız:
* E-mail Adresinizi Yazınız:
* Yorumunuzu Giriniz:
2000 karakter yazabilirsiniz.
Numarayı Giriniz
Not: Yorumunuz, yazar tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.
Yazarlarımızın hergün sadece bir yazısı yayımlanır. 23:59'a kadar kaydedilen yazılar ertesi gün 00:01'de yayına girer.
© Copyright 2012 Yazarport