E-POSTA :
ŞİFRE :
Şifremi Unuttum
Osman Ateşoğlu
Tarih Tekerrürden İbarettir Düşman Sadece Renk Değişti...
7/25/2014 | Genel
METEHAN EKİCİ
İYİ BİR İNSAN NASILDIR ?
7/25/2014 | Yaşam
Namık SALİH
***GİDİŞLER VARDIR HİÇ İSTENMEYEN...
7/25/2014 | Edebiyat
Osman Ateşoğlu
OKU!
7/24/2014 | Genel
Musa Kocakiren
Savrulan Hayatlar ve Yitip Giden Ömürler
7/24/2014 | Genel
Mehmet Şener
Mübarek ramazan ayına hürmet gerekir
7/24/2014 | Yaşam
Tuncay Köse
Lojistik Olmadan Asla!
7/24/2014 | Yaşam
Hüseyin Münir COŞAR
İSRAİL KAYBETMEMELİ; Bütün Dünya, Siviller, Anneler, Be...
7/24/2014 | Genel
Hilmi Öztürk
Dan Dun
7/24/2014 | Genel
HATİCE NİDA ŞAHİN
SEVDA ÜZERİNE... ÂŞIK ÜZERİNE... MAŞUK ÜZERİNE...
7/24/2014 | Edebiyat
ALi Cihan
Nasıl Gidiyor Aşk Acılarınız ?
7/23/2014 | Yaşam
Çiğdem Yamaç
Uyuşturucu Maddesi Ve Sonuçları
7/23/2014 | Yaşam
Tarih : 2/25/2010
Kategori : Siyaset
Yazarı şikayet et
MONTRÖ SÖZLEŞMESİ'NİN GELECEĞİ
Türkiye Cumhuriyeti'nin Boğazlar bölgesindeki hakimiyetini pekiştiren en önemli belge olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi bugün çeşitli aktörler tarafından gündemde tutulmaya çalışılmaktadır. Bu davranış içerisinde bulunan aktörlerin temel hedefi, Montrö Sözleşmesi ile Türk Boğazları üzerinde zayıflayan siyasal ve ekonomik hakimiyetlerini arttırmaktır. Montrö Sözleşmesi, Soğuk Savaş boyunca tarafların siyasal ajandalarında yer almazken, Soğuk Savaş'ın bitişinin ardından özellikle ABD ve Avrupa Birliği tarafından gündeme getirilmeye ve değiştirilmesi yönünde istekler öne sürülmeye başlanmıştır. Montrö Sözleşmesi'nin temel nirengi noktası, Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin bu yarı kapalı denize girişini sınırlandırmak olduğu için, küresel sistemin lider ülkeleri bu denize giriş konusunda sorunlar yaşamaktadırlar ve amaçları da Montrö'nün ortaya çıkardığı statükoyu bozmaktır.
20 Temmuz 1936 tarihinde İsviçre'nin turistik merkezlerinden, Leman Gölü kıyısındaki Montrö kasabasında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile ortaya çıkan ve Türkiye'nin siyasal bütünlüğünü zedeleyen statükoyu ortadan kaldırıyordu. Montrö'nün amacı, yaklaşan II.Dünya Savaşı öncesinde İtalyan ve Alman tehlikesine karşı Türk Boğazları'nı güvenceye almak ve bu şekilde Türkiye'nin yükselen itirazlarına olumlu yaklaşarak, bu stratejik ülkeyi Mihver Kampı'na kaptırmamaktı. Bu dönemde henüz Almanya ile Molotov-Ribbentrop İttifakı'nı kurmamış olan SSCB de Lozan Antlaşması'nın öngördüğü düzenin değiştirilmesine ve sözleşmenin Karadeniz'e kıyısı olan devletleri daha avantajlı konuma getirmesine sıcak bakıyordu. SSCB, daha Lozan Antlaşması sırasında oluşturulan uluslararası Boğazlar Komisyonu'na ve Boğazlar'ın askerden arındırılmasına karşı çıkmıştı. Sovyet yetkilileri, denizlerde yeterince güçlü olmadıklarını biliyorlar ve kurulacak düzen sayesinde Karadeniz'e serbestçe girip çıkacak olan İngiltere ve Fransa'nın bu denizde hakimiyet kuracaklarını tahmin ediyorlardı. Fakat, İngiltere ve Fransa ile İtalya'nın yoğun istekleri ve ABD'nin de teşvikiyle Boğazlar silahsızlandırılmış ve kurulacak olan komisyonun hakimiyetine bırakılmıştı. Boğazlar Komisyonu, Türkiye'nin de üye olacağı ve serbest geçiş ilkesine göre Boğazlar'ın yönetimini düzenleyecek olan bir teşkilattı. Kendisine ait bir bütçesi ve yönetimi olacaktı.
Lozan Antlaşması imzalandığında, uluslararası ilişkilere savaşları önleme düşünceleri ve silahsızlanma düşüncesi hakimdi. Milletler Cemiyeti'nin uluslararası sorunları çözeceği ve silahsızlanmayı sağlayacağı düşüncesi tüm insanların kafasında yer edinmişti. Fakat, aradan geçen zaman ve Almanya ile İtalya'da yaşanan gelişmeler, Japonya'nın Mançurya'yı işgal etmesi ile birleşince dünya siyasetinin gündemini değiştirdi ve Türkiye'nin baştan beri yaptığı itirazların dikkate alınmasını sağladı.
20 Temmuz 1936'da imzalanan Montrö Sözleşmesi ile Boğazlar'ın kontrolü Türkiye'ye devredildi ve Boğazları'ın askerileştirilmesi kabul edildi. Bunun yanı sıra, uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılması Türkiye'nin isteklerinin kabul edildiğini gösteriyor. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ticaret gemileri için yine 'serbest geçiş' ilkesini esas alsa da bu geçişe birtakım sınırlamalar koyuyor ve Türkiye'nin Boğazlar'daki trafiği kontrol edebilmesini sağlıyordu. Üstelik, savaş gemileri için çok daha farklı kriterler konmuştu. Karadeniz'e kıyısı olan devletlerin savaş gemileri için belirli şartlar altında, belirli tonaj sınırlamaları ve geçiş için haber verme koşulları getirerek Türkiye'nin elini güçlendirirken, Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerinin geçişini neredeyse imkansız hale getirmiştir. Öyle ki, Karadeniz'e belirli tonaj sınırlaması ve sayı kısıtlaması ile geçebilecek olan savaş gemileri dahi 21 günden fazla bu denizde kalamayacaklardı. Getirilen bu koşullar, Lozan Antlaşması ile kıyas kabul etmeyecek şekilde Türkiye'nin lehine olmuştur ancak bu sözleşmenin geçerlilik süresi 20 yılla sınırlandırılmıştı ve değiştirilmesi için de imzacı ülkelerden birinin itirazının yeterli olacağı belirtilmişti.
Gelinen noktada, Karadeniz'in yarı kapalı statüsünün bugün de sürdürüldüğünü ve sözleşmenin üzerinden 72 yıl geçmesine rağmen hala geçerliliğini koruduğunu görüyoruz. Bunun sebebi, Montrö Sözleşmesi'nin bölgenin şartlarına çok uygun bir içeriğe sahip olması ve Soğuk Savaş süresince hiçbir aktörün bu sözleşmenin değiştirilmesi için başvuruda bulunmaya cesaret edememesidir. Türkiye'nin, sözleşmede belirtilen şartları en iyi şekilde karşılaması ve tarafsız tutumu ile bölgenin en önemli ülkesi Rusya (1991'e kadar SSCB)'nın sözleşmenin değiştirilmesini istememesinin de sözleşmenin geçerliliğini sürdürmesinde etkili olduğunu görüyoruz.
Bugün, Türkiye'nin en önemli müttefiki ABD'nin, AB üyelerini de yanına alarak Montrö'nün değiştirilmesi isteğini dillendirmeye başladığını görüyoruz. ABD'li yetkililer değişim isteklerine sebep olarak da, dünyanın bugün geldiği noktada hiçbir bölgenin kapalı kalamayacağını ve her devletin her bölgeye eşit olarak ulaşım imkanlarına sahip olması gerektiğini göstermektedirler. Bunun yanı sıra, ABD-AB İttifakı'nın Karadeniz'deki enerji güvenliğini sağlamak ve teröre karşı ortak hareket edibilmek amaçlarını da öne sürerek Karadeniz'e savaş gemilerini sokmak istediğini görebiliyoruz. Bu isteğin karşısında yer alan Türkiye-Rusya İttifakı ise Montrö Sözleşmesi'nin değiştirilmesi halinde Karadeniz Havzası'nın tıpkı dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi kaos içerisine gireceğini ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, bölgede kutuplaşmanın artarak, silahlanmanın da bölge güvenliğini tehdit etmeye başlayacağını belirtmektedir. Belirtilen olumsuzlukların yanında, savaş gemilerinin yaratabileceği çevre kirliliği, İstanbul ve Boğazlar çevresindeki şehirlerin güvenliği için yaratabileceği risk de göz önünde bulundurulmalıdır.
Aslında, ABD'nin amacı Karadeniz'in enerji kaynaklarını kontrol etmek ve enerji nakil hatlarını kendi kontrolüne alarak bölgede siyasal ve ekonomik hakimiyetini kurmaktır. Yine, Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkeleri tamamen kendi kontrolüne alabilmek ve Rusya'yı Karadeniz'den tehdit etmek, Kuzey Kafkasya'daki Rusya karşıtı halklar üzerindeki etkinliğini arttırarak onları Rusya'ya karşı kışkırtmak ve Türkiye'yi de rahatsız ederek bu ülkenin daha bağımsız kararlar alabilmesini önlemek de ABD'nin emelleri arasındadır. Bu politikalarını uygulamaya koymak için Montrö Sözleşmesi'nin değiştirilmesini istemekte ve antlaşmayı imzalayan taraflardan biri olmadığı için de Romanya ve Bulgaristan gibi NATO ve AB üyesi, topraklarında Amerikan Askeri Üsleri barındıran ülkeleri kullanmaya çalışmaktadır.
Rusya, ABD'nin siyasal ve ekonomik hedeflerini çok iyi anladığı için Montrö'nün değiştirilmesine katiyetle karşı çıkmaktadır. Bu nedenle, Türkiye arasında ortak bir bağ oluşmuştur. Son dönemde iyileşen Rusya-Türkiye İlişkileri'nin arkasındaki en önemli etkenlerden birisi de Montrö ile kurulan bağdır. Ağustus 2008'de Rusya'nın Gürcistan'a yaptığı müdahale ve Batı yanlısı bu ülkeyi resmen bölmesi, Atlantik'in öte yakasında büyük çalkantılara neden olmuş ve Boğazlar'dan askeri gemi geçirip Gürcistan'a yardımcı olamadığı için ABD'nin Montrö karşıtlığını daha da arttırmıştır. Öyle ki, Gürcistan'a NATO aracılığıyla gönderilen insani yardım malzemesi dahi Boğazlar'dan büyük tartışmalar içerisinde sırayla geçirilebilmiştir. Çünkü, Boğazlar'dan 15 bin tondan fazla gemi geçemiyor, aynı anda 9 gemiden fazla gemi Karadeniz'e geçemiyor, 21 günden fazla kalamıyor ve belli bir ülkenin Karadeniz'de bulundurabileceği gemilerin toplam tonajı 45 bin tonu geçemiyor. Bu nedenle, Karadeniz'e önce Almanya ve İspanya bayraklı insani yardım taşıyan hafif savaş gemileri geçmiş, onlar yükünü boşaltıp Boğazlar'dan ayrıldıktan sonra ABD bayraklı gemiler Boğazlar'a girmiş ve Gürcistan'a gitmiştir.
Görüldüğü gibi Montrö Boğazlar Sözleşmesi, bölgede barışı istikrarı sağlayan en önemli belge konumundadır. Öyle ki, bu belge bölgede kaosun çıkmasını önleyen en önemli belgedir. Karadeniz'in önümüzdeki dönemde artacak önemi düşünüldüğünde bölgenin bugün Ortadoğu'nun içine düştüğü duruma düşmesi istenmiyorsa Montrö sonuna kadar korunmalı ve Boğazlar'da güvenliğin sağlanması için ek tedbirler alınmalıdır. Karadeniz'de petrol ve doğalgaz çıkarılmaya başlanınca ve bölgede enerji akışını sağlayacak yeni projeler ortaya kondukça, Montrö Sözleşmesi'nin değiştirilmesi istekleri daha hararetli biçimde Türkiye'nin önüne konacaktır. Şimdiden bu duruma hazırlıklı olunması ve gerekli temasların yapılması gerekmektedir.



Bu yazı 4116 kere okundu.
Yazıya yapılan yorum bulunmamaktadır.
* Ad/Soyad Yazınız:
* E-mail Adresinizi Yazınız:
* Yorumunuzu Giriniz:
2000 karakter yazabilirsiniz.
Numarayı Giriniz
Not: Yorumunuz, yazar tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.
Yazarlarımızın hergün sadece bir yazısı yayımlanır. 23:59'a kadar kaydedilen yazılar ertesi gün 00:01'de yayına girer.
© Copyright 2012 Yazarport